İRAN: BİR HABER VE ÇAĞRIŞIMLARI…

Prof. Dr. Osman metin Öztürk

Haber, İran Hava Kuvvetlerinin, 2006’da ABD’de üretimi durdurulmuş F-14 Tomcat savaş uçaklarından 40 veya daha fazlasına sahip olduğu ve F-14 Tomcat uçaklarının Dünyada hala aktif olarak kullanıldığı tek ülkenin İran olduğu hakkında[i]

Haberde; ABD Hava Kuvvetlerinin yanısıra ABD Donanmasında da (uçak gemilerinde de) bir dönem kullanılmış ancak, başarılı/etkili bulunmadığı (bir “felaket” olarak görüldüğü) için üretimi 2006’da durdurulmuş bu uçakların, Şah döneminde ABD’den satın alındığı; ABD’nin Şah döneminde İran’ın silah ihtiyacını “koşulsuz” karşıladığı; İran’ın 1979’daki İslam Devrimi sonrasında ABD’nin düşmanı olduğu ve bölgede önünü kestiği de ifade ediliyor.

Haberin yayınladığı “The National Interest” Dergisi, ABD’nin çıkarlarını çıkış noktası aldığını ve Washington Yönetimi ile bağlantılı olduğunu ifade eden bir dergi…

Zamanlamaya bakıyorsunuz; Ortadoğu’da ABD (ve İsrail, ve de Suudi Arabistan) İran ile karşı karşıya; bölgede müstakil bir Kürt devletinin ortaya çıkmasına çok yaklaşılmış; Türkiye,  bunun önünde en büyük engel olarak ortaya çıkmış; Doğu Akdeniz’de bulunan petrol ve doğalgaz kaynaklarını arama, yüzeye çıkarma ve pazara sunma ciddi güç gösterilerine sahne olmaya başlamış; Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını artıran ABD, Karadeniz’den sonra, Doğu Akdeniz’deki savaş gemisi sayısını da artırma kararını almış… Ve benzeri diğer gelişmeler.

Böyle bir haber, belirtilen dergide, belirtilen tabloda yayınlanınca şüphe duymak gerekmez mi? Birikimim, bana, şüphe duymayı söylüyor.

Niye şimdi bu haber? Ya da bu haber neyin-nesi oluyor?

Hâlihazırda İran karşısında birlikte hareket ediyor gözüken ABD’nin, İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın, İran Hava Kuvvetlerinin bu durumunu bilmemesi mümkün mü? Ya da bilmiyor olabilirler mi? Elbette ki hayır.

O halde bu habere nasıl bir anlam yüklemesi uygun olur?

İran açısından bakıldığında; ABD’nin, bu tür haberler üzerinden, İran Hava Kuvvetlerinin güçsüzlüğüne işaret  ederek Tahran üzerindeki baskısını artırmak ve Tahran’ı etkisine açmak istediği düşünülebilir. Bu, ilk bakışta makul bir anlam yüklemesi gibi görünebilir. Ancak bana göre, konu bağlamında fazla değerli değildir. Çünkü 1970’li yıllardan kalma bu savaş uçaklarını bugün hala kullanabiliyor olması, İran’ın hava gücünü idame imkân ve kabiliyetine işaret eder. Ve bu işaret, güç olarak, oldukça önemlidir. İran, sekiz yıl süren İran-Irak savaşında, Batının Irak’a verdiği en son teknoloji ürünü savaş uçakları karşısında, F-14 Tomcat savaş uçaklarını da içeren mevcut hava gücünü kullanmıştır. Keza ABD ambargosu altında geçen yılları da, yine bu hava gücü geride bırakmıştır. Bugün hala ayaktadır, üstelik düne göre de oldukça güçlenmiştir. Bunlar, hem İran halkının, hem de bütün Dünyanın bildiği hususlardır. Hal böyle olduğundan, haberden, İran üzerindeki baskıyı artırma ve Tahran’ı ABD’nin etkisine açma amacının güdülmediği çıkarılabilmektedir.

Peki, o zaman, bu haberi nasıl anlamak, habere nasıl bir anlam yüklemesi yapmak gerekir?

