HİNDİSTAN-VİETNAM YAKINLAŞMASI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Hindistan, Vietnam’da, sivil amaçlı uzaydan izleme istasyonu inşa ediyor. Ancak sivil amaçlı olacağı açıklansa da, inşa edilecek istasyonun askeri amaçlarla da kullanılabileceği; istihbarat ve erken uyarı işlevlerini yerine getirebileceği de ifade edilmektedir.

Vietnam, Güney Çin Denizi Anlaşmazlığına taraftır ve bu anlaşmazlıkta Pekin ile karşı karşıyadır. Coğrafya olarak, Çin’e bitişiktir (komşudur), Güney Çin Denizi’ni batıdan çevreler ve Malaka Boğazı bağlantılı Asya’nın doğusundaki deniz ticaret yolunu kontrol eder. Çin dikkate alındığında, Vietnam’ın güncel jeopolitiği özellikle dikkat çekicidir ve önemlidir. Çin ile mukayese edildiğinde küçük ve Çin’e göre oldukça zayıf bir ülke olarak görülse de, Vietnam’ın 1960’lı ve 1970’li yıllarda (10 yıldan fazla süren) savaşta -“Vietnam Savaşında”- ABD’yi çekilmek zorunda bıraktığını da hatırda tutmak gerekir.

Hindistan ise, Çin ile ciddi sorunlara sahiptir. Çin-Pakistan yakınlaşması, Çin’in Bengal Körfezi’ne duyduğu ilgi ve güçlenen Çin Donanmasının uzak sulara yönelmesi ve bu sulardaki varlığının sıradanlaşmaya başlaması, Hindistan tarafından risk ve tehdit olarak algılanmakta, Hindistan’ı rahatsız etmektedir. Mevcut ikili sorunların yanı sıra Çin’in uluslararası ilişkilerinde ve askeri yapılanmasında attığı bu ve benzeri adımlar, Çin’in uluslararası politikada yükselmesi ve ABD karşısında bir kutup olarak görülmesi ile birlikte, Hindistan üzerinde baskıya yol açmakta ve Hindistan’ı bunlar dengeleyici adımlar atmaya itmektedir. Bu adımların, bu çalışmanın konusu itibarıyla anlamlı olanı, Hindistan’ın da deniz gücüne eğilmesi, kıyı savunması anlayışından, uzak sular anlayışına geçmesi; güvenliğini, karasularının çok uzağında karşılamayı öngören bir savunma ve güvenlik konseptini geliştirip uygulamaya koymasıdır. Vietnam, bu savunma ve güvenlik konsepti bağlamında ve Çin karşısında, Hindistan için son derece önemlidir.

Güney Çin Deniz anlaşmazlığı ise, temelde, bu denizdeki adaların/atollerin deniz yatağının altında yer alan enerji kaynaklarını sahiplenme ve Asya’nın doğu kıyılarından işleyen deniz ticaret yolunun güvenliğini sağlama (kontrolünü ele geçirme) ile ilgili bir anlaşmazlıktır. Çin’in enerjide dışa bağımlı olması, enerji ihtiyacının sürekli artması ve ekonomik büyümesinin ihracata dayalı olması, Pekin’in Güney Çin Denizi’ne özel bir önem atfetmesine neden olmuştur. Atfedilen önemin arkasında, Çin ana karasının denizden (doğudan) güvenliğinin sağlanması da vardır. Çin, bu mülahazaların etkisinde, Güney Çin Denizi’ndeki adacıklar/atoller üzerinde yapay karasal alanlar oluşturmuş ve bunların üzerine de bölgedeki devriye görevleri artık rutinleşmiş olan Çin savaş gemilerine bağlanma limanı ve küçük çaplı askeri uçakların inişine-kalkışına elverişli bir havaalanı inşa etmiş, bunların gerektirdiği kalıcı bir lojistik destek üssü kurmuştur. Çin’in Güney Çin Denizi’nde bu suretle artan askeri varlığı, bölgesel dengelerin Çin lehine değiştiği bir sürece yol açmıştır. Bu da, bölge ülkelerini olduğu kadar, bölgeyi kullanan ya da ilgi/çıkar alanı içinde gören bölge dışı ülkeleri de rahatsız etmiştir. Sonuçta, Güney Çin Denizi anlaşmazlığı, bir tarafta Çin’in, diğer tarafta Vietnam’ın, Filipinler’in, Malezya’nın ve Brunei Sultanlığı’nın yer aldığı; ABD ile Japonya’nın ve Avustralya’nın da Çin’in karşısındaki ülkelere destek verdiği bir görünüm kazanmıştır.

