“İNCİRLİK İDDİASI” ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Haber şöyle: “Yunan haber sitesi Greek City Times, ABD’nin, Türkiye’nin Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nde depoladığı 50 nükleer savaş başlığını Yunanistan’a taşımaya hazırlandığı yönündeki söylemlerin son zamanlarda arttığını ileri sürdü.” Haberde, “Üs (TSK İncirlik Tesisi), Arap dünyasına kapı eşiğinde bulunması ve Sovyetler Birliği’ne yönelik Amerikan nükleer bombalarını depolamak için uygun bir yer olması nedeniyle NATO ittifakının en stratejik varlıklarından biridir.” ifadesi de var. (Türkgün, 16.9.20, s. 1-12)

İncirlik, bir TSK tesisidir. Türkiye tarafından, onaylanmış NATO planları uyarınca kullanılması için NATO’ya da tahsis edilmiştir. Bu tahsis nedeniyle, ABD ile Türkiye arasında yapılmış ikili anlaşmalar uyarınca, Türkiye, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’nde “müşterek savunma” faaliyetlerine katılmasına izin vermiştir. İncirlik’in hukuksal statüsü budur: Bu hukuksal statüye ABD’nin ne kadar sadık kaldığı tartışmaya açıktır. TSK İncirlik Tesisi’nin, ABD tarafından, NATO amaçları dışında, başka amaçlarla kullanıldığı yolundaki iddialar zaman zaman gündeme gelmektedir.

Haberde, açıkça, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’nde 50 nükleer başlık bulundurduğu ifade ediliyor. Gizli ve/veya üzeri gizlilik dereceli bu bilginin Yunan medyasına nasıl intikal ettiği soru işaretidir. Ancak 50 nükleer başlığın bulunması, tesisin çok önemli olduğuna ve ABD’nin bu tesiste ciddi alt yapı yatırımlarına gittiğine işaret eder. Kaldı ki, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, ABD’nin “Rum-Yunan ikilisinin” baskısı ile Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması, Türkiye’nin de buna “ortak kullanımlı” tesislerdeki “faaliyetleri askıya almak” suretiyle karşılık vermesi sonrasında görülmüştür ki, TSK İncirlik Tesisi, ABD için hakikaten önemlidir.

Ancak o yıllar çok geride kalmıştır. Sovyetler Birliği yıkılmıştır. Arap Dünyası, paramparçadır. Ortadoğu kaos içindedir. Ortadoğu’da, İsrail’in ABD’nin güvenlik şemsiyesine eskiden olduğu gibi artık ihtiyacı yoktur. Bölge ülkeleri nezdinde, ABD’den sonra, İsrail’in de nüfuzu güçlenme sürecine girmiştir. Ayrıca bilimsel/teknolojik gelişmelerin etkisinde, hem atmada ve fırlatmada mesafe kavramı eskiden olduğu gibi artık önemli bir etken değildir, hem de istihbarat ve karşı istihbarat konusunda daha önce olmayan imkân, yetenek ve kolaylıklar ortaya çıkmıştır. Bu paragrafta belirtilen üzerinden işaret edilmek istenen husus, ABD nezdinde, TSK İncirlik Tesisinin eski öneminden uzaklaşmış olduğu, ABD için artık çok önemli olmadığıdır.

Bu noktada, ABD bakımından akla gelen husus, ABD’nin TSK İncirlik Tesisinde yaptığı onca yatırımdan sonra bu tesisten bir çırpıda vazgeçip geçemeyeceğidir. İçinde bulunduğu ekonomik durum ve İncirlik benzeri bir tesisin çok yüksek inşa maliyeti nedeniyle, ABD’nin kolay kolay TSK İncirlik Tesisi’nden vazgeçebileceğini düşünmüyorum. Ortada onaylanmış-yürürlükte NATO planları olduğu ve bu, mevcut durumun dayanağını teşkil ettiği için, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’nden vazgeçmesi, NATO’da da soruna yol açabilecek, bir yönüyle Türkiye’nin NATO üyeliği tartışmaya açılabilecek, diğer yönüyle de Türkiye NATO üyeliğini gözden geçirme ihtiyacı duyabilecektir. Ülkenin geldiği nokta nedeniyle, Türkiye’nin NATO üyeliğinin tartışmaya açılmasını, basit, sıradan bir husus olarak görmemek gerekir. Böyle bir süreç baş gösterirse, Türkiye’nin sadece (ve belki) AB üyeliğine “elveda” demesi değil, aynı zamanda “Şark Meselesi defterinin” yeniden açılarak Türkiye’yi Batıdan temelli koparmayı öngören bir eğilim ile karşılaşması da ihtimal dâhilindedir. Böyle bir durumda, haliyle, Türkiye’nin NATO üyeliğini gözden geçirmesinin bir değeri de olmayacaktır. AKP/Sayın Erdoğan iktidarının dış politikada/uluslararası ilişkilerde Türkiye’yi getirdiği nokta, maalesef budur. Dün, bu satırların yazarı, Türkiye NATO üyeliğini gözden geçirmeli, bu NATO’ya/NATO üyesi ülkelere mesaj olur, Türkiye’ye karşı izledikleri politikaları gözden geçirirler diyordu. Bugün AKP/Sayın Erdoğan iktidarında ülkenin geldiği nokta nedeniyle, bunu o kadar rahat söyleyemiyorum. Çünkü Türkiye’nin NATO üyeliğini gözden geçirmesinin, Türkiye’ye fayda sağlamayacağını, bilakis aleyhine olacağını, Türkiye’yi Batının bir parçası olarak görmeyen ve fırsat çıktığında bunu dile getirmekten geri durmayan ABD’deki/Avrupa’daki siyasetçilerin Türkiye konusunda işlerini kolaylaştıracağını düşünüyorum.

