HİNDİSTAN-ABD TİCARET SAVAŞI VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

ABD, Çin’den sonra Hindistan ile de ticaret savaşında.. ABD-Çin ticaret savaşı inişli-çıkışlı bir seyir içinde devam ederken bunun yanına ABD-Hindistan ticaret savaşı da eklenmiş gözüküyor. Ticaret savaşında ABD’nin karşısındaki cephe genişliyor.

Trump Yönetimi, geçtiğimiz yıl içinde, önce Hindistan’ın yüksek gümrük duvarlarına dikkat çekerek, Yeni Delhi’nin Amerikan mallarına Hindistan pazarına “adil ve makul erişim” imkânı sağlamadığını ileri sürümüş ve Hindistan’ın dev pazarını Amerikan mallarına açmasını istemişti. Daha sonra da, buna tepki olarak, aralarında Hindistan’ın da bulunduğu bazı ülkelerden ithal edilen çelik ve alüminyuma ilişkin gümrük tarifelerini yükseltmiş; geçtiğimiz Mayıs (2019) ayında da Hindistan’ı “ABD Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi”ne dair programın kapsamından çıkarmıştı. Bu gelişmelerden sonra, geçtiğimiz 28-29 Haziran günlerinde Japonya’da gerçekleşen G-20 Zirvesinde ABD Başkanı Trump ile Hindistan Başbakanı Modi bir araya gelmişti. Bu görüşme sonrasında, gümrük taifelerine ilişkin anlaşmazlığa çözüm üretmek için iki tarafın yetkililerinin en kısa sürede bir araya gelmesi konusunda bir mutabakatın ortaya çıktığı ifade edilmişti. Buna bağlı olarak da, ABD-Hindistan ticaret savaşında tansiyonun düştüğü, savaşın “solmuş-erimiş” gözüktüğü yorumları yapılmıştı[i]. Hindistan-ABD ticaret savaşının seyri özetle bu şekildedir. Bu hafta (08-12 Temmuz) Hindistan-ABD ticaret görüşmelerinin başlayacağı ancak, kısa sürede bir çözüm üretilmesinin beklenmediği ifade ediliyor.

ABD ile Hindistan arasındaki ticarete ilişkin rakamlar ABD ile Çin arasındaki ticarete göre oldukça düşük olduğu için, Trump Yönetiminin Hindistan’a karşı başlattığı ticaret savaşı, Hindistan tarafında hem şaşkınlığa ve endişeye, hem de soru işaretlerine yol açmıştır. ABD’nin gerçekte neyin peşinde olduğu sorgulanmaktadır. ABD, Hindistan pazarına Amerikan mallarının girmesi konusunda tavizler elde etme peşinde mi, yoksa ticaret savaşı gerçekte Washington ile Yeni Delhi’nin ayrı düştükleri diğer konular ile mi ilgili?

ABD’nin, Huawei konusunda Hindistan’a da baskı yaptığı bilinmektedir. Keza Hindistan’ın, 5-G konusunda Huawei (Çin) ile “arka kapısız” bir anlaşma yaptığı, başka bir ifade ile Hindistan’ın Huawei ile “inişi olmayan” bir asansöre bindiği de yine bilinmektedir. Bu koşullarda Hindistan’ın Huawei konusunda ABD baskısına boyun eğmesinin, Hindistan’ın tamamen ABD’nin etki alanına dâhil olması sonucunu doğuracağı kabul edilmektedir. Hindistan, Rusya ile S-400 alımına dair toplam değeri 5 milyar dolar olan bir anlaşma yapmıştı. Eğer Yeni Delhi ABD’nin Huawei konusundaki isteğini kabul ederse, Hindistan’ın Rusya’dan S-400 alımından da vazgeçmesi gerekecektir ki, Trump Yönetimi bu konuda da Hindistan’a baskı yapmakta ve Hindistan’ı yaptırımla tehdit etmektedir.

