HİÇ DİKKAT ETTİNİZ Mİ, ÇİN NE İLE MEŞGUL, ABD NE İLE MEŞGUL DİYE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Uluslararası medyaya yansıyan Çin’e ve ABD’ye dair bazı haberler bu iki büyük gücün güncel meşguliyetlerine ortaya koyarken, hem onların, hem de küresel sistemin görünür geleceği bakımından anlamlı çağrışımlara yol açmaktadır.

II. Uluslararası medyaya yansıyan haberler itibarıyla, Çin, bugünlerde ne ile meşgul; önce birkaç örnekle buna bakalım.

a. Çin’in, ABD ile ticaret savaşını sona erdirmek için, önümüzdeki altı yıl içinde ABD’den yapacağı ithalatı artırmayı teklif etmeye hazırlandığı; bu suretle ithalat artışının 1 trilyon dolar seviyesinde olacağı ve Çin ile ABD arasındaki ticarette ABD’nin aleyhine olan dengenin düzeleceği, ABD’nin rahatsızlığının ortadan kalkacağı, Çin-ABD ilişkilerinin normalleşeceği ileri sürülmüştür.[i]

İlk bakışta ticaret savaşında ABD gücünü göstermiş, karşılığını da almış, diye düşünülebilir. Ancak, bu, Çin’in ekonomik gücünü göstermiş olduğu anlamına da alınabilir. Her iki açıdan da bakıldığında, görülen bir diğer husus da; bu gelişmenin, küresel sistemde, hukukun görmezden gelindiği, gücün öne çıkarıldığı bir sürece işaret ettiği, bu tür bir sürece yol/prim verildiğidir.

Böyle bir gelişme, bir taraftan küresel ölçekte “ticaret serbestisinde” kötüye gidişe ve güce dayalı “korumacılığa” işaret edecek; diğer taraftan da üçüncü ülkeleri çok yakından etkileyen bir mahiyet arz edecektir. Çin’in ABD’den fazla alım yapması demek, ABD ile ticaret yapan üçüncü ülkeleri zora sokacaktır. Ortada serbest ticaret diye bir şey kalmayacaktır.

ABD’nin Çin karşısında kazandığı algısına yol açmasına rağmen; biraz eğilindiğinde ve Çin açısından bakıldığında, çok daha önemli başka hususlar görülecektir. Öncelikle şu tespiti yapmak gerekir: ABD için Çin’e ihracatın 6 yıl için “olağanüstü” derecede artması demek, artışın “gelip-geçici” olacağı anlamına gelir. Bu durumda, ABD için, ya sonrası diye sormak gerekmez mi? Bu noktada, Obama döneminde, Amerikalı “tüccarların” Çin’e mal satmak için “her şeyi” yaptığı, ABD’nin savunmasını ve güvenliğini riske attıkları ve Obama Yönetiminin bu durumun önüne geçmek için bazı “düzenleyici” işlemlere gitmek zorunda kaldığına dair gelişmeleri hatırlıyorum. Çin’in ABD’den yapacağı “olağanüstü” ithalatın Amerikalı tüccarlarda bir “bağımlılık” doğuracağı kabul edilirse, altı yıllık geçici sürenin sonunda Çin’in ithalatının olağan seviyeye geri dönmesinin ABD’nin aleyhine muhtemel bazı yansımaları olacaktır. Altı yıldan sonra, Amerikalı tüccarların Çin’e mal/hizmet satmak için “savunmaya ve güvenliğe dair daha önce Amerikan Hükümeti ile yapmış oldukları işlerden edindikleri “bonusları(!)” kullanacağını, Çin tarafının bunu istismar edebileceğini beklemek gerekir diye düşünülmektedir. En azından, bu ihtimalin zayıf olmadığı değerlendirilmektedir.

b. Çin, 2025’e odaklı endüstriyel modernizasyon programı kapsamında, 10 stratejik sektör belirlemiş ve bu sektörlerde küresel ölçekte “baskın” bir oyuncu olmayı amaçlamıştır.[ii] Bu sektörler şunlar: (i) bilgi teknolojisi, (ii) sayısal kontrol araçları ve robotik, (iii) havacılık teknolojisi, (iv) okyanus mühendisliği ekipmanları ve yüksek teknoloji gemileri, (v) demiryolu teçhizatı, (vi) enerji tasarrufu ve yeni enerji araçları, (vii) elektrik üretim ekipmanı, (viii) yeni malzemeler, (ix) ilaç ve tıbbi cihazlar ve de (x) tarım makineleridir.

