KAZAKİSTAN’DA NAZARBAYEV’İN GÖREVİNDEN AYRILMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Kazakistan’ı Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte bağımsızlığını ilan ettiği 10 Aralık 1991 tarihinden 20 Mart 2019 tarihine kadar Cumhurbaşkanı olarak yöneten Nursultan Nazarbayev, bu tarih itibarıyla görevini bıraktı. Aralıksız 28 yıla yakın bir süre Kazakistan’ı yöneten Nazarbayev’in ayrılışı, bütün Dünyada fazla gündeme gelmedi; Türkiye’de de devam eden yerel seçim sürecinin gölgesinde kaldı. Nazarbayev’in görevini bırakmasını konu edinen yazılar, ya kısa yorum yazıları idi ya da Nazarbayev’e adeta “methiye” idi.

Oysa bu gelişme uluslararası politika bağlamında önemliydi, Türkiye için, çok daha önemliydi. Ve objektif/gerçekçi olarak değerlendirmeyi gerektiriyordu. İşbu yazı, gördüğüm bu gereğin ürünüdür.

Kazakistan, 2 milyon 724 bin km² büyüklüğünde bir ülkeye ve 18 milyonun üzerinde (neredeyse İstanbul kadar) bir nüfusa sahiptir. Nüfusu ülkesi ile karşılaştırıldığında, ülkesinin nüfusuna göre çok büyük olduğu oldukça açıktır. Nüfusu, etnik ve dinsel açıdan çeşitlilik gösterir. Etnik açıdan; Kazaklar nüfusun % 63’nü, Ruslar % 24’nü, Özbekler % 3’nü, Ukraynalılar % 2’sini, Uygurlar % 1,5’nu teşkil ediyor. Ayrıca nüfusun %1’i oranında Almanlar da var. Dinsel açıdan, Müslümanlar nüfusun % 70’ni, çoğunluğu Rus Ortodoks olmak üzere Hristiyanlar % 26’sını teşkil ediyor. Orta Asya’nın merkezi sayılabilecek bir coğrafi konuma sahip Kazakistan’ın, Çin ile 1.765 km., Kırgızistan ile 1.212 km., Rusya ile 7.644 km., Türkmenistan ile 413 km. ve Özbekistan ile de 2.330 km. uzunluğunda sınıra sahiptir. Kazakistan, Hazar Denizi’ne de açılır ve bu denizde de en uzun (1.755 km.) kıyı şeridine sahip ülkedir. Bütün bunlar, Kazakistan’ın ülkesel büyüklüğünün derecesine işaret eder. Kocaman ülkesinde, küçük nüfusu ve bu komşuları ile Kazakistan’ın işi kolay değildir. Nazarbayev’in Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı, geçen 28 yıla bakıldığında, kendisinin bu zorluğun üstesinden gelmekle kalmadığı, döneminde Kazakistan’ın istikrar içinde gelişme gösterdiğini söylemek icap eder.

Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakma nedenini sorgularken, Kazakistan’a ilişkin bu verileri hatırlamak gerekmez mi?

Acaba Nazarbayev, görevi bırakma ihtiyacı mı duydu, yoksa değişen (değişmekte olan) iç-dış koşullar nedeniyle Kazakistan’ın geleceğini dikkate alarak görevini yeni bir “kurumsal yapılanma” içinde yürütmeyi mi tercih etti?

