“KAPALI MARAŞ”IN AÇILMASI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Konuşulan ve yazılan, “Kapalı Maraş”ın açılması… Oysa ortada, “Kapalı Maraş”ın açılması diye bir şey yok. “Kapalı Maraş”ın oldukça küçük bir kesiminde “sahilin kullanılması” halka açılmış. Olan, bundan ibaret ancak, yansıtılması/yansıması, bunun biraz ilerisinde, biraz farklı… Bu nedenle de, içeriden ve dışarıdan tepkiler var. KKTC’den gelen tepkilerin arkasında konjonktürel bir başka neden de var.

Tepkiler, her şeyden çok, Kıbrıs/KKTC konusunun ne kadar önemli/ciddi bir konu olduğuna işaret ediyor. Böyle görüyorum.

“Kapalı Maraş” ile ilgili söz konusu gelişme, bu gelişmenin takdim biçimi ve zamanlaması, aşağıdaki mülahazalar ışığında, isabetli görülememektedir.

Niye? Çünkü bu gelişme, KKTC’de birkaç gün sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesine denk gelmiştir. Bu, yapılacak seçimde, adaylardan birine diğer adaylar karşısında avantaj sağlanmak “istendiği” algısına yol açtığı gibi, bir adayın “Türkiye’yi istismar ettiği” algısına da yol açmıştır.

Peki, bu ne anlama geliyor? Ankara’nın, egemen ve bağımsız bir devlet olarak tanıdığı, uluslararası hukuk ışığında diplomatik ilişki tesis etmiş olduğu KKTC’nin iç işlerine karışması anlamına gelmektedir.

Kıbrıs/KKTC konusu, hep, Ada’daki Türk varlığı ile birlikte, Türkiye için, askeri/güvenlik, politik ve ekonomik açılardan son derece önemli, hassas ve ciddi bir konu olarak görülmüştür. Onun içindir ki, Ankara, KKTC siyasetinde yer alan bütün aktörlere hep eşit mesafede durmuş; bunu, bu aktörlerden hangisi iktidara gelirse gelsin bunların hepsi ile yakın çalışma yollarını daima açık tutma adına yapmıştır. Bunu yaparken, dolaylı olarak da, hem KKTC halkının özgür iradesine, hem de KKTC’nin egemenliğine ve siyasal bağımsızlığına duyduğu saygıyı ve verdiği değeri göstermiş, bunun görülmesini/bilinmesini istemiştir.

Türkiye’nin Kıbrıs/KKTC konusuna ilişkin bu uygulanagelmiş yaklaşımı, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında sıkıntılıdır. Niye sıkıntılı olduğu bellidir, ayrıca ileriki paragrafların birinde buna kısaca işaret edilecektir.

Hiç şüphesiz, Ankara’nın KKTC siyasetine ilgisiz kalması beklenemez. Bu, hem doğaldır, hem de bana göre birçok açıdan Türkiye için bir zarurettir.

Ancak Kıbrıs Türk halkına ve onların egemen ve bağımsız devlet yapılanmalarına duyulan saygının, Türkiye’nin hak ve menfaatleri ile uluslararası hukukun ve uluslararası politikanın gerekleri, Ankara’nın bu zarureti, dolaylı/örtülü yollarla yerine getirmesi gerektiğini söylemektedir. Ve bu, bu suretle, hep gözetilegelmiştir.

Şekil, hak ve menfaatlerin korunması bağlamında, uluslararası hukukta olduğu kadar, uluslararası politikada da önemli bir unsurdur.

Hâlihazırda Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta ve Ege’de cereyan eden gelişmeler ve bu gelişmelerin askeri, ekonomik ve politik açılardan Türkiye için ne kadar önemli olduğu ve KKTC’nin bu konuların hepsinin odağında bulunduğu izahtan varestedir. Hal böyle iken, “Kapalı Maraş” üzerinden, KKTC’nin iç politikasında taraf olarak gözükmesi, hem KKTC, hem de güncel uluslararası politika bağlamında, Türkiye için yeni sıkıntıların işareti gibi görülmektedir.

Biz şunu biliyoruz: Dünyanın Türkiye’ye ve KKTC’ne saygı göstermesini istiyorsak, Dünyadan bunu bekliyorsak, önce biz, bize düşeni yapmalıyız; Önce biz,  “bu saygıyı, hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle” göstermeliyiz.