Çin’in açıkladığı bu sektörel öncelikler sıralamasının, küresel ölçekte söz konusu sektörlerin mevcut durumunu Çin lehine etkileyeceği açıktır. Bu sektörlerdeki “oyuncular”, 2025’te Çin ile rekabet edemez hale geleceklerdir. Pazar kayıplarına uğrayacaklardır. Kaybedecekleri pazar Çin’in eline geçecektir. Bu oyuncular, ya pazardan çekilmek ya da Çin ile işbirliğine gitmek zorunda kalacaklardır. Bu noktada, mevcut iddialar nedeniyle, bu işbirliğinin Çin tarafından politik, güvenlik ve istihbarat mülahazaları ile istismar edilme ihtimalinin dışlanamayacağını ifade etmek mümkündür.

Ayrıca söz konusu stratejik sektörler üzerinden, 2015 yılından itibaren, Çin’in uluslararası hisse senedi/tahvil piyasasındaki konumunu güçlendireceğini de görmek gerekir.

c. İsveç medyası, son günlerde, Çin ile bağlantılı olarak, ülkenin kuzeyindeki uydu istasyonunu tartışıyor. Çin’in söz konusu uydu istasyonunu askeri amaçlarla kullandığına dair iddialar/endişe mevcuttur.[iii] İsveç’teki Çin Büyükelçiliği, iddiaların, haksız ve sorumsuzluk örneği olduğunu açıklasa da durum değişmemektedir.

İddialar ya da endişeler, Çin’in Huawei şirketi ile ilgilidir. Huawei, sınır tanımayan ve Dünyanın en önde gelen bilgi ve iletişim teknolojisi (ICT) çözümleri sağlayıcısı bir şirkettir. Ve “Dünya devi” Huawei ile ilgili iddialar, sadece İsveç’te değil, komşu Norveç’te ve bazı Avrupa ülkelerinde de gündeme gelmektedir.

Gerek İsveç’in aşağıda izah edilecek jeopolitiği, gerekse başta ABD olmak üzere birçok Batılı ülkede gündeme gelen ve bazılarında ciddi soruşturma konusu olan Huawei ile ilgili iddialar, İsveç’teki Çin Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamaya itibar edilmesini güçleştirmektedir.

Devam eden küresel ısınma nedeniyle, çok yakında Arktik Okyanusu kıyıları üzerinden, yılın büyük bir bölümünde düzenli olarak işleyebilecek yeni bir deniz ticaret yolu devreye girecektir:  “kuzey deniz ticaret yolu.” Bu yeni deniz ticaret yolu, Çin için son derece önemlidir ve İsveç bu yol üzerindedir. Ve İsveç’in de dâhil olduğu İskandinav ülkeleri (özellikle İzlanda, Faroe Adaları ve Grönland Nordik ülkeleri), küresel ısınmanın devam etmesi ile birlikte, yeni kuzey deniz ticaret yoluna Kuzey Amerika’yı dâhil etme potansiyelini içermektedir. Bu, Çin için, Avrupa pazarına ilave olarak Kuzey Amerika pazarına da kolay ve ucuz erişim demektir.

Demek istenileni daha net bir şekilde ortaya koymak adına bazı şeyleri hatırlamak icap eder. Çin’in yükselişi, temelde ihracata dayalı bir yükseliştir. Ve Çin, ihracatının çok büyük bir kısmını deniz yoluyla yapmaktadır. İhracatında, Afrika’nın doğusunu, Arap Yarımadasını (güneyini, doğusunda Basra Körfezi’ni, batısında Kızıldeniz’i), Hint Yarımadası’nın güneyini, Malaka Boğazı’nı ve Güneydoğu Asya’yı, Güney Çin Denizi’ni içeren suyolunu kullanmaktadır. Bu güzergâh, Çin için, hem uzundur, hem de güzergâh üzerindeki sorunlar nedeniyle ciddi güvenlik risklerini içermektedir. Ve bu durum, Çin’in ihracatında ulaşım maliyetini artırmakta, dolayısıyla Çin mallarının fiyatını yükseltmektedir. Yani Çin mallarımın rekabet gücünü azaltmakta, dolaysıyla Çin’in ihracatı üzerinde olumsuz bir etkiye yol açmaktadır. Kuzey deniz ticaret yolu, Çin’in, bu etkiyi aşağıya çekmesine imkân verecektir. İsveç’te sahip olduğu imkan ve kolaylıklar, buna katkı sunacaktır. Bu noktada Avrupa’nın, Çin’in  “Bir Kuşak, Bir Yol” projesine dâhil olduğunu özellikle görmek gerekir. Yani kuzey deniz ticaret yolu, Çin mallarının Avrupa’ya daha ucuz ulaşmasına, dolayısıyla Avrupa pazarında belirgin bir yer edinmesine, hatta ileride Kuzey Amerika pazarına erişimine hizmet edecektir.

