HİNDİSTAN VE ABD’NİN RUSYA YAPTIRIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Putin, Almanya Başbakanı Merkel’den sonra, bugün (21 Mayıs 2018) Hindistan Başbakanı Modi’yi de Soçi’de kabul ediyor.  Putin-Modi görüşmesinin, 4-6 saat süreli, gayri resmi bir zirve olacağı ifade ediliyor[i]. Önümüzdeki günlerde Japonya Başbakanı Abe ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron da, Putin’i ziyaret edecekmiş…

Bu ziyaretler, yeniden Devlet Başkanı seçilen Putin’i tebrik ziyaretleri midir? Yoksa tebrik, bir bahane bir kılıf mıdır? Gerçekte, küresel politika çok önemli gelişmeler mi yaşanmaktadır?

Hindistan açısından bakıldığında, Modi’nin ziyaretinin bir tebrik ziyaretinin çok ilerisinde ve çok anlamlı olduğu değerlendirilmektedir. İki nedenle; birincisi Hindistan tarafından gelen ziyarete ilişkin açıklamalar, ikincisi de ziyaretin zamanlamasıdır.

Ziyarete ilişkin olarak Hindistan’dan gelen açıklamada; savunma malzemesi alımlarının, ABD de dâhil, üçüncü ülkeler tarafından Hindistan’a dikte edilemeyeceği ifade edilmektedir ki, bu önemlidir. Çünkü anlamı, ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarının Hindistan’ın Rusya’dan savunma malzemesi satın almasını etkilemeyeceğidir. Buradan çıkarılabilen bir diğer husus da, Çin ve Pakistan nedeniyle Hindistan ABD’ye yanaşmış gözükmesine rağmen, ABD’nin Hindistan için çok da önemli olmadığıdır. Hindistan’ın, gelinen noktada, ABD’ye rağmen Rusya’ya yakın durması dikkat çekicidir.

Hindistan’ın ABD’ye rağmen Rusya’ya yakın durması, sadece Rusya-Hindistan ilişkilerinin “köklü ve güçlü” olması ve/veya Rusya’nın Hindistan’ın en büyük savunma malzemesi tedarikçisi olması ile açıklanabilecek bir durum değildir. Evet, Rusya-Hindistan ilişkileri, bazı farklılıklara rağmen, “büyük, geniş ve stratejik” olarak görülebilir. Ve SIPRI’nin verilerine göre; Hindistan, silah ithalatının % 60’dan daha fazlasını Rusya’dan yapıyor da olabilir. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi de satın alabilir.

Hindistan ile Rusya arasındaki yakınlık bağlamında; elbette ki, bunlar önemsiz değildir, önemlidir. Ancak Hindistan’dan gelen, savunma malzemesi alımlarının, ABD de dâhil, üçüncü ülkeler tarafından Hindistan’a dikte edilemeyeceği yolundaki açıklamanın zamanlaması, bu faktörlerin önüne geçmektedir. Zamanlama, Rusya ile Hindistan arasındaki güncel yakınlaşmayı, bu iki ülke ile sınırlı bir olgu olmaktan çıkarmakta, küresel politikanın bütününü ilgilendiren önemli/ciddi bir gelişmeye dönüştürmektedir.

Peki, zamanlama ile ne ifade edilmek isteniyor?

Zamanlama ile özellikle ifade edilmek istenen husus; ABD’nin Çin’i çevreleme politikasında frene basmış, önceliğini enerjiye vermiş gözükmesi, bundan da küresel enerji piyasasının kontrolünü ele geçirmeye yöneldiğinin çıkarılabilmesidir. ABD’nin bu yönelişi, kısa ve orta vadede Hindistan’ın Çin ve Pakistan karşısında destekten yoksun kalması, orta ve uzun vadede de enerji yönünden dışa bağımlı olduğu için Hindistan’ın enerji üzerinden ABD’nin hegemonyası altına girmesi anlamlarına gelmektedir. Ancak Hindistan, Soğuk Savaş yıllarında, ne Doğu, ne de Batı diyebilmiş ülkelerdendir ve bu ülkelerin bir araya gelerek oluşturdukları “Bağlantısızlar Hareketi”nin liderlerindendir. Yani kendisi için ABD hegemonyasının gelmekte olduğunu görüp, buna seyirci kalacak bir ülke değildir.

Zamanlamaya bakarken, ayrıca şunları da görmek gerekir: (i) Almanya, İngiltere ve Fransa (ve de AB), ABD’nin tek başına çekildiği, İran ile yapılmış nükleer anlaşmaya bağlı kalacaklarını açıklamıştır. (ii) Almanya Başbakanı Merkel, ABD’nin İran ile yapılmış anlaşmadan çekilmesi sonrasında, hem Avrupa’nın başını iki elinin arasına koyup düşünmesinin zamanı gelmiştir demiştir, hem de daha yeni Soçi’de Putin tarafından kabul edilmiştir. (iii) Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile Japonya Başbakanı Abe’nin Putin’i ziyaret edeceği belirtilmektedir. (iv) Hindistan Başbakanı Modi, geçtiğimiz haftalarda, arka arkaya Çin’e iki ziyaret gerçekleştirmiş, Çin Devlet Başkanı Xi ile bir araya gelmiştir. (v) Daha dün Pakistan ve Çin ile ilgili endişelerini ABD üzerinden karşılamaya (en azından tolere etmeye) yönelmiş Hindistan, hem Çin ile bir diyalog içine girmiş, hem de Pakistan ile ilgili endişelerini Rusya ve Çin üzerinden karşılama (tolere etme) kapısını aralamıştır.

Temelde Hindistan üzerine bina edilmiş yukarıdaki tabloya ABD açısından bakıldığında, ne/neler çıkarılabiliyor? Sanırım bu soru, küresel politikanın (Dünyanın) geleceği açısından son derece önemlidir.

Bu soruya bağlı olarak, “Amerikan derin devleti” olgusu aklıma geliyor. Acaba “bu devlet”, bir yönüyle Trump üzerinden, diğer yönüyle de Trump’a rağmen, enerji üzerinden “yeniden, yine büyük Amerika” söylemine gerçeklik kazandırabilir mi? Ve eğer politika kavramının özü ile, genel sistem kuramı ve mevcut koşullar, bunların üçü birlikte mütalaa edilirse, bundan Amerikan derin devletinin işinin oldukça zor olduğu çıkmaz mı? Müsaade edilir mi, ABD’nin yeniden küresel politikanın “patronu” olmasına?

ABD’ye ilişkin bu sorular, bana, Türkiye’de hemen herkesin bildiği bir sözü hatırlatıyor: “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye… Hindistan üzerinden ABD için bunu çıkarıyorum. Eğer Amerikan derin devleti diye bir şey varsa, bu devletin, 1991 sonrasında “uykuda” ya da “rehavet içinde” geçirmiş olduğu yılları telafi etmesini çok güç görüyorum.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 21 Mayıs 2018.

[i] https://www.hindustantimes.com/india-news/defence-buys-won-t-be-dictated-by-the-us-india-on-russia-sanctions/story-mDK6wQhLTuXp8Kn1dPk8pO.html, 21.5.2018.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.