Aklıma gelen, ABD’nin İran ile örtülü bir anlaşma üzerinde çalışıyor olabilecekleri ve bu bağlamda İran’ın ABD’den savaş uçağı almaya hazırlandığı geliyor. Çünkü ABD’nin (ve İsrail’in), Humeyni’nin karşısına Saddam’ı çıkardığı İran-Irak savaşında, İran’a da örtülü silah yardımında bulunduğu bilinmektedir. Çünkü bakıldığında, ABD’nin Ortadoğu’da Kürt kartına sahip olmasının önündeki en büyük engelin Türkiye olduğu görülmektedir. Çünkü güç mukayesesi yapıldığında, son 15 yılda Türkiye’de yaşananların etkisinde, İran’a göre, Türkiye’nin daha kolay bir hedef haline geldiği ortadadır. Çünkü ABD, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan bölücü/ayrılıkçı Kürt terör hareketine destek verdiğini artık gizleme (bunu örtülü yapma ya da inkâr etme) gereğini bile duymamaktadır. Çünkü ABD, Ankara’nın Moskova ile olan yakınlaşmasından ciddi rahatsızlık duymaktadır ve bu rahatsızlığın içinde ABD’nin artık Dünyanın öne gelen enerji satıcısı ülkelerden biri olmasının da payı vardır. Çünkü F-14 Tomcat savaş uçağı ile ilgili söz konusu haber; yolcu uçağı alımından sonra, İran’ın ABD’den savaş uçağı almasına da imkân verecek bir sürecin başlamış olabileceği algısına yol açmaktadır. Ve daha bir çok husus sıralanabilir…

Bu belirtilenler ışığında; habere, Türkiye açısından bakıp, “mevcut koşulları” da dikkate alarak, ABD’nin bölgedeki “hedef ibresinin” Türkiye’ye doğru kaymakta olduğunu söylemek, böyle bir çıkarsamada bulunmak mümkün değil midir?

Peki, çalışma ve ilgi alanı bu konular olan bendeniz, yukarıda arz ve izah edilen hususlar ışığında söz konusu habere böyle bir anlam yüklemesi yapabilirken, Ankara ne yapıyor? İzlenimim, kamuoyuna yansıyan söylemlerin aksine, Ankara’nın gönlünde hala ABD’nin olduğu yönündedir. Ankara’da en yetkili ağızlardan, Türk-Amerikan ilişkilerinin kopma noktasına geldiği ve düzelmesinin Washington’un atacağı somut adımlara bağlı olduğu ifadeleri çıksa da, bugüne kadarki uygulamanın yol açtığı algı nedeniyle, bu fazla inandırıcı bulunmamaktadır.

Ve bana göre, Ankara’nın inandırıcı bulunabilmesi, Washington’un atacağı somut adımlara değil, Türkiye’nin ABD konusunda somut karşı adımları atmasına bağlıdır.

Denilebilir ki, devam eden Afrin operasyonu, Türkiye’nin ABD konusunda somut karşı adımı değil midir? Hayır, değildir. Çünkü Türkiye, Afrin operasyonu ile, milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan tehdidi ortadan kaldırma peşindedir. Burada söz edilen, Türkiye’yi bu duruma düşüren ve Afrin operasyonunu gerçekleştirmek zorunda bırakan ABD’ye karşı somut bir adım atılmasıdır. Afrin operasyonu, ABD’nin Kürt kartına erişimini engelliyor. Doğru. Fakat bu, Afrin operasyonunun asıl amacı değildir, tali bir sonucudur. Türkiye, Afrin operasyonun da, yola, ABD’ye karşı bir adım atmak için değil, milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan yakın ve ciddi bir tehdidi ortadan kaldırmak için çıkmıştır. Çıkış noktası budur. Be nedenle, Türkiye’nin ABD’ye daha net bir mesaj vermesine, bu yolda çok somut/net bir adım atmasına ihtiyaç vardır. Örneğin, en son aşaması TSK İncirlik Tesisi’ndeki ABD faaliyetlerinin tamamen askıya alınması olacak, bu tür ABD’nin “müşterek savunma faaliyetlerine” iştirak ettiği diğer TSK tesislerinden başlanarak bu noktaya gelecek aşamalı bir eylem planı hazırlanıp uygulamaya konulabilir. ABD’nin Türkiye’de “müşterek savunma faaliyetlerine” iştirakine izin veren, kamuya açık, yürürlükteki ikili anlaşmalarda, Ankara’nın bunu yapmasına cevaz veren hükümler de mevcuttur.

Türk kamuoyu, ABD’nin (Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi de dâhil) Ortadoğu’daki bütün askeri faaliyetlerinde, bir şekilde, Türkiye’nin söz konusu anlaşmalar kapsamında ABD’ye tanıdığı imkân ve kolaylıkları kullandığını bilmektedir. Keza “müşterek savunma faaliyetlerinde” bulunmak üzere Türkiye’nin bazı askeri tesislerini kendisine açtığı ABD’nin, müşterek savunmaya katkı sunmak bir yana, Türkiye’nin savunma ihtiyacını artırdığı, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü konusunda ciddi endişe duymasına yol açtığının da farkındadır.

Hal böyle iken, Ankara’nın hala ABD’den somut adım atmasını beklemek mi doğrudur, yoksa kendisinin ABD konusunda çok somut karşı bir adım atması mı?

Belirttiğim nedenlerden dolayı, benim için; adeta bir komedi gibi gördüğüm Ankara’nın Türk-Amerikan ilişkilerine dair yaklaşımı, bu özelliğini de kaybetmiş, izlenmesi ciddi “rahatsız edici ve üzüntü verici” çok ağır bir dramaya dönüşmüş gözükmektedir.