Bu arada, Hindistan’ın ABD’ye tamamıyla direnmediğini, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının etkisinde, İran’dan aldığı petrolü azalttığını da ifade etmek gerekir. İlk bakışta, bu azaltma Hindistan’ın Trump Yönetiminin baskılarını savuşturmaya yönelik “sıradan” bir tasarrufu olarak görülebilir. Ancak gerçekler, Hindistan’ın İran’dan aldığı petrolü azaltmasının gerçekte çok önemli bir tasarruf olduğunu söylemektedir. Çünkü İran, Hindistan’ın en önemli enerji tedarikçisidir ve buna bağlı olarak, Hindistan’ın enerji ve ekonomi güvenliğinde kritik önemi haiz bir ülkedir.  Hindistan’ın, enerji ihtiyacını karşılamada kullandığı İran’ın Umman Körfezindeki Chabahar limanına ciddi yatırımları vardır. İran’ın bu limanı, Hindistan’ın Afganistan ve Orta Asya pazarına açılmaya dair stratejisinin de bir parçasıdır. Hindistan, bu limanı Afganistan’a ve Orta Asya’ya bağlayan kara ve demir yollarına da ciddi yatırım yapmıştır. Hindistan’ın İran’ın Chabahar limanına ve bu limanı Afganistan’a ve Orta Asya’ya bağlayan kara ve demir yollarına yaptığı yatırımlar, salt ekonomik yatırımlar da değildir. Pakistan ile Hindistan arasındaki sorunlar ile Keşmir sorunun Afganistan bağlantısı/boyutu dikkate alınırsa, Hindistan’ın İran yatırımlarının politik ve askeri/güvenlik boyutlarının olduğu da görülür. Onun içindir ki, İran’dan aldığı petrolü azaltma kararının Hindistan için kolay bir karar olmadığın ifade etmek gerekir. Ancak bu kararın ABD’ye yetmeyeceği düşünülmektedir. Hindistan da, bunun farkındadır. Hindistan Başbakanı Modi’nin; hem Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nün 13-14 Haziran tarihlerinde Kırgızistan/Bişkek’te gerçekleşen 19. ŞİÖ Zirvesinde, hem de 28-29 Haziran tarihlerinde Japonya/Osaka’da gerçekleşen G-20 Zirvesinde, Çin ve Rusya Devlet Başkanları ile ayrı “üçlü” toplantılar gerçekleştirmiş olması, bu farkında oluşa işaret eder. Bu “üçlünün; birlikte, uluslararası ticaret konusunda ABD’nin tek taraflılığı ile mücadele stratejilerini koordine etmeyi tartışmış olmaları ve küresel refahı artırma sözü vermiş olmaları önemlidir.

Hindistan-ABD ticaret savaşının, kısa sürede sona ermesi beklenmemektedir. Esasen bu beklenti, ABD-Çin ticaret savaşı ve ABD’nin Rusya ve İran ile olan sorunları için de geçerlidir. Söz konusu ticaret savaşları ve anlaşmazlıkları, bir “araç”; bunların görünür gerekçeleri de, bu araçların kullanımına ömür katan hususlardır. Niçin böyle görüldüğü enerji ile bağlantılıdır. ABD, artık Dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz üreticisidir. Günde 20.3 milyon varil rafine edilmiş petrol üretmektedir. Yıllık doğal gaz üretimi de, 772 milyar m³ seviyesindedir. Enerji zengini dev bir ülke olmasına rağmen Amerikan ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum ortadadır. Uluslararası politikadaki hegemonik konumu Çin karşısında adeta sallantıdadır. Bütün bunlar, ABD’yi, enerji zenginliğini değerlendirmeye itmiştir. ABD’nin Dünya enerji pazarındaki yerini büyütmeye ve bu pazarın kontrolünü ele geçirmeye ihtiyacı vardır. Ticaret savaşlarını ve öne çıkmış anlaşmazlıklarını münhasıran bu bağlamda görmek gerekir.

ABD’nin güncel dış politikasının, enerjipolitiğin belirleyici olduğu bir görünümü yansıtması bundandır. Trump Yönetiminin bugün karşısına almış olduğu ülkelerin ortak özelliği, ya Dünyanın önde gelen enerji üreticisi (Rusya, İran ve Suudi Arabistan) olmaları ya da Dünyan en büyük enerji tüketicileri (Çin ve Hindistan) olmalıdır.

ABD’nin karşısına aldığı ülkelerden Çin, Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ülkesidir ve enerjide dışa bağımlıdır. Çin, günde 6.7 milyon varil ham petrol ve 1.2 milyon varil rafine edilmiş petrol üretmektedir. Fakat bu rakam, tüketimini karşılamaya yetmemektedir. Çünkü günlük rafine edilmiş petrol tüketimi 12.5 milyon varildir. Çin’in yıllık doğal gaz tüketimi ise, 239 milyar m³’tür ve Çin bu tüketimini karşılamak için her yıl 100 milyar m³’e yakın doğal gazı ithalat etmektedir. Keza Hindistan da, Çin gibi, hem Dünyanın önde gelen enerji tüketicilerindendir, hem de enerjide dışa bağımlıdır. Hindistan’ın günlük rafine edilmiş petrol tüketimi 4.5 milyon varildir ve Hindistan bu tüketimi karşılamak için, günde 4.1 milyon varil ham, 0.64 milyon varil de rafine edilmiş petrol ithal etmektedir. Yıllık doğal gaz tüketimi 55 milyar m³ seviyesinde olan Hindistan, bu tüketimi karşılamak için de dışarıdan yılda 24 milyar m³ doğal gaz ithal etmektedir.