Eğer Çin’in ekonomik yükselişinin ihracata dayalı olduğu ve yükselen ekonomisinin savunma ve güvenlik ile birlikte dış politikasını da “yukarı çektiği” (yani öne çıkardığı) düşünülür ise; yeni kuzey deniz ticaret yolunun Çin için sadece ekonomik açıdan değil, politik ve askeri açılardan da önemli olduğu görülecektir. Çin, bu yeni yol sayesinde, artan askeri harcamalarını daha kolay finanse etme imkânı bulacak; bu da, ekonomi ağırlıklı dış politikasına askeri gücünü daha çok katarak politik açıdan hareket alanını daha çok genişletmesine, yani uluslararası politikada daha çok öne çıkmasına hizmet edecektir. İsveç ile ilgili gelişmelere bakarken bunları görmek gerekir.

Çin, şimdiden kuzey deniz ticaret yolunun kullanımına hazırlanıyor gözükmektedir diye değerlendirilmektedir. Onun içindir ki; Arktik Okyanusu’na açılan kıyılara sahip olmamasına rağmen Çin’in bilimsel araştırma istasyonları üzerinden Kuzey Kutbundaki ciddi bir varlık bulundurması ne ise,  Çin’in İsveç’in kuzeyinde sahip olduğu anlaşılan “uydu istasyonu” da odur.

d. Obama döneminde, “örtülü” olarak Çin’in “haber alma” hizmetinin “kurumsal” bir parçası olduğu iddiasıyla Kongre’de ciddi soruşturma konusu olan Huawei şirketi, Trump Yönetimi döneminde daha ileri soruşturmalara konu olmuş gözükmektedir. Huawei şirketi, Çin-ABD ticaret savaşına konu olmakla kalmamış; ABD, bu şirketi İran ve Suriye ile de ilişkilendirmiştir.[iv]

Mütekabiliyet ya da usulde paralellik ilkesi, ABD’nin, Huawei üzerinden değil,  bilgi ve iletişim teknolojisi (ICT) çözümleri sağlayıcısı bir Amerikan şirketi üzerinden (yani aynı silahla) Çin’i hedef almasını gerektirmektedir. Rasyonel olanı budur. Ancak ABD bunu yapamamaktadır. Sorun, bilgi ve iletişim teknolojisi alanındaki Amerikan şirketlerinin Huawei ile rekabet edebilecek bir konumda olmamasından kaynaklanmaktadır. ABD, bilgi ve iletişim teknolojisi alanında üstünlüğü Çin’e kaptırmış gözükmektedir. Çin’in bu üstünlüğünü askeri alana ne kadar taşımış olduğu bilinmese de, askeri alana taşmış olduğundan da şüphe duyulmamaktadır.

Gerçekte bir devletin bu tür şirketler üzerinden bir başka devleti hedef alması çok zor ve çok riskli bir iştir. Çünkü o şirketin o devlet ile olan bağını açık ve net olarak ortaya koymanın önünde ciddi güçlükler vardır. Ayrıca hedef alınan şirketin hedef alan ülkedeki yatırımları ve kullanıcıları ile diğer ülkelerdeki (üçüncü ülkelerdeki) imkân ve yeteneklerinin ihmal edilmemesi gerekir. Bunlar, hedef alan için, ciddi, potansiyel risk konularıdır. Siber mücadeledeki güçlükleri hatırlamak gerekir.

ABD, Huawei üzerinden, böyle zor bir işe girişmiş gözükmektedir.

