KAFKASYA’YA DAİR BİR KAÇ HUSUS DAHA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Kısa bir süre önce, “Kafkasya’yı ne bekliyor?”[i] diye bir yazı kaleme almıştım…

Aşağıdaki hususlar o yazıyı tamamlıyor…

a. Medyada 23 Eylül 2021 tarihinde yer alan bazı haberlerde, Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile ABD’de görüştüğü, görüşmede “Afganistan, Suriye ve Kafkasya’daki son gelişmelerin” değerlendirildiği, ifade ediliyordu. İki Dışişleri Bakanının, Afganistan ve Suriye konusundaki gelişmeleri değerlendirmeleri anlaşılır bir durum. Ancak Kafkasya’ya dair gelişmeleri değerlendirmeleri aynı derecede anlaşılır bulunamamaktadır. Acaba Türkiye ve ABD, Kafkasya’nın neyini konuşuyor? Acaba Ermenistan Başbakan’ından o tarihlerde gelen açıklamaların da çağrıştırdığı, Türkiye’nin yeni bir “Ermenistan açılımı” mı söz konusu? Yoksa Kuzey Kafkasya’da, Rusya Federasyonu’na vücut veren küçük cumhuriyetler ve özerk cumhuriyetler mi konuşuluyor? Rusya’ya mesaj mı veriliyor diyeceğim, fakat akla Rusya ve ABD Genelkurmay Başkanlarının Helsinki’de bir araya gelişleri geliyor be ihtimali zayıflatıyor. Ancak bu noktada da, iki Genelkurmay Başkanının söz konusu görüşmesi, acaba Türkiye ABD ile yakınlaşmak için Kafkasya konusunda ABD ile iş tutma peşinde iken, ABD uygun şekilde bu konuda Rusya’yı bilgilendirmiş olabilir mi sorusunu çağrıştırıyor. Niye bu soru akla geliyor? Çünkü ABD Genelkurmay Başkanı’nın, Başkan Trump’ı atlayarak Çinli mevkidaşını bilgilendirmesine dair haberler akla geliyor da ondan…

b. Trident Trust… Afrika, Amerika, Asya, Karayipler, Avrupa ve Orta Doğu’yu kapsayan oldukça geniş bir coğrafyada müşterileri adına fonlar yöneten “bağımsız” bir kurum… Offshore hizmet sağlayıcısı bir şirket… Uluslararası Araştırmacı Gazetecilik Konsorsiyumu (ICIJ)’ın ortaya çıkardığı, geçtiğimiz Ekim ayında medyaya yansıyan “Pandora Belgeleri”nde bu şirketin hizmet belgeleri de yer alıyordu. Bu belgeler arasında, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in ailesi ile ilgili olanlar da vardı. Başta Londra olmak üzere Avrupa başkentleri ile BAE’nde, Aliyev’in çocuklarına ait lükse dairelerden, ofislerden, restorandan, sanat galerisinden, telekom şirketlerinden, medya şirketlerinden, film yapımcılığından, inşaat ve bankacılık holdinginden söz ediliyordu. Aliyev ailesinin yurtdışındaki varlığına bakarken, bu büyük varlığın içinde saklı olan dış politikaya dair zayıflığı ve etkiye açıklığı iyi görmek gerekir. Başka bir ifade ile ve biraz daha somut olarak, Aliyev ailesinin yurt dışındaki bu varlığı, Azerbaycan’ın dış politikasından ayrı düşünülemez, hatta Azerbaycan için bir zayıflık unsurudur. Çünkü dış politikanın bilinen işleyişi ışığında, muhataplarının bu durumu Azerbaycan’ın aleyhine olarak istismar etmeleri, Azerbaycan’ın dış politikasına nüfuz etme (dış politikasını yönlendirme) ihtimali söz konusudur. Bu da, doğal olarak, Azerbaycan’ın son dönem dış politika tasarruflarının sorgulanmasını gerektirir. Özellikle son Dağlık Karabağ Savaşının… Sovyetlerin Aralık 1991’de dağılmasından hemen sonra (1992 yılı başlarında) başlayan ve 1994’deki Bişkek Protokolü ile duran Karabağ Savaşında kaybedilmiş Azerbaycan topraklarının Ermeni işgalinden kurtarılması için 26 yıl beklemiş, ne hikmetse Eylül 2020’de birden bire 44 gün süren Dağlık Karabağ Savaşı başlamış, Azerbaycan topraklarının büyük kısmı bu savaşla Ermeni işgalinden kurtarılmıştı[ii]… Bu, niye şimdi, diye sorgulanmaz mı?