Yukarıda belirttiğim hususlardan hareketle, Türkiye’nin, KKTC’de birkaç gün sonra yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçimi varken, “Kapalı Maraş” konusundaki gelişmeye açıkça müdahil olması, üstelik bu gelişmenin “Kapalı Maraşı’ın açılması” gibi takdim edilmesi, isabetli olmamıştır.

Ankara, Türkiye-KKTC ilişkilerine olumsuz olarak yansıyabilecek bir gelişmeye müdahil olmuştur. Bunun ayrıca, hem Kıbrıs konusunda Türkiye üzerindeki baskıyı ağırlaştırabileceği, hem de KKTC’de içeriden ve dışarıdan “Türkiye’yi görmezden gelen” gelişmeleri canlandırabileceği, teşvik ve tahrik edebileceği değerlendirilmektedir.

Öyle anlıyorum ki;; AKP/Sayın Erdoğan iktidarının, Annan Belgesi’nin ve Rumların AB’ye tam üyeliğinin gündemde olduğu 2002-2004 yılları arasındaki Kıbrıs/KKTC yaklaşımı ile bugünkü Kıbrıs/KKTC yaklaşımı örtüşmemektedir. Ancak bana göre, her iki yaklaşımda da ortak bir yan var ve o da, AKP/Sayın Erdoğan iktidarının, Kıbrıs/KKTC konusunun Türkiye için geldiği anlamın hala farkında olmadığı… Maalesef böyle görüyorum.

Kıbrıs konusu, Türkiye için, ucuz siyaset malzemesi olmaktan çok uzak, iç siyaset üstü, askeri, politik ve ekonomik açılardan çok önemli, hassas ve ciddi bir konudur. Bu konu, Türkiye için, “ince elenip, sık dokunması” gereken bir konudur.

Ve bir de şu var: Türkiye, ucuz siyaset malzemesi olarak kullanılacak veya kendisini bu suretle kullandırtacak küçük ve sıradan bir ülke de değildir, büyük ve güçlü bir ülkedir. Türkiye, bunu, hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketleri ve sözleri ile bütün muhataplarına göstermek durumundadır. Bunun gösterilmesi Türkiye’ye fayda/avantaj sağlayacaktır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 09 Ekim 2020


BU ÜLKEDE SİYASET NASIL YAPILIR HALE GELDİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Medyada, CHP Genel Başkan Yarımcısı emekli Büyükelçi Sayın Ünal Çeviköz’ün, bir Amerikan düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştiriler yer alıyor. Eleştiriler, münhasıran Sayın Çeviköz’ün konuşmasında ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Türkiye için demokrasi ve temel hak ve özgürlüklere çok güçlü vurgu yapmasını istemesine yönelik eleştiriler… Eleştirilerde, ne toplantı konusunun

DAĞLIK KARABAĞ ZAFERİ, BAKU VE ANKARA

Prof. Dr. Osmasn Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Dağlık Karabağ’daki çatışmada gelinen noktada, elde edilen zaferle ilgili olarak iki hususa dikkat çekmek isterim.

TÜRKİYE’NİN TERÖRİZMLE MÜCADELESİ NASIL GÖZÜKÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hakkari’de, PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 3 işçi (sivil) hayatını kaybetmiş… Şehit işçilere Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Eli kanlı, bölücü/ayrılıkçı terör örgütünü lanetliyorum. Ancak… AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bugün terörle mücadelede izlediği stratejiyi anlamak mümkün değil. Terörizmle mücadelede, “ara, bul, yok et” şeklinde ifade edilen

İYİ PARTİ’DEKİ GELİŞMELERİN DIŞ POLİTİKAYA DAİR ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi bilmeyen yoktur. Bu karşılıklı bağımlılık, son 30 yılda (Sovyetlerin dağılmasından sonra) dış politikanın iç politika üzerindeki ağırlığının arttığı bir şekle dönüşmüştür. İç politikalar, artık daha çok dış politikalar üzerinden yürütülür olmuştur. Öyle ki, bir taraftan Rusya’nın, Çin’in, hatta İran’ın

RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14) Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır. Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.