Bu çalışmada, özellikle bu sorulara cevap teşkil edebileceği düşünülen hususlara değinilmiştir. Bu bağlamda, öncelikle Nazarbayev’in şahsı ile ilgili bazı hususları hatırlamak icap eder. Nazarbayev, Aralık 1991-Mart 2019 tarihleri arasında bağımsız Kazakistan’ın Cumhurbaşkanı olmadan önce de, Sovyetler Birliği döneminde, 1984’te “Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti” Başbakanı olarak görev yapmıştı. 1989’da, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Genel Sekreterliği görevine gelmişti. Bu görevinde iken, Gorbaçov’un başlattığı, “Prestroika” olarak da bilinen devletin yeniden yapılandırılması sürecinde, Gorbaçov’dan “SSCB Başkan Yardımcılığı” görevi teklifini almış ancak, bu teklifi geri çevirmişti. Yani Nazarbayev’in Kazakistan Cumhurbaşkanlığına bakarken, kendisinin Sovyetler Birliği’nin son dönem yönetimindeki ağırlıklı yerini de hatırlamak ve birikimine bunları da eklemek gerekir. Nazarbayev’in Türk Dünyasında, “bilge”, “aksakal” ya da “bilge aksakallı” sayılması boşuna değildir, arkasında bu birikim vardır. Yine Nazarbayev’e bakarken, Kazakistan’ın ülkesinin Sovyetler döneminde nükleer denemeler için kullanılmasının yol açtığı ağır sağlık sorunlarının etkisinde yürüttüğü nükleer silahsızlandırma alanındaki çalışmaları nedeniyle, kendisinin, İsviçre’deki Barış Bilim ve Araştırma Enstitü’sü yönetimi tarafından, 2017 yılında, Nobel Barış Ödülü’ne resmen aday gösterildiğini hatırlamak da gerekir.

Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakması, bölgesel ve küresel jeopolitikteki devam eden değişimlerden bağımsız olarak görülemez. Jeopolitik değişimler, Kazakistan geleceği açısından son derece önemlidir.

a. 1.765 km. uzunluğunda bir sınır üzerinden komşu olduğu Çin, ABD ile rekabet içindedir. Bu rekabetin Kazakistan’ı etkileyen boyutu vardır. Çünkü “ayrılıkçı” Müslüman Uygur Türklerinin yaşadığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi Kazakistan’a komşudur. Arada yasa dışı geçişler olması Çin’i rahatsız etmekte; ABD’nin Müslüman Uygur Türklerinin hamiliğine soyunmuş görüntüsü (Kazakistan-ABD ilişkilerinin de etkisiyle), Kazakistan’a yansıyan rahatsızlığı ayrıca beslemektedir. Kazakistan’ın ülkesi, Çin’in Batıya açılma yolu üzerindedir ve “Bir Kuşak Bir Yol” projesi kapsamında Pekin için çok önemlidir. Bir başka açıdan ya da madalyonun diğer yüzünde, başka hususlar da ardır. Kazakistan, kalabalık nüfusu nedeniyle, Çin’in potansiyel “taşma” alanı olarak algılanmaktadır. Yine Çin’in Dünyanın en büyük enerji tüketicisi olmasına rağmen enerjide dışa bağımlı olması, enerji kaynakları yönünden zengin Kazakistan’ı endişeye sevk eden bir başka husus olarak görülmektedir. Küresel ısınmanın etkisinde Sibirya’nın, Uzakdoğu’nun ve Arktik Okyanusu’nun, enerji ve yeni (kuzey) deniz ticaret yolu açısından öne çıkmaya başlamasının da, Kazakistan’ın Pekin’in gözündeki jeopolitik değerini artırdığı bir gerçektir. Haritaya bakıldığında, Çin’in Sibirya’ya, Uzakdoğu’ya ve Arktik Okyanusu kıyılarına yöneldiği bir tabloda, Kazakistan, bu yöneliş yolu üzerindedir. Ayrıca Rusya’nın Çin’in bu yönelişinin önünü kesme hamlesini boşa çıkarmada da, yine Kazakistan, Çin için önemli olacaktır.

b. 1.212 km. uzunluğunda bir sınır üzerinden komşu olduğu Kırgızistan, sık sık yaşadığı istikrarsızlık ile anılan, istikrarsızlığa açık bir ülkedir. Ülkesel derinliği fazla olmadığından, Kırgızistan’ın Kazakistan ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi arasında yer alıyor olması, Kazakistan için önemlidir. Bir taraftan Fergana’daki “militan İslami aşırıcılık”, diğer taraftan “ayrılıkçı” Müslüman Uygur Türkleri ile bağlantılı gelişmeler, Kırgızistan’ı Kazakistan’ın gözünde “sorun ihraç etme” potansiyeli yüksek bir ülke konumunu itmektedir. Bu bağlamda, son dönemde Irak’ta ve Suriye’de temizlendiği ileri sürülen IŞİD militanlarının Afganistan’ın kuzeyinde (Özbekistan’ın ve Kırgızistan’a komşu Tacikistan’ın güneyine) yığılmakta olduğunun ileri sürülmesini, Kazakistan açısından da son derece anlamlı bulmak gerekir.