c. Geçtiğimiz Eylül ayında, 13-20 Eylül tarihleri arasında, Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Özel Kuvvetleri, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, “Üç Kardeş 2021” adı ile ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirmişti. Bu tatbikat, üç ülkenim Parlamento Başkanlarının geçtiğimiz Temmuz ayında Bakü’de imzaladığı “Beyanname” ile ilişkilendirilmişti. Azerbaycan’ın bu tür bir tatbikatı daha önce gerçekleştirdiğini hatırlamıyorum. Ve bu tatbikat, arkasında ciddi ve bütüncül bir senaryo tasarımına işaret ediyor, en azından böyle bir algıya yol açıyor. Sezgisel olarak, Türkiye’nin, “Türk” ve “İslam” olgularına siyasal bir işlev yükleyip diplomasisinde bunu öne çıkarma çabası içinde olduğu algılanıyor.

Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi; Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan, İran’ın komşuları…  İran’ın üç komşusu böyle bir tatbikat yapıyor ve arkasından 2. Dağlık Karabağ Savaşının 1. Yıldönümü kutlamalarında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev İran’a imalı göndermelerde bulunuyor… Bu noktada, hem İran’ın Kafkasya’yı çevreleyen ülkelerden biri olduğunu, hem de Azerbaycan Türklerinin “Güney Azerbaycan” olarak bildiği ata topraklarını İran’ın ülkesi içinde kaldığını hatırlamak sanırım yerinde olacaktır.

d. Doğal olarak İran diplomasisi “Üç Kardeş 2021” tatbikatına sessiz kalmamış ve İran da, geçtiğimiz 1 Ekim’de Azerbaycan-Ermenistan sınırına komşu bölgede, “Hayber Fatihleri” adıyla kapsamlı bir askeri tatbikatı başlatmıştı. Tatbikatın “Hayber Fatihleri” adı, oldukça anlamlı… Hayber Savaşı, Hz. Muhammed’in komuta ettiği ve zafer sonrasında Hayber bölgesindeki Yahudi nüfusu vergiye bağladığı savaş… Yani tatbikatın bu ismi, hem İran İslam rejiminin resmen üstlenmiş olduğu (Sünniler de dâhil) İslam Dünyasının bütününe yönelik hamiliğine, hem de Azerbaycan’ın İsrail ile olan ilişkilerinden duyulan rahatsızlığa işaret ediyordu. İran’ın “Hayber Fatihleri” adıyla yaptığı askeri tatbikatın, Türkiye ile Pakistan’ın ve Azerbaycan’ın birlikte yaptıkları “Üç Kardeş 2021” tatbikatından 10 gün sonraya denk gelmesi de dikkat çekiciydi. Acaba, ŞİÖ üyesi İran bu tatbikatı nasıl algıladı ki, çok değil 10 gün sonra böyle bir tatbikatı yapma ihtiyacı duydu diye sorulmaz mı?

e. Son olarak, geçtiğimiz 12 Kasım’da İstanbul’da gerçekleşen Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan Cumhurbaşkanları ile Macaristan Başbakanı’nın katıldığı Türk Dünyası Liderler Zirvesi (Türk Konseyi/Keneşi 8. Liderler Zirvesi) var ki; bu zirve de, bu çalışmanın konusu bakımından oldukça anlamlı bir gelişmedir. Bu zirvede, Türk Konseyi’nin (Keneşi’nin) adı, “Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)” olarak değiştirilmiştir. Gerek bu isim değişikliği, gerek zirveye katılımın en üst düzeyde olması, gerekse TDT coğrafyasının jeopolitiği, mevcut konjonktür nedeniyle, uluslararası politika bağlamında son derece önemli ve anlamlıdır. ABD’nin Rusya’yı ve Çin’i karşısına almış olduğu mevcut konjonktürde, ne yapıp edip ABD yönetimi ile yakınlaşmak isteyen Türkiye’nin ön ayak olduğu bu gelişme ABD’ye mesaj niteliği taşıyor diye düşünülemez mi? Türkiye ABD’nin dikkatini TDT coğrafyasının sunduğu jeopolitik avantajlara çekmek, bunu yakınlaşma için kullanmak istiyor diye görülemez mi?