ABD’nin karşısına aldığı ülkelerden Rusya ise, bilindiği üzere Dünyanın en büyük enerji üreticisi ve satıcısı ülkelerden biridir. Rusya’nın rafine edilmiş günlük petrol üretimi günlük 6.1 milyon varildir. Yıllık doğal gaz üretimi de, 666 milyar m³’tür. Rusya’nın rafine edilmiş petrol ihracatı günlük 2.7 milyon varil, ham petrol ihracatı günlük 5 milyon varil; doğal gaz ihracatı da yılda 201 milyar m³ seviyesindedir. Rusya, bu rakamlar ile, Dünya enerji pazarında ağırlıklı bir yere sahiptir, bu pazardaki yerinin belirgin bir geçmişi vardır. ABD’nin karşısında aldığı İran da, Rusya gibi, enerji üreticisi ve satıcısı bir ülkedir. İran, günde 1.8 milyon varil rafine edilmiş petrol, 4.5 milyon varil de ham petrol üretmektedir. İran’ın doğal gaz üretimi de yılda 215 milyar m³’tür.

Suudi Arabistan, ABD’nin henüz açıkça karşısına almadığı bir ülkedir. Ancak karşısına almasına imkân verecek sorun konularının mevcut olduğu ve zaman zaman karşısına alabileceğinin sinyallerini verdiği için, Suudi Arabistan da bu çalışmada bu kategoride mütalaa edilmiştir. Eğer ABD için enerji zenginliğini değerlendirmesi küresel hegemonik konumunu sürdürmesi ve geliştirmesi için bir zaruret ise, Dünyanın önde gelen enerji üreticisi ve satıcısı ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan’ı görmezden gelmesi beklenemez. Koşullar kendisi açısından iyice  “olgunlaştığında”, ABD, Suudi Arabistan’ı da karşısına alacaktır. Bu, kuvvetle muhtemel görülen bir husustur. Günlük, rafine edilmiş petrol üretimi 1.8 milyon varil, ham petrol üretimi 4.5 milyon varil ve yıllık doğal gaz üretimi de 215 milyar m³ olan Suudi Arabistan’ın kendisini ABD’den kurtarması çok zayıf görülmektedir.

ABD’nin Çin ve Hindistan ile olan ticaret savaşı, bu iki ülkenin enerji ihtiyaçlarını ABD’den karşılamaya “ikna” etme amacını güden savaşlardır. ABD, Çin’in ve Hindistan’ın en büyük enerji tedarikçisi olma peşindedir ve ticaret savaşlarını da bu sonucu sağlamak için bir araç olarak kullanmaktadır. Ancak ABD’nin enerjipolitik yaklaşımı salt ekonomik açıdan görülemez. Bu yaklaşımın, ciddi politik ve askeri/güvenlik boyutları da vardır. Bu nedenle, ticaret savaşları bir amaç değil, araç olarak görülmektedir. ABD, enerji zenginliğini değerlendirip ekonomik açıdan güçlenmekle kalmayacak, bir zamanlar Rusya için gündeme getirdiği enerji bağımlılığını politik ve askeri (güvenlik) açılardan bir silah gibi kullanma imkânına (avantajına) da sahip olacaktır. Onun içindir ki; ABD, bir taraftan Çin’in ve Hindistan’ın enerji tedarikçisi olma, diğer taraftan da Rusya’nın, İran’ın ve Suudi Arabistan’ın enerji pazarlarını ele geçirme peşindedir.

Bu noktada iki hususa özellikle dikkat çekmek isterim. Birincisi, Hindistan’ın ve Türkiye’nin ABD’den satın aldığı enerji miktarında artış olmasının, ticaret savaşlarının ve gerginliklerin ilk “meyvelerini” ABD’ye vermiş olduğu anlamına geldiğidir. İkincisi de, ABD’nin küresel ısınmanın etkisinde her yıl biraz daha uzun süre kullanıma açılacak Arktik Okyanusu kıyılarından işleyecek yeni kuzey deniz ticaret yolunu ve Çin’i dikkate alarak, Kanada üzerinden, petrol ve doğal gazını demiryolu ile Alaska’daki limanlara taşımaya yönelmesidir. Özellikle bu ikinci husus çok önemlidir. Çünkü bu, ABD’nin enerjipolitik yaklaşımının arkasında, izleyen, değerlendiren, yön veren/yönlendiren sistemli ve sürekli bir masa çalışmasının olduğuna işaret etmektedir.