c. 7.644 km. uzunluğunda bir sınır üzerinden komşu olduğu Rusya için, Kazakistan son derece değerlidir. Bu değeri besleyen en önemli iki faktörden biri Çin, diğeri de Rusya’nın Sibirya ve Uzakdoğu topraklarının (+Arktik Okyanusu kıyılarının) güvenliğini sağlamasında Kazakistan’ın kritik bir yere sahip olmasıdır. Çünkü orta ve uzun vadede Rusya ile Çin’in karşı karşıya gelebileceği, ihtimal dışı bir durum olarak görülememektedir. Rusya açısından Kazakistan’a bakarken, ayrıca, (i) Hazar Denizi’ndeki dengeleri, (ii) Hazar Denizi üzerinden Kafkasya’yı ve (iii) “militan İslami aşırıcılık” tehdidi ile mücadelede Kazakistan’ın Orta Asya’da “tampon” ülke işlevini yerine getirdiğini de unutmamak gerekir. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü vardır ve madalyonun bu yüzünde de, Rusya’nın enerji taşıma hatlarının Kazakistan için taşıdığı değer ve Kazakistan’da nüfusun ortalama % 25’ni teşkil eden Ruslar (ve Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Hristiyanlar) yer alır. Ve belki madalyonun bu yüzündeki en önemli unsur da, Kazakistan’ın Sovyetler geçmişi ve bu geçmişte şekillenerek bugüne kadar gelebilmiş tarihsel, sosyal ve kültürel Rus-Kazak ortak değerleridir. Abhazya, Güney Osetya ve Kırım konusunda Moskova ile aynı çizgide olmamasına, Çin ile yakınlaşmasına ve ABD ile olan ilişkilerinin istikrar içinde devam etmesine rağmen, Kazakistan-Rusya ilişkilerinin olağan seyri içinde olması, Nazarbayev’in şahsı ile açıklanabilse de, Kazakistan’ın Rusya için taşıdığı değer ile açıklanması bana daha rasyonel gelmektedir.

d. 413 km. uzunluğunda bir sınır üzerinden komşu olduğu Türkmenistan, aynı zamanda Hazar Denizi üzerinden de Kazakistan’ın komşusudur. Türkmenistan’ın, bir taraftan “kapalı” ve “totaliter” rejimi üzerinden potansiyel olarak istikrarsızlığa açık görünmesi, diğer taraftan İran ve Afganistan gibi “sorunlu” komşularının olması, Kazakistan için, potansiyel ve dolaylı risk anlamına gelmektedir.

e. 2.330 km. uzunluğunda bir sınır üzerinden komşu olduğu Özbekistan, Kazakistan için bir başka sorun kaynağıdır. İslam Kerimov döneminde, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ile yaşadığı deneyime bağlı olarak, Özbekistan, ABD’ye kapılarını kapatmıştı. Kerimov’un Eylül 2016’da vefatından sonra yerine geçen Şevket Mirziyoyev, şimdi, ABD ile yakınlaşma işaretleri vermektedir. Ve ABD ile ilgili deneyimler ve mevcut konjonktür, Mirziyoyev’in verdiği işaretlerin aynı zamanda risk işaretleri olduğunu söylemektedir. Kazakistan gibi, Afganistan ve Tacikistan da, Özbekistan’ın komşularıdır. Bilindiği üzere, Afganistan’daki istikrarsızlık devam etmektedir. Tacikistan ise, taraflardan birinin “İslamcılar” olduğu iç savaş geride kalmış gözükse de, potansiyel olarak, hala istikrarsızlığa açık bir ülkedir. Son dönemde IŞİD militanlarının Afganistan’ın kuzeyine doğru yığılmaya başladığına dair haberler çıkış noktası alındığında ve bu, ABD-IŞİD bağlantısına dair iddialar ve Mirziyoyev’in ABD ile yakınlaşma işaretleri ile birlikte mütalaa edildiğinde, Afganistan’daki istikrarsızlığın Özbekistan’a ve Tacikistan’a sıçrama ihtimalini akla getirmektedir ki, Kazakistan’ın böyle bir durumdan etkilenmemesi düşünülemeyecektir.