ABD ile Çin arasında baş gösteren rekabet, ABD’nin izlediği Çin’i çevreleme politikası, Japonya ile Çin arasında ciddi bir soruna dönüşen Doğu Çin Denizi Anlaşmazlığı, Japonya’nın ABD’nin müttefiki olması, yakın ve uzak güneyindeki Tayvan’ı ve Filipinler’i de içine alan -ABD destekli- Japon savunma ve güvenlik konsepti (askeri doktrini), Japonya ile Hindistan arasındaki yakınlaşma ve bu iki ülkenin 2015 yılının sonlarından itibaren bugüne kadar Hindistan karasularında ve karasuları açıklarında yaptıkları ortak deniz tatbikatları… Sıralanan bu hususlar, Vietnam ile Hindistan arasındaki yakınlaşmanın, gerçekte bu iki ülke ile sınırlı olmadığı, adı geçen diğer ülkelerin de bu yakınlaşmaya “bir şekilde” müdahil oldukları (olacakları) değerlendirmesine yol açmaktadır.

Bununla beraber, Hindistan-Rusya ilişkilerinde görülen ciddi yakınlaşmaya aynı bakış açısı ile yaklaşılarak ve 2015 yılı içinde yaşanan ve Çin-Rusya birlikteliğine işaret eden gelişmelerden yola çıkılarak, Hindistan’ın Vietnam’da inşa edeceği uzaydan izleme istasyonunun (yukarıda belirtildiği şekilde) münhasıran Çin ile ilişkilendirilmesinin doğru olamayabileceği de ileri sürülebilir. Ancak Çin-Rusya birlikteliği görüntüsüne ve taraflar arasında mevcut enerji alanındaki işbirliğine rağmen, bu durumun Moskova tarafından güvenli bulunmadığı düşünüldüğü için, Hindistan-Çin yakınlaşmasının münhasıran Çin’e yönelik olduğundan şüphe duyulmaması gerektiği değerlendirilmektedir. Çünkü realist bir yaklaşımla eğilindiğinde; Moskova’nın, orta ve uzun vadede, Çin’in kuzeye yönelip Rusya’nın Uzakdoğu topraklarına taşabileceği ve bu suretle Arktik Okyanusu kıyılarına çıkabileceği endişesine sahip olduğu akla gelmektedir. Rusya’nın son dönemde Arktika’daki askeri varlığını pekiştirici adımlar atması ve Arktik Okyanusuna açılan bir ülke olmamasına rağmen Çin’in “araştırma istasyonları” üzerinden Arktika’daki varlığını güçlendirmesi bu düşünceyi besleyen veriler olarak görülebilir. Çin’in, aşırı soğuk ortamlarda kendilerinden beklenen işlevi yerine getirebilecek (fonksiyonel olabilecek) zırhlı askeri araçlar üretimine yöneldiğinin bilinmesi, bu bağlamda oldukça anlamlı bulunan güncel bir veridir. Onun içindir ki, Rusya-Hindistan yakınlaşmasından Çin lehine çıkarsamalarda bulunmak yerine, aksi yönde çıkarsamalarda bulunmak ve bu yakınlaşmanın da gerçekte Rusya’nın orta/uzun vadeli Çin endişesini dengeleme ihtiyacından kaynaklandığını kabul etmek daha anlaşılır gelmektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında; Hindistan’ın Vietnam’da inşa edeceği (askeri amaçlı kullanım potansiyelini de içeren) sivil amaçlı uzaydan izleme istasyonuna Çin dışındaki ülkelerden fazla bir tepki gelmeyeceğini söylemek mümkündür. Bu da, inşa edilecek istasyonun, sadece iki ülkeye değil, Çin ile sorun yaşayan (ve yaşama ihtimali bulunan) bölge içi ve dışı diğer ülkelere de hizmet verebileceği çıkarsamasına yol açmaktadır. İstasyon, sadece Çin karşısında Vietnam’a güç vermeyecek ve Hindistan’ın uzak denizler stratejisini beslemeyecek, aynı zamanda Çin’den rahatsız olan ülkelere de güç verecektir. Bu belirtilenler nedeniyle, söz konusu proje üzerinden, Çin karşıtlığının biraz daha örgütlü bir görünüm kazanacağını ve Çin’i çevreleme politikasının bir adım daha ilerlemiş olacağını söylemek mümkündür.