Gerek “İncirlik İddiası”na, gerekse bu bağlamda NATO’ya bakarken, şu üç hususun da ihmal edilmemesi gerekir: i. Sovyetlerin çökmesinden sonra Avrupa’nın müstakil bir güvenlik ve dış politika yapılanmasına yönelmesi. ii. ABD’nin Trump yönetimi ile başlayan içe kapanma sürecinin devam edip etmeyeceği. iii. Avrupa ile ABD arasındaki yakınlığın/birlikteliğin artık eskisi gibi olmadığı. Bu hususların doğal olarak akla getirdiği husus, NATO’nun işlevini kaybetmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde “özel” bir statüde yakınlaşma olması, Türkiye’nin TSK İncirlik Tesisi’ni ABD çekildikten sonra AB’ye açması.

Türkiye, bu ve benzeri ihtimallere hazırlıklı olmalıdır. Türkiye’nin hak ve menfaatlerinin korunması, hiçbir ihtimali dışlamayan hazırlıklar ile mümkündür.

Yazarken, konu konuyu açıyor, akla gelen birçok hususa değinme ihtiyacı doğuyor. Ama asıl konumuz, TSK İncirlik Tesisi, ABD’nin bu tesisteki varlığını Yunanistan’a taşıması.

Son dönemde ABD’nin; Yunanistan ile, Doğu Akdeniz’de ve Ege’nin kuzeyinde ortak tatbikat yapması, Dedeağaç’ta askeri bir üsse sahip olması ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)’ne silah ambargosunu kısmen kaldırması, GKRY ile “Kara, Deniz ve Liman Güvenliği Merkezi” kurma konusunda bir Mutabakat Muhtırası imzalaması, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’ndeki varlığını Yunanistan’a taşıyabileceğine dair iddialara güç veriyor diye görülebilir. Bu gelişmelerden hareketle, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’ndeki varlığını Yunanistan’a taşıyabileceği düşünülebilir. Ancak böyle bir bakış açısı gerçekçi olmaktan uzak olacaktır.

Çünkü her şeyden önce, ABD’nin TSK İncirlik Tesisi’ndeki varlığı, Suriye’nin kuzeyindeki ve Irak’taki “ABD üsleri” ile kıyas kabul edilemeyecek, devasa bir varlıktır. Buradaki varlığın, kısa sürede Yunanistan’a taşınması, maddi olarak eşyanın tabiatına aykırıdır. Böyle bir taşıma için, en az birkaç yıl sürecek alt yapı yatırımlarına ihtiyaç vardır. ABD’nin Yunanistan’ın Dedağaç bölgesinde son yıllarda böyle bir yatırıma yönelmiş olduğuna dair bir bilgim yok. Ancak birkaç yıl öncesinden başlamış ve şimdi bitmiş bir çalışma varsa, belki bu takdirde bir taşınmadan söz edilebilir.

İkincisi, Yunanistan’a ve Kıbrıs’a bakarken; i. bir taraftan bunların coğrafi konumlarının, hem bölgedeki enerji trafiği, hem de Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesi, bağlamında önemli olduğun; ii. diğer taraftan da ABD’nin, hem artık Dünyanın en büyük enerji üreticisi haline geldiğini ve enerjisine pazar yaratma peşinde koştuğunu, hem de Çin ile rekabet ettiğini görmek gerekir. Bu noktada, Çin’in, Yunanistan/Pire limanındaki yatırımları ile bazı Doğu Avrupa ülkelerinde büyük topraklar üzerindeki tarım ve hayvancılık yatırımları da hatırlanabilir. Yani ABD, enerji ve Çin nedeniyle, Yunanistan’da ve GKRY’de mevzi kazanmak peşinde; bunun için Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz anlaşmazlıklarını kullanıyor ve bu yolda Türkiye’yi karşısına alıyor demek mümkün.