Gelelim sonuca; Türkiye’nin AKP/Sayın Erdoğan iktidarındaki uluslararası politikaya dair sicili belli… Türkiye, AKP/Sayın Erdoğan iktidarında, artık içeride de dışarıda da güvenilemeyen, güvenilemediği için de yalnız bırakılmış, gücü erime sürecine girmiş, kaosa/istikrarsızlığa doğru sürüklenen bir ülkedir, bu halde gözükmektedir.

“Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)”nın AKP/Sayın Erdoğan iktidarında ortaya çıkmış olması elbette ki önemlidir. Ancak bir de şunu görmek gerekmez mi? Türkiye bir taraftan TDT’nı ortaya çıkarıyor, diğer taraftan da Türk Dünyasının bir parçası olan KKTC ile ilgili olarak, Kıbrıs konusunda Garanti ve İttifak Antlaşmalarından kaynaklanan haklarından vazgeçebileceğini (yani Kıbrıs Türklerini Rumların insafına terk edebileceğini) söylüyor. Bu, içeride de, dışarıda da görülebilen ve Türkiye’ye (AKP/Sayın Erdoğan iktidarına) duyulan güvensizliği besleyen bir durum değil midir? Bu koşullarda, TDT’nın ortaya çıkmasının uygulamada kendisini göstermesi, uluslararası politikada siyasal gerçeklik kazanması ve bunun Türkiye’nin (AKP/Sayın Erdoğan iktidarının) öncülüğünde gerçekleşmesi beklenebilir mi? Böyle bir tabloda, TDT’nın Türkiye’nin yönlendirmesi ile uluslararası politikaya dair bir duruş gösterebileceğini düşünmek kime ne kadar gerçekçi gelecektir, bu tartışmaya açıktır.

Türkiye’deki AKP/Sayın Erdoğan iktidarının 20 yıla yakın “aralıksız” ve “tek başına” iktidarına ve bugün gelinen noktaya bakıldığında, ABD’ye, Çin’e, Rusya’ya, AB’ye, KKTC’ye, Irak’a, İsrail’e, Mısır’a, Suudi Arabistan’a, Suriye’ye ve Libya’ya ilişkin politikalarının ciddi sorunlu olduğu, ciddi dönüşüm ve değişimleri içerdiği görülebilmekte ya da tahmin edilebilmektedir. Benzeri sorunlu dönüşüm ve değişimler, içeride de vardır. İçeride de dışarıda da dün yanında olduklarını bugün karşısına almış ve/veya dün karşısında oldukları ile bugün yol yürüyor gözüken bir iktidar vardır artık Türkiye’de… Acı olan, bu “oynaklığın” ülkenin hak ve menfaatleri ile ilişkilendirilememesi, ülke çıkarları ile açıklanamaması… Öyle olsaydı, ülke bugünkü berbat durumda olmazdı. “Oynaklık”, içeride ve dışarıda ciddi bir güvensizliğe yol açmakla kalmamış, içerideki ve dışarıdaki muhataplarında artık bıkkınlık ve yorgunluk da doğurmuştur.

AKP/Sayın Erdoğan iktidarında Türkiye’de/Türkiye hakkında ortaya çıkmış böyle bir tablo ve deneyimler nedeniyle, bugün yakın gözüken Türkiye-Azerbaycan ve Türkiye-Pakistan ilişkilerinin birden bire tersine dönmesinden, bozulmasından endişe duyuyorum. Türkiye’nin bu ülkeleri de kaybetmesinden korkuyorum. Çünkü aklıma Türkiye’nin doğrudan ya da dolaylı olarak Kafkasya’yı çağrıştıran son dönem tasarruflarına ABD ile yakınlaşmayı sağlama işlevini yüklemiş olabileceği (dolayısıyla bu tasarruflarının münhasıran ABD’nin işine gelen tasarruflar olabileceği) geliyor, böyle bir algıya sahibim.

23 Kasım 2021

[i] Bakınız: http://ascmer.org/kafkasyayi-ne-bekliyor/, 23.11.2021

[ii] Bu savaşta şehit düşen kardeşlerimi rahmetle, gazi mertebesine erişen kardeşlerimi de şükranla anıyorum.


“NATO ÜYELİĞİ ONAY SÜRECİ KOLAY DEĞİLDİR”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yukarıdaki başlık bana ait değil. Başlık, Sayın Konur Alp Koçak’ın, 11 Kasım 2022 tarihli Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında yer alan köşe yazısının başlığıdır. Sayın Koçak’ın köşe yazısında yer alan bazı hususlar, işbu çalışmayı kaleme alma ihtiyacını doğurmuştur. Sayın Koçak, köşe yazısında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyareti

ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.