Sonuç olarak; Hindistan-Vietnam yakınlaşması ve bu vesileyle yukarıda değinilenler, iki hususu akla getirmektedir. Bunlardan birincisi,1979’dan bu yana Batının “ötekileştirme” sürecine (yaklaşımına) konu olmuş İran’ın bugün geldiği noktadır. İran, kendisini hedef alan bu süreç ile yıkılmamış, aksine bu süreçten güçlenerek çıkmıştır. Eğer İran-Çin mukayesesi yapılır ve Çin’in öne çıkacak üstünlüklerinden (güçlü yanlarından) hareket edilir ise, böyle bir sürecin Çin’i uluslararası politikada zirveye taşıma ihtimali zayıf gözükmeyecektir. Hatta Batının halen yaptırım uyguladığı Rusya’da son günlerde Putin’den gelen Lenin ve komünizm ile ilgili açıklamalar da, bu mülahaza ile ilişkilendirilebilir. Denilmek istenen husus, Dünyanın, komünizmin güncel ve çekici gelecek bir yorumu ile karşılaşılabileceğidir. İkinci husus da, yukarıda değinilen sürecin konusu olan Çin’in, “mücadeleyi”, Batılı düşünce kalıplarının ürünü “kurumsal” bir yapılanma içinde kabul etmeyeceği; oyunun kurallarının Batı tarafından belirlenmiş olduğu bir ortamda Batı ile mücadeleye girişmekten kaçınacağı; zamana onayacağıdır. Çünkü Çin, hem Dünyanın aşina olduğu Batılı “kurumsal” yapılanma ile şekillenmiş bir ortamda girişeceği mücadeleyi kaybedeceğinin (kaybetmese bile kazanamayacağının) bilincinde gözükmektedir, hem de kendi (Doğu) düşünce kalıplarının ürünü “kurumsal” yapılanmasını öne çıkarma ihtiyacı duymaktadır. Bu noktada, Xi Jinping’in “Biz de hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ama, Batının anladığı anlamda değil” sözünü hatırlamak uygun olacaktır. Hatırlanması gereken diğer hususlar ise; Batı orijinli “medeniyetler çatışması” tezinde Konfüçyusluğun (Çin’in) medeniyet gruplarından biri olarak sayıldığı, doğal olarak her medeniyet grubunun kendine özgü düşünce kalıplarının ve bunların ürünü kurumsal yapılanmalarının olduğu, Sun Tzu ve stratejinin bilinen temel kurallarıdır.

osmetoz/ascmer, 26 Ocak 2015, www.ascmer.org


ABD’NİN MÜSLÜMAN UYGUR TÜRKLERİNE İLGİSİNİN ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Senatosu’nda, Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan)’nde Müslüman Uygur Türklerine yönelik, “Uygur Human Rights Policy Act (Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası)” tasarısı kabul edilmiş.[i] Senato’dan geçen metne göre; Pekin’in Müslüman Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerine karşı, Washington Çin Hükümeti yetkililerine yaptırımlar uygulayabilecek. Bölgedeki işkence, yargısız gözaltı,

YENİ SİSTEMDE HUKUKSAL AÇIDAN ASKERİ HAREKÂTIN SEVK VE İDARESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İdlib’de 33 Türk askerinin şehit düştüğü günlerde televizyon ekranlarındaki bazı görüntüler nedeniyle, “yeni sistemde” Milli Savunma Bakanı’nın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile olan ilişkilerine değinme ihtiyacı duymuş ancak, acının dorukta olduğu bir sırada yanlış anlaşılabilirim endişesiyle o günlerde bunu yapmamıştım. Televizyon ekranlarındaki o görüntüler, bana göre, bir

ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEKİ (İDLİB’DEKİ) ASKERİ VARLIĞI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye İdlib’de 34 askerini şehit vermesinin acısını yaşarken, iç ve dış kamuoyunda bir sorgulama var ki, yetkililerden Türkiye’nin Suriye’deki (İdlib’deki) varlığına dair açıklamaları duyuyoruz.  Türkiye’nin, “Suriye halkı davet ettiği için Suriye’de olduğu” ifade ediliyor, zaman zaman da Adana Protokolü’ne işaret ediliyor. İdlib üzerinden Suriye krizinde bugün gelinen noktada,

İDLİB: ULUSLARARASI HUKUK VE KORONA VİRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Erdoğan’ın İdlib konusunda muhataplarına verdiği süre dolmak üzere… Son üç güne girildi… Evet, Türkiye’nin İdlib’deki varlığı “önleyici savunma” kapsamında görülebilir, Türkiye Suriye’de terörizmle mücadele edebilir ama, bir de bu işin “aması” var…

PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.