Çin-ABD rekabetinin, ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarının, Ortadoğu’daki (ve İslam Dünyasındaki) huzursuzluğun geçen her gün biraz daha öne çıktığı bir küresel tablo mevcuttur. Çin-ABD rekabeti öne çıkarken, Kazakistan’ın komşusu Çin ile yakınlaşması ABD’yi rahatsız etmez mi ya da Kazakistan’ın ABD ile olan istikrarlı ilişkileri Çin’de soru işaretine yol açmaz mı? ABD Rusya’ya yönelik yaptırımlarını artırırken, Kazakistan giderek daha çok Rusya ile ABD arasında kalmaz mı? Ortadoğu’daki Suriye krizinin çözümüne yönelik “Astana Süreci”ne ev sahipliği yapması nedeniyle, önümüzdeki dönemde Ortadoğu’da (Suriye krizinde+Filistin konusunda) tansiyonun yükselmesi Kazakistan’ı etkilemez mi? Kazakistan, Ortadoğu’da Türkiye’nin aleyhine olarak baş gösterebilecek gelişmelere sırtını dönebilir mi? Belki en önemlisi, bir “özgürlük hareketi” olarak takdim edilen, ancak bugün gelinen noktaya bakıldığında, “yıkımı”, “kanı” ve “gözyaşını” çağrıştıran ve bir taraftan ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin hedef ve çıkarlarına hizmet etmiş, diğer taraftan da Ortadoğu’da münhasıran ABD’nin bölgesel müttefikleri İsrail’in ve Kürtlerin işine gelmiş gözüken Arap Baharı’nın Asya versiyonunu (yani “Asya Baharı”nı) çağrıştıran, böyle bir algıya yol açan işaretler var iken; Asya Baharı’nın Kazakistan’a uğrama ihtimali nedir, uğrar mı, uğramaz mı, uğraması ne anlama gelir?

Kazakistan ile ilişkilendirilen jeopolitik değişimler ve yukarıdaki sorular, Kazakistan’ın ekonomik durumu ile birlikte mütalaa edilir ise, konu daha anlaşılır hale gelecektir. Kazakistan’ın (satın alma gücü paritesi ile) GSYİH’sı 450 milyar doların üzerindedir. Yıllık bütçesi (gelir+gider) 75 milyar dolar civarındadır. İhracatı 50 milyar dolar dolaylarında olup ihracat ortakları, büyüklük sırası ile, İtalya (% 18), Çin (% 12), Hollanda (% 10), Rusya (% 9), İsviçre (%6), Fransa (%6); ithalatı da, 32 milyar dolar civarında olup ithalat ortakları da, yine büyüklük sırası ile, Rusya (% 39), Çin (% 16), Almanya (% 5), ABD (% 3)’dir. Ham petrol rezervleri 30 milyar varil olan Kazakistan, günde ortalama 1 milyon 400 bin varil ham petrol ihraç etmektedir. Onaylanmış doğal gaz rezervleri ise, 2.4 trilyon m³ olup doğal gaz ihracatı da yılda 13 milyar m³’tür. Bu veriler, enerjiye dayalı ülke ekonomisine ve enerji ağırlıklı dış ticarete işaret ediyor. Kazakistan’ın enerji ile bağlantılı bu durumunu iki açıdan görmek gerekir. Birincisi, Suriye krizi ile eş zamanlı sayılabilecek bir şekilde petrol fiyatlarında baş gösteren sert düşüşün; varil fiyatı 120 doların üzerinde iken, 50 dolara (hatta altına) düşmesinin; sonrasında, bugüne kadar yaşanan inişli-çıkışlı seyir sürecinde fiyatlarda hala 80 doların üzerine çıkılamamış (çıkılsa bile tutunamamış) olunmasının, ekonomisi enerjiye dayalı Kazakistan’ı olumsuz etkilediğidir. İkincisi de, enerjide artık Dünyanın bir numarası konumuna gelmiş gözüken ABD’nin, enerji pazarında Kazakistan’ı rakip göreceği ve Kazakistan’ın enerji pazarını ele geçirmek isteyeceğidir. Kazakistan’ın bugüne kadar olan enerjiye dayalı ekonomik gelişmesi, daha çok başkent Astana’da (şimdiki adı ile Nur Sultan’da) ve Almatı’da ifadesini bulmuştur. Diğer şehirler, ekonomideki gelişmeden bu iki şehir kadar pay alamamışlardır. Yani ekonomideki gelişme, ülke geneline yayılamamıştır. Bu durum, toplumsal huzursuzluk bağlamında istismara kapı aralama potansiyelini içeren bir durumdur. Bir diğer önemli husus da, Kazakistan ekonomisinin enerjiye dayalı olmaktan bugüne kadar kurtarılamamış olunmasıdır. Ekonomide “çeşitliliği” sağlamada bugüne kadar fazla başarılı olunmaması, ülke için bir zayıflığa yol açmıştır ki; bu zayıflık, Kazakistan’a karşı istismar edilme potansiyelini içermektedir. Bu noktada, ABD’nin, “örtülü” yollarla, Kazakistan’ın enerji pazarını ele geçirme peşinde olup olmadığı sorgulanmalıdır diye düşünülmektedir.