Ayrıca bugün ABD’nin Huawei üzerinden Çin’e yönelttiği eleştirilerin ve dile getirdiği iddiaların, yakın zamana kadar Amerikalı şirketler için gündeme getirildiğini de unutmamak gerekir. ABD’nin Huawei’ye ilişkin yaklaşımı, hem Huawei üzerinden Çin’in sahip olduğu imkân ve yeteneklere, hem de Washington’un benzeri imkan ve yeteneklerinin erimekte olduğuna işaret etmektedir.

e. Ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2019’un ilk günlerinde, Orduya, acil durum duyarlığının güçlendirilmesi ve savaşa hazırlanmak için gereken her şeyin yapılması talimatını vermiştir. Yani Orduya savaşa hazır olun demiştir.[v] Bu talimat, Çin’in, “yumuşak” gücünün yanına artık “sert” gücünü de koymaya hazırlandığına işaret etmektedir. Bunun özellikle Çin-ABD ticaret savaşı bağlamında anlamlı olduğu; Çin’i çevreleme politikası izleyen ABD’ye mesaj niteliğini taşıdığı düşünülmektedir.

III. Peki, Çin’e ilişkin bazı güncel gelişmeler bu yönde iken, ABD ya da Trump Yönetimi ne yapıyor? Trump Yönetiminin yaptığı, (i) ABD’nin dostlarını ve müttefiklerini ABD’den uzaklaştırmak, (ii) ABD’nin düşmanlarını artırmak, (iii) ABD’yi içine kapamak, (iv). iç hukuku ve uluslararası hukuku görmezden gelmek, (v) içini doldurarak ve bayraktarlığını yaparak evrenselleştirdiği değerlerin içini boşlatarak değersizleştirmek ve de (vi) ayrımcılık, Amerikan toplumunu ayrıştırmak…

Donald Trump, Başkanlık seçimlerine  “America First” diyerek başlamıştı; Başkan oldu, Başkanlığının ilk yarısını (ilk iki yılı) tamamladı. Dün küresel düzen ve istikrarla anılan ABD, bugün giderek daha çok küresel düzensizlik ve istikrarsızlık ile anılıyor. ABD’nin Dünyayı olumsuz etkilediği ifade ediliyor. Deniliyor ki[vi]; (i) Amerikan diplomasisi önleyicilik ve caydırıcılık konusunda artık yetersiz kalmaktadır. ABD, krizleri önleyememekte ve çıkan krizleri kontrol edememektir. Aktif diplomasisini ve askeri caydırıcılığını bir arada kullanarak etkili olamamaktadır. (ii) ABD, ticarete ve teknolojiye artık sadece “para kazanma” açısından bakmaktadır. (iii) ABD, bir taraftan müttefiklerini kendisinden uzaklaştırmakta, diğer taraftan da uluslararası ve uluslar üstü kurumlara sırtını dönmektedir. (iv) ABD’nin göç ve mülteci konularında doğru bir yaklaşım sergilememektedir. Oysa bu sorunlar ile başa çıkmak ve bu yolda daha fazlasını yapmak zorundadır.

Bu belirtilenlerden, küresel sorumluluklarına sırtını dönmüş, krizler karşısında acze düşmüş, “mevcut haliyle” krizlerin (sorunların) bir parçası olarak görülen, iniş sürecinde bir ABD görüntüsü çıkıyor. ABD’nin küresel stratejisinin iki ayağını oluşturduğu varsayılan “liderlik” ve “güvenlik ortaklıkları” konularındaki gelişmelerden yol çıkılarak, 2019 yılının, ABD’nin küresel stratejisinin çözüleceği bir yıl olabileceğine işaret edilmesi[vii], ABD ile ilgili söz konusu görüntüyü adeta teyit etmektedir. Bu bağlamda, başka gelişmeler de vardır. Trump’ın Başkanlığındaki ABD Yönetimi için belirsizliğe ve istikrarsızlığa dikkat çekilmesi[viii], bir aya yakın bir süre Amerikan Hükümetinin “kapanması” ve “şimdilik” geçici olarak çalışmasının sağlanabilmesi, Başkan Trump ile Kongre ve Yargı arasında yaşananlar, bu kapsamdaki gelişmelerdendir. Ve bu gelişmeler, ABD’deki “çözülmenin” sadece küresel strateji ile sınırlı kalmayacağı algısına yol açmaktadır.

ABD’nin askeri gücü, eski caydırıcılığından uzaktır. Bu, ABD’nin gücünün erimekte olduğu anlamına gelmektedir. Bunların doğal sonucu nüfuz kaybıdır ki; bu da, zaten görülebilmektedir.

