“İRAN OYUNLARI” HIZ KESMİYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Mossad’ın 2018 yılı başında ele geçirdiği ileri sürülen İran’a ait nükleer belgelere ilişkin yeni bazı detayların ortaya çıktığı ve bunların, İran’ın nükleer silah üretmek için gereken her şeyi bir araya getirmek için çalıştığını gösterdiği ileri sürülmüştür.[i] Haber İsrail mahreçli ve haberde, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, medyaya sızdırılan yeni detayların, ABD Başkanı Trump’a, ABD’nin İran ile yapılmış nükleer anlaşmadan çekilmesi konusunda daha fazla neden sağladığını söylediği de belirtiliyor.

Haber ilginç!… Medyaya sızdırılan, İsrail’in ele geçirdiği belgeler değil. Medya belgeleri bilmiyor. Yani o belgeler medyaya sızdırılmış, medya da bunlara bakarak haberdeki gibi bir sonuç çıkarmış değil. Medyaya “sızdırılan”, İsrail’in o belgelerden “çıkardığıdır.”

Gazetecilik bu mudur, bilemiyorum. Onun için de haberi “maksatlı” buluyorum.

Niçin “maksatlı”? Çünkü haber, ilişkilendirebildiğim bazı son gelişmeler ile birlikte, bende şu çağrışıma yol açıyor: sıcak bir çatışma için genelde hava/iklim koşullarının daha elverişli olduğu Sonbahara doğru bölgede “sahaya inmeye” yönelik muhtemel bir hazırlık var, haber de bu hazırlığın bir parçası…

Bu çağrışım bağlı muhtemel senaryo da şu: İran tehdidi abartılarak öne çıkarılacak, abartılmış İran tehdidi adeta Türk (ve Dünya) kamuoyunun “gözüne sokulacak”, bu suretle ülkelerin desteği kazanılacak ve NATO’nun Irak’a angaje oluşunun önündeki Türkiye engeli aşılacak, NATO güçleri Irak’a gelerek burada konuşlanacak, bu güçler ABD’nin istediği gibi İran’ın “hesabını görecek”, böylece Türkiye (ABD, İsrail ve Suudi Arabistan) rahatlamış ve beka sorununu geride bırakmış olacak!…

Böyle bir senaryonun icrası, Türkiye’nin beka sorununu ortadan kaldırır mı, ağırlaştırır mı? Bu soruya isabetle cevap verebilmek için, önce aşağıdaki hususları dikkate almak gerekir diye düşünüyorum.

“Sözde” Suriye’de IŞİD ile mücadele eden ABD’nin liderliğinde bir koalisyon gücü var. ABD’nin, hem Irak’ta, hem de Suriye’de, bu iki ülkenin özellikle kuzeyinde konuşlanmış müstakil askeri unsurları var. ABD’nin Irak’taki mevcut askeri unsurlarının önemli bir bölümünün, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile Suriye’nin Cezire Kürt Kantonu arasında kalan bölgede konuşlu olduğu bilinmektedir. NATO üyesi ABD’nin, Irak’ın kuzeyinde IKBY’ne dâhil Peşmergeyi, Suriye’nin kuzeyinde de PYD/YPG unsurlarını eğittiği ve donattığı da keza herkesçe bilinmektedir. NATO’nun önde gelen Avrupalı üyelerinin PKK ve YPG terör örgütlerine ilişkin müzahir yaklaşımları da yine herkesin malumdur. Böyle bir tabloda, NATO’nun Irak’a angaje olmasının Türkiye’nin “hayrına” olabileceği düşünülebilir mi? Irak’a angaje olacak NATO’nun, kuvvetle muhtemel, Türkiye’nin geçit vermiyor gözüktüğü Kürt Koridorunun önünü açacağı; bu koridorun önündeki Türkiye ve İran engellerinin Kürtler lehine aşılmasına hizmet edeceği düşünülemez mi?