Türkiye, uluslararası ilişkilerde (dış politikada) çok çetin bir süreçten geçmektedir. Bu, doğrudur. Bu aşamada, Türkiye’nin bu noktaya geldiği üzerinden durmaktan çok, bu süreci bir an evvel nasıl geride bırakılabileceği üzerinden durmak gerekir. Bu, elbette ki, öncelikle ülkeyi yönetme mevkiindeki iktidar partisinin siyasal ve hukuksal sorumluluğunda olan bir husustur. Buradan, söz konusu sürecin aşılması yolunda, bir uzman, bir vatandaş olarak görüşlerimi ifade ediyorum. İktidar partisi; gerçekçi olmak, oy kaygısından uzak durmak, dostluk ve iyi komşuluk ilkesine samimiyetle sarılmak, uluslararası politikada güç/etki sahibi aktörler içerisinden dostlarının sayısını artırmak, önleyici istihbarata her zamankinden daha çok ağırlık vermek durumundadır. Bunların hepsinden önce de, ülkede toplumsal barışı ve istikrarı sağlamalı, toplumdaki bir arada yaşama kültürünü beslemeli ve geliştirilmelidir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 07 Mart 2018

[i] “Iran’s Air Force Flies American-Made F-14 Tomcats, http://nationalinterest.org/blog/the-buzz/irans-air-force-flies-american-made-f-14-tomcats-24750, 07 Mart 2018.

 


İDDİA: TÜRKİYE ORTADOĞU’DA SUUDİ ARABİSTAN’IN YERİNİ ALMAYA SOYUNMUŞ…

Prof. Dr. Osman metin Öztürk ABD Başkanı Donald Trump: “Suudi Arabistan olmasaydı İsrail’in başı dertte olurdu” demiş[i]… Haberi görünce, twitter’da ve linkedin’de, habere yer vermiş ancak “yorum yapmayacağım” notunu düşmüştüm… Nedeni, haberin bendeki ilk çağrışımının, “bildiğim”(!) Suudi Arabistan algısı olması idi… Fakat sonra… Bir süredir, olaylardan-gelişmelerden hareketle, artık enerji satıcısı olan ABD’nin, Suudi Arabistan’ın enerji

ABD: TÜRK DIŞ POLİTİKASINDAKİ BÜYÜK SIKINTI…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu açıklama yapıyor, diyor ki; “ABD ile aramızda iki sorun var. FETÖ elebaşının iade edilmemesi ve terör örgütü YPG/PKK’ya destek verilmesi[i]”… Sayın Bakan’ın bu açıklamasına konu dört aktör var. ABD ve üç terör örgütü… Ancak üç terör örgütünün ABD ile olan bağı-bağlantıları dikkate alındığında ortaya sadece

IŞİD SURİYE’DE FIRAT’IN AŞAĞI KISMINDA İSE ABD’NİN YUKARIDA İŞİ NE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk “ABD liderliğindeki ‘cihatçı karşıtı’ koalisyonun destek verdiği Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri”, Suriye’nin doğusunda, IŞİD unsurlarına yönelik saldırılarına devam ediyormuş[i]… Haber, Mardin’e bağlı Nusaybin’in hemen güneyindeki Suriye/Kamışlı’dan verilmiş… Bilindiği üzere, Suriye’de, ABD liderliğinde, cihatçılara karşı oluşturulmuş, çok uluslu bir güç var. Bir de, yine cihatçılara karşı kullanılan, Suriye Kürtlerinin liderliğinde,

ENERJİDE PAZAR KAPMA PEŞİNDEKİ ABD POLONYA’DA BUNU BAŞARMIŞ GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD’nin Polonya’ya sıvı doğal gaz satmasını öngören anlaşma taraflar arasında imzalanmış… ABD, bu suretle, Polonya’nın enerji açısından Rusya’ya bağımlılığı azaltacakmış… Bu, bir başlangıçmış; ABD, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin tamamını enerjide Rusya’ya bağımlı olmaktan kurtarmayı hedefliyormuş[i]…

YUNANİSTAN’DA HÜKÜMET İLE KİLİSE ARASINDAKİ ANLAŞMA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan Hükümeti ve “bağımsız” Yunan Ortodoks Kilisesi, din ve devlet işlerini biri birinden ayırmaya yönelik, bir anlaşmayı imzalamış… Yunanistan’ın gerçekten laik bir ülke haline gelmesi bağlamında, anlaşma, tarihi önemde bulunuyor[i]. Anlaşma ile; toplam kamu çalışanlarının yaklaşık % 18’ne denk gelen din adamlarının devlet memuru statüsüne son veriliyor, “bordrodan” çıkarılıyor. Fakat

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.