Yukarıda belirtilenler ışığında, ABD’nin Çin ve Hindistan ile olan ticaret savaşı, Rusya ve İran ile olan anlaşmazlığı kolay kolay bitmeyecektir. Dış politikadaki güncel enerjipolitik yaklaşımı, ekonomik durumunu iyileştirmesinin ötesinde, özde ABD’nin küresel hegemonik konumunu sürdürmesi ve pekiştirmesi ile ilgilidir. ABD bu yaklaşımına sımsıkı sarılacak, Çin ve Rusya da buna yol vermeyecektir. O yüzden, hem ticaret savaşları ve öne çıkmış anlaşmazlıkları kolay kolay bitmeyecektir, hem de bugünden ileriye doğru daha da belirginleşecek bir küresel kaotik ortamı bekleme gerekecektir.

Son bir husus: Ocak 2017’de Başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonraki dönemde muttali olduğum dış politikaya ilişkin tasarruflarının bir kısmı için Başkan Trump’ı eleştirmiştim. Çalışmalarımı takip edenler hatırlayacaktır. Türkiye ile ilgili konuların dışında, fazla eleştirim artık yok. Ancak bu tür eleştiriler, ABD’de ve bütün Dünyada hala devam ediyor. Yaklaşan 2020 seçimleri için Başkan Trump’a fazla şans da verilmiyor. Hatta Başkan Trump’ın “hoş olmayan” bir şekilde görevden alınacağına dair güncel iddialar bile var. Ancak Başkan Trump’ın yönetim kadrosundaki değişikler üzerinden bugün dış politikada kendisini belli eden enerjipolitik merkezli yaklaşımına yukarıda ifade ettiğim şekilde baktığımda, hem ABD’nin doğru bir yolda olduğu, hem de 2020 seçimlerinde Başkan Trump’ın yeniden seçilebileceği kanaatini ediniyorum. Ancak bu kanaat, sadece ABD’nin/Trump Yönetiminin güncel dış politika uygulamalarından neşet etmiş, gücü dış politika ile sınırlı bir kanaattir. Hem Kasım 2020’da yapılacak Başkanlık seçimine kadar söz konusu dış politika yaklaşımın aynı şekilde sürdürülüp sürdürülemeyeceği belli değildir. Sürdürülse bile, ne ile karşılaşılacağı belirsizdir. Hem de Amerikan iç politikasındaki gelişmeler yakından takip edilmemektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 08 Temmuz 2019.

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/28005/why-would-trump-want-a-trade-war-with-india, 06.7.2019


ABD’NİN MÜSLÜMAN UYGUR TÜRKLERİNE İLGİSİNİN ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Senatosu’nda, Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan)’nde Müslüman Uygur Türklerine yönelik, “Uygur Human Rights Policy Act (Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası)” tasarısı kabul edilmiş.[i] Senato’dan geçen metne göre; Pekin’in Müslüman Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlallerine karşı, Washington Çin Hükümeti yetkililerine yaptırımlar uygulayabilecek. Bölgedeki işkence, yargısız gözaltı,

YENİ SİSTEMDE HUKUKSAL AÇIDAN ASKERİ HAREKÂTIN SEVK VE İDARESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İdlib’de 33 Türk askerinin şehit düştüğü günlerde televizyon ekranlarındaki bazı görüntüler nedeniyle, “yeni sistemde” Milli Savunma Bakanı’nın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile olan ilişkilerine değinme ihtiyacı duymuş ancak, acının dorukta olduğu bir sırada yanlış anlaşılabilirim endişesiyle o günlerde bunu yapmamıştım. Televizyon ekranlarındaki o görüntüler, bana göre, bir

ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEKİ (İDLİB’DEKİ) ASKERİ VARLIĞI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye İdlib’de 34 askerini şehit vermesinin acısını yaşarken, iç ve dış kamuoyunda bir sorgulama var ki, yetkililerden Türkiye’nin Suriye’deki (İdlib’deki) varlığına dair açıklamaları duyuyoruz.  Türkiye’nin, “Suriye halkı davet ettiği için Suriye’de olduğu” ifade ediliyor, zaman zaman da Adana Protokolü’ne işaret ediliyor. İdlib üzerinden Suriye krizinde bugün gelinen noktada,

İDLİB: ULUSLARARASI HUKUK VE KORONA VİRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Erdoğan’ın İdlib konusunda muhataplarına verdiği süre dolmak üzere… Son üç güne girildi… Evet, Türkiye’nin İdlib’deki varlığı “önleyici savunma” kapsamında görülebilir, Türkiye Suriye’de terörizmle mücadele edebilir ama, bir de bu işin “aması” var…

PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.