Yine aynı bağlamda şu üç hususa da değinmek gerekir. Birincisi Arap Baharıdır. Arap Baharının, uğradığı yerlere demokrasi ve özgürlük değil, kan ve gözyaşı getirdiği; ülkelerin milli ve coğrafi bütünlüklerini tahrip ettiği, birlik ve beraberliklerini parçaladığı, çok somut olarak Libya ve Suriye örneklerinde görüldü. Hala devam ediyor. Bunlar ortada iken, NATO’nun İran’a yönelik olarak Irak’a angaje olmasının, İran’da Tahran Yönetimini hedef alan protestoculara demokrasi ve özgürlük adına (!) dışarıdan destek verilmesi tezi ile karşılanması inandırıcı bulunabilir mi? İkinci husus, Irak’ın işgalidir. Bilindiği üzere, ABD’nin Irak’ı işgali, sonradan “sahte” olduğu anlaşılan istihbarat raporlarına dayandırılmıştı. Ayrıca ABD’nin Irak’ı işgalinin bir amacının Saddam karşısında İsrail’i rahatlatmak olduğu da bilinmektedir. Bunlar ortada iken, ABD’nin İran ile ilgili iddiaları ne kadar itibar edilebilir? Üçüncüsü de, Bağdat Yönetimidir. Irak’ta, hâlihazırda İran’ın etkisine açık bir yönetim vardır. Bu yönetimin, Irak’ın ülkesini NATO güçlerine açması beklenebilir mi? Bağdat karşı çıkmasına rağmen, NATO İran’a yönelik olarak Irak’a kuvvet sevk edebilir mi? Uluslararası hukukun açık ihlali olacak böyle bir duruma Dünya kamuoyu seyirci kalır mı? Türkiye seyirci kalabilir mi?

Bir başka husus da şudur: Türkiye için, İran ile güneyde Suriye üzerinden de komşu olmak bir sorundur. Bu, doğru. Ancak Türkiye’nin, NATO’nun Irak’a angaje olması sonrasında, YPG’yi eğiten ve donatan ABD ile İran, Irak ve Suriye üzerinden komşu olacağını da görmesi gerekmez mi? Böyle bir durumda, Rum-Yunan ikilisi de insanın aklına gelmez mi? Ya “Metal Fırtına” isimli kurgu romanda geçen ABD’nin güneyden Türkiye’yi “işgal” senaryosu… Bu da akla gelmez mi?

Demek ki; NATO’nun İran’a yönelik olarak Irak’a angaje olması, yukarıda ifade edildiği şekilde, pekala Türkiye ile de ilişkilendirebiliyor. Ve buna bağlı olarak da, yukarıdakilerden, NATO’nun Irak’taki varlığının Türkiye’nin beka sorununu ortadan kaldırmaktan çok, ağırlaştırabileceği çıkarılabiliyor.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 16 Temmuz 2018.

[i] http://www.foxnews.com/world/2018/07/15/reports-detail-mossad-raid-on-iranian-nuclear-documents.html, 16.7.2018.


BARIŞ PINARI HAREKATI’NA ARA VERMEYE DAİR MUTABAKAT BELGESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in dünkü Ankara ziyaretinde ortaya çıkan “Barış Pınarı Harekâtı’na 120 saatliğine (5 günlüğüne) ara verme”ye dair Mutabakat belgesini, şu aşamada, ayrıntılı olarak değerlendirmeyeceğim. Barış Pınarı Harekâtı başlarken verdiğim bir söz var. O söze sadık kalacağım. En azından 120 saat sonrasını beklemekte yarar görüyorum. Ancak

ŞAM’A ŞU MESAJI DA VERMELİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Medyada, Barış Pınarı Harekâtı nedeniyle sığınacak yer (hami) arayan PYD/YPG’nin Şam Yönetimine yanaştığı ve bu yanaşmanın sonucu olarak Şam Yönetiminin Menbiç de dâhil Suriye’nin kuzeyine yöneldiği, Türkiye ile karşı karşıya gelebileceği ifade ediliyor. Şam Yönetiminin PYD/YPG ile birlikte hareket etmesi, Türkiye ile Suriye arasında, 20 Ekim 1998’de imzalanmış

SURİYE KONUSU: ABD, GÜVENLİ BÖLGE VE TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. Türkiye açısından Suriye konusunda belirgin bir hareketlilik var.

TÜRKİYE’NİN ÇEK CUMHURİYETİ’NE ATADIĞI BÜYÜKELÇİ VE ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Egemen Bağış, Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti (Çekya) nezdindeki yeni Büyükelçisi… Kamuoyunda ve Türk siyasetinde oldukça geniş yer bulmuş, tartışma konusu olmuş, bir atama… Bu, medyaya yansıyan haberlerden ve yorumlardan anlaşılabiliyor. Bu yazıda, önce kısaca bunun nedenine, sonra da işbu yazıyı yazmama neden olan, “küçük” gibi olsa da “benim

MÜNİH’İN HONG KONG’UN YERİNİ ALMASI ÖNERİSİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hong Kong, daha önce Britanya Krallığı’na (İngiltere’ye) bağlı iken 01 Temmuz 1997 tarihinden itibaren Çin’e bağlı “özel yönetim” bölgesine dönüşen, bu tarihten itibaren “bir devlet, iki sistem” olarak ifade edilen bir yaklaşım ile Pekin tarafından “uzaktan” yönetilmektedir. Çin’in ana karasının bir parçasıdır. Hong Kong, Çin’in güney kıyısında yer

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.