Bu ekonomik tablo; Nazarbayev’in aralıksız ülkeyi tek başına yönettiği 28 yıl içinde ortaya çıkmış bir tablodur. Ve Kazakistan’daki siyasal yaşama dair tablo da, bu ekonomik tablodan pek farklı değildir. Nazarbayev’in yönettiği Kazakistan’da, siyasal ve ekonomik iktidarın akrabalar, dostlar ve yakınlar/yandaşlar arasında paylaştırılmış bir görüntüsü vardır. Bu görüntü içinde, zenginleşmiş, yerlerinden edilemeyen (yıllardır aynı görevleri sürdüren) bir “seçkinler” sınıfı doğmuştur. Demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve adalet olguları, hem evrensel ölçülerin uzağında kalmıştır, hem de yöneticiler ile ilişkilendirilmiş olarak anlam ifade eder bir hale gelmiştir. Kazakistan’da siyasal muhalefet olgusu, “göstermelik” olmanın ötesine geçememiştir. Bu ekonomik ve siyasal tablo, “gizli” muhalefet olgusunu doğurmuştur.

Bölgesel ve küresel jeopolitikteki değişimler, komşularının durumu ve dış politikaya ilişkin angajmanları, belirtilen ekonomik ve siyasal durumu ile birlikte mütalaa edildiğinde, dışarıdan örtülü müdahalelere oldukça müsait bir Kazakistan ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ne yapmak gerekir? İçeride birikmiş “gazı” boşaltmak, iç cepheyi sağlamlaştırmak, bu suretle dışarıdan gelebilecek örtülü/açık müdahalelerin önünü kesmek gerekmez mi? Ben, Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmasını, yaşı ve sağlık durumu ile ilgili değil, böyle görüyorum, böyle anlıyorum.

Nazarbayev’in, ülke ekonomisindeki kötüye gidişi gördüğü için; Çin’den, Rusya’dan ya da ABD’den gelen baskılara dayanamadığı için, Cumhurbaşkanlığı görevini bıraktığını düşünmek, bana gerçekçi gelmemektedir. Bunun, Nazarbayev’e yapılmış bir haksızlık olacağını düşünüyorum. Üstelik olaylar da, bunu doğrulamamaktadır.