Üçüncüsü, Rusya’nın Suriye’de Tartus ve Hmeymim üslerindeki askeri gücünü ileriye taşımış olması ve TSK İncilik Tesisi’nin buraya çok yakın olması karşısında, ABD’nin İncilik’teki varlığını tehdit altında görmesine yol açmış olabilir. Dedeağaç’taki ABD üssüne, bu tehdidi dengeleme, takviye, gerekirse tahliye işlevi yüklenmiş olabilir. Esasen bugün Kıbrıs’ta, Ege’de ve Doğu Akdeniz yaşanan, Türkiye ile bağlantılı gelişmelerin çoğunu bu açıdan da görmek mümkündür. Kıbrıs’ta, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan gerginlik ve yükselen tansiyon, ABD’nin normal dönemlerde Yunanlılardan ve Rumlardan talep etseydi ret edileceği ve/veya yüksek bedel ödeyeceği imkân ve kolaylıklara çok kolay ve oldukça ucuz bir yoldan sahip olmasını sağlıyor.

Dördüncüsü de, ABD’de önümüzdeki Kasım ayında Başkan seçiminin yapılacak olması, Yunan-Rum lobisinin ABD’de seçimlerde etkili olması ve Başkan Trump’ın (Başkan adayı Biden’ın Yunan-Rum lobisini etkisine açmak için açıkça Türkiye’yi hedef almasından sonra) Yunan-Rum lobisinin desteğini kazanmaya yönelmiş olmasıdır. Trump’ın, Yunanların ve Rumların lehine olarak attığı, Ankara’yı inciten ve Türkiye’yi hedef alan adımları, Sayın Erdoğan için iltifat gibi gözüken ancak gerçekte Sayın Erdoğan’ı içeride muhalifleri karşısında sıkıntıya sokan ve siyasal açıdan güç kaybetmesine yol açan sözleri, ABD’deki Yunan-Rum lobisini Trump lehine etkileyen tasarruflardır. Aday Biden sözle Yunan-Rum lobisinin desteğini kazanmaya çalışırken, Başkan Trump devletin gücünü devreye sokarak somut adımlar atmak suretiyle aynı işe soyunmuştur. Öyle anlıyorum ki; Trump’ın Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz konularında attığı adımlar, Biden’ı Yunan-Rum lobisinin desteğinden yoksun bırakmakla kalmayacak, Yunan-Rum lobisinin desteğini arkasına almasına hizmet edecektir.

Sonuç: Suriye ile meşguldük, ısrarla Libya’ya angaje olduk, şimdi bunları unuttuk Kıbrıs’ı, Ege’yi, Doğu Akdeniz’i konuşuyoruz!…

3 Kasım’da ABD’de Başkan seçimi var. Adaylar, Yunan-Rum lobisinin desteğini kazanma yarışına girmiş. Yakın zamana kadar Türk lobisi diye bir şey vardı, şimdi yok. Başkan adayları, Yunan-Rum lobisinin desteğini arkalarına almak için, Kıbrıs’ta, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de, açıkça Yunanistan ve GKRY lehine Türkiye’ye “vuruyorlar”, Türkiye’yi karşılarına alıyorlar. ABD’de güçlü bir Türk lobisi olsaydı, bunlar yaşanır mıydı?

Bu dış politikayı aklım almıyor.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 16 Eylül 2020


BU ÜLKEDE SİYASET NASIL YAPILIR HALE GELDİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Medyada, CHP Genel Başkan Yarımcısı emekli Büyükelçi Sayın Ünal Çeviköz’ün, bir Amerikan düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştiriler yer alıyor. Eleştiriler, münhasıran Sayın Çeviköz’ün konuşmasında ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Türkiye için demokrasi ve temel hak ve özgürlüklere çok güçlü vurgu yapmasını istemesine yönelik eleştiriler… Eleştirilerde, ne toplantı konusunun

DAĞLIK KARABAĞ ZAFERİ, BAKU VE ANKARA

Prof. Dr. Osmasn Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Dağlık Karabağ’daki çatışmada gelinen noktada, elde edilen zaferle ilgili olarak iki hususa dikkat çekmek isterim.

TÜRKİYE’NİN TERÖRİZMLE MÜCADELESİ NASIL GÖZÜKÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hakkari’de, PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 3 işçi (sivil) hayatını kaybetmiş… Şehit işçilere Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Eli kanlı, bölücü/ayrılıkçı terör örgütünü lanetliyorum. Ancak… AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bugün terörle mücadelede izlediği stratejiyi anlamak mümkün değil. Terörizmle mücadelede, “ara, bul, yok et” şeklinde ifade edilen

İYİ PARTİ’DEKİ GELİŞMELERİN DIŞ POLİTİKAYA DAİR ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi bilmeyen yoktur. Bu karşılıklı bağımlılık, son 30 yılda (Sovyetlerin dağılmasından sonra) dış politikanın iç politika üzerindeki ağırlığının arttığı bir şekle dönüşmüştür. İç politikalar, artık daha çok dış politikalar üzerinden yürütülür olmuştur. Öyle ki, bir taraftan Rusya’nın, Çin’in, hatta İran’ın

RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14) Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır. Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.