Her şeyden önce, Nazarbayev, Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmıştır ama, hem iktidar partisi Nur Otan’ın, hem de yetkileri artırılmış Kazakistan Güvenlik Konseyi’nin başında olmaya devam edecektir. Yani siyasetten çekilmemiştir. Gücünü korumaktadır. İkinci olarak, 2020 yılına kadar Nazarbayev’in kalan süresini tamamlamak üzere Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan (muhtemelen 2020 yılında yapılacak seçimde de asaleten bu göreve seçilecek) Kazakistan Senatosu Başkanı Kasım Cömert Tokayev’e bakmak gerekir. Tokayev de, tıpkı Nazarbayev gibi, Sovyetler döneminden gelen bir isimdir. Göreve SSCB Dışişleri Bakanlığında başlamıştır. Ve Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından itibaren hep Nazarbayev’in yanında, kendisi ile birlikte çalışmış bir isimdir. 1992’de Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı’dır. 1994’de Kazakistan Dışişleri Bakanı’dır. 1999’de, önce Kazakistan Başbakan Yardımcısı, sonra aynı yıl içinde Kazakistan Başbakanı’dır. 2002’de yine Kazakistan Dışişleri Bakanı’dır. 2007’den sonra da hep Kazakistan Senatosu Başkanı’dır. Mart 2019’da da, Nazarbayev’in boşalttığı Cumhurbaşkanlığı koltuğuna şimdilik geçici olarak oturmuştur. Nazarbayev’in boşalttığı koltuğun Nazarbayev’in nezaretinde kazanılmış böyle bir kariyer çizgisine sahip bir isim tarafından doldurulmuş olması, Kazakistan’ın yönetimindeki bu değişikliği, sadece  “şekli” bir değişiklik kılmaz mı? Üçüncü olarak, Kasım Cömert Tokayev’in geçici olarak Cumhurbaşkanı koltuğuna oturması ile boşalan Kazakistan Senatosu Başkanlık koltuğuna Nazarbayev’in en büyük kızı Dariga Nazarbayev oturmuştur. Dariga Nazarbayev Senato üyesidir, Tokayev, kendisini aday göstermiştir, Senato üyeleri de gizli oturumda onu başkan seçmiştir. Bu noktada, Dariga Nazarbayev’in daha önce milletvekilliği, 2015-2016 yıllarında Başbakan Yardımcılığı ve 2016 yılından sonra da Senato üyeliği yaptığını hatırlamak gerekir. Dördüncü olarak, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Kasım Cömert Tokayev, yeni bir hükümet kurma yoluna gitmemiş, Nazarbayev tarafından atanmış hükümetle yola devam edeceğini açıklamıştır. Beşinci olarak, Nazarbayev’in Ekim 2018’de açıkladığı alfabe değişikliğini hatırlamak gerekir. Bu, çok ciddi ve yıllara yayılmış bir projedir. Kazakistan; bu proje ile, 80 yıldır kullandığı 42 harften oluşan Kazakça Kiril alfabesini bırakıyor, yerine 32 harften oluşan Latin alfabesine geçiyor. Ülkesindeki Rus nüfus, ülke yönetimindeki Rus nüfuzu ve Rusya ile olan bağlar dikkate alındığında, alfabe değişikliğinin oldukça önemli olduğu açıktır. Nazarbayev’in böylesine önemli bir projeyi tehlikeye düşürecek bir adımı atacağı düşünülebilir mi?

Yukarında belirtilenlerden, Nazarbayev’in, iç ve dış koşulların bugününü ve bu koşulların görünür geleceğine dair tahminleri dikkate alarak, Cumhurbaşkanlığı görevini bıraktığı ancak, perde gerisinde gücü elinde tutmaya devam edeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Mart 2017’de Anayasada değişiklikler yapılarak Cumhurbaşkanı’nın bazı yetkilerinin parlamentoya ve hükümete devredilmesi ve bunlar olurken Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in artık dış politikaya, ulusal güvenliğe ve stratejiye odaklanacağının ileri sürülmesi de bu görüşü teyit etmektedir. Yani Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakması, birden bire ortaya çıkmış bir durum değildir, bir hazırlık dönemini içeren bilinçli/maksatlı bir gelişmedir. Amaç, değişen koşullarda, Kazakistan’ın istikrarlı çizgisini korumak, savunma/yansıtma kabiliyetini güçlendirmek diye düşünüyorum. Bu düşüncemin temel dayanağı da, Kazakistan’ı Asya’da oldukça zor günlerin beklediğini değerlendirmemdir.

Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmasının, (i) Kazakistan ekonomisinde ve siyasetinde psikolojik bir rahatlamaya, (ii) Kazakistan’ın muhtemel “Asya Baharı”nı savuşturmasına, (iii) Kazakistan’ın dış politikada “iyi-kötü polis” oyununu oynamak suretiyle muhatap aktörlerin siyasal ilgisini/gücünü bölmeye hizmet edeceğinin düşünülmesi de, bu değerlendirmeyi beslemektedir. Yani Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmasını, Kazakistan’ın yönetim anlayış ve uygulamasında değişiklik ya da yeni/farklı bir döneme geçiş olarak göremediğimi ifade etmem gerekir.

Son bir husus; Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmasının Suriye krizine ilişkin olarak ortaya çıkmış işleyen “Astana Süreci”ni olabilecek etkisi, hem Türkiye açısından önemli olacaktır, hem de yukarıdaki mülahazaların gözden geçirilmesi ihtiyacını doğuracaktır diye değerlendirmekteyim.

Nazarbayev’in Cumhurbaşkanlığı görevini bırakmasının kendisi ve ülkesi /insanları hakkında hayırlı olmasını diliyorum.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 04 Nisan 2019.


MOKSOVA’NIN “ŞAM ONAYI” DAYATMASI NELER SÖYLÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan daha yeni yapılan bir açıklamada, Türkiye’nin Suriye topraklarında düzenlemeyi planladığı herhangi bir harekât öncesinde Şam hükümetinden onay alması gerektiği ifade edilmiş[i]… Zamanlaması çok manidar gelen bir gelişme… Çünkü açıklama, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmayı konuştuğu, Ankara ile Washington’un Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmayı müzakere ettiği,

LÜBNAN HİZBULLAHI’NA SİLAH VEREN ABD, YPG’YE SİLAH VERMEKTEN VAZGEÇER Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD, askeri yardım paketi kapsamında Lübnan Ordusuna 150 zırhlı araç hibe etmiş[i]… ABD yıllardır Lübnan’a askeri yardımda bulunuyor. Hatta bu yardımın kapsamında zaman zaman ağır silahların ve insansız hava araçlarının olduğu da biliniyor. ABD’nin Lübnan Ordusuna yaptığı bu yardımlar, hem Ortadoğu’daki mevcut konjonktür bağlamında, hem de Türkiye açısından

SURİYE’DE ABD İLE GÜVENLİ BÖLGE GÖRÜŞMELERİ “TAM GAZ” GİDİYOR AMA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bilindiği üzere, Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması konusu, Türkiye ile ABD arasında görüşülmektedir. Medyaya yansıyanlardan, bu görüşmeden çıkan ilk mutabakatın “ortak hareket merkezi” oluşturulması olduğu anlaşılmaktadır. Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması konusu bu mecrada iken; Türk medyasında, bugün, konu bağlamında dikkatimi çeken iki açıklama ile karşılaştım[i]. Açıklamalardan

KÜRESEL ISINMA VE TÜRK DİPLOMASİSİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Dünya medyasında birkaç gündür dikkat çekici bir haber var. Sibirya’nın, İskandinavya’nın kuzeyinin, Alaska’nın ve Grönland’ın geniş bölgelerinin alevler içinde olduğu ifade ediliyor. Anılan bölgelerde bugüne kadar genelde yıldırım düşmesi nedeniyle çıkmış yangınlar, bu yıl, iklim değişikliğinin etkisinde ortalamanın üzerine çıkan yaz sıcaklarına bağlanıyor. AB’nin Dünya gözlem programı Copernicus’un

TÜRKİYE’NİN SURİYE’NİN KUZEYİNDE ABD İLE BİRLİKTE ÇALIŞMASI DOĞRU DEĞİL

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD ile ilgili bir haber, bir-iki gündür ekonomide yaşananlar ve yine özellikle bir-iki gündür ilgili Bakanların medyaya yansıyan açıklamaları, haberleri ve görüntüleri… Bu çalışma, bunları, bunlara yapılmış anlam yüklemelerini ve konuya ilişkin değerlendirmeleri içerir.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.