IV. Medya üzerinden haberdar olunan bu gelişmeler, “süper güç” olarak, ABD’nin ömrünün sonuna yaklaştığına; Osmanlının, Sovyetlerin son dönemini çağrıştırır bir süreç içine girdiğine işaret etmektedir. ABD, dağılmayı da içeren bir çöküş sürecine girmiş gözükmektedir.

Uluslararası politikada ABD inerken, Çin yükselmektedir. Bu tür geçiş ya da değişim dönemleri, boşluğa yol açar. Boşluk, Çin tarafından dolduruluyor gözükse de, bugünden kendisini belli eden iki soru vardır: (i) Çin bu boşluğu nasıl dolduracaktır? (ii) Çin tam olarak doldurana kadar boşluk hangi küresel ve bölgesel güçleri öne çıkaracaktır? İkinci husus, geçici bir süre için söz konusu olabilecektir. Çin boşluğu doldurdukça ikinci husus giderek gündemden düşecektir. Onun içindir ki; asıl önemli olanı, birinci husustur. Yani Çin’in küresel sistemde ABD’nin yerini almasının, nasıl bir Dünyaya işaret ettiği, edeceğidir.

Çin ile birlikte nasıl bir Dünyanın ortaya çıkacağı konusuna, bugünden ışık tuttuğu düşünülen bazı hususlar vardır. Her şeyden önce, Çin, devasa bir nüfusa sahiptir. Dünyanın “en büyük” ekonomisi olmaya çok yaklaşmıştır. Böyle bir ekonomi, kendisine denk düşen/düşecek bir askeri ve politik gücü besleyecektir. İkinci olarak, Çin; (i) hukukun üstünlüğü, (ii) temel özgürlükler ve (iii) demokratik/çağdaş yönetim açılarından eleştiriye açık bir ideolojiye/rejime sahiptir. Küresel sistem içinde yükseldikçe, Çin’in bu ideolojisinin/rejiminin “çekiciliği” güçlenecektir. Bu, Çin’in Dünyaya “taşması” anlamına gelecektir. Üçüncü olarak, Soğuk Savaşın geride kaldığından yola çıkanlar, yükselen Çin’e bakarak, daha yaşanabilir bir Dünya için, Çin’in Sovyetlerin (ölümcül) hatalarından yola çıkarak merkezi idarenin güçlendirilmesinden ve katı planlı ekonomiden uzak durması gerektiğini ileri sürmektedirler. Ancak görülen; Çin’in, Sovyetlerin hatalarından ders çıkardığı fakat, bu dersin merkezi idarenin güçlendirilmesi ve katı planlı ekonomi yönünde olduğudur. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in yönetiminde, 2017 Sonbaharında gerçekleşen, Çin Komünist Partisi’nin 19. Ulusal Kongresinde, hem bu yönde kararlar alınmış, hem de bu konudaki kararlılık ısrarla vurgulanmıştır. Dördüncü olarak, “Bir Kuşak Bir Yol” projesi, salt ekonomik bir proje değildir. Bu proje aynı zamanda askeri ve politik boyutlara da sahip bir projedir ve bu projeye bakarken Dünyanın her tarafına yayılmış ve bulundukları yerlerde sıradanlaşmış Çin mahallelerini, Çin kültür evlerini, Çin lokantalarını da görmek gerekir. Beşinci olarak, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Ocak 2017’de, Davos’ta yaptığı konuşmada küreselleşmeye sahip çıkmış, küreselleşmenin ilerlemesi için uygulanmasına ve yönlendirilmesine ihtiyaç olduğuna işaret etmiştir. Çin Devlet Başkanı, her ne kadar bu konuşmasında, küreselleşmeden tüm ülkelerin ve halkların yarar görmesinin önemli olduğunu belitmişse de, küreselleşmenin özü ve nasıl işlediği hatırlandığında bunun fazla bir değerinin olmadığı, ülkelere ve halklara yapılan vurgunun gelecek eleştirileri savuşturma ve/veya “göz boyama” amaçlı olduğudur.

Bu belirtilenler,  ABD’nin neden olduğu boşluğun Çin tarafından doldurulmasının Dünyanın iyiliğine olmayacağı, bugün biraz aşırı görünse bile, bir felaket olabileceği algısına yol açmaktadır. Niye? Çünkü küresel “sömürü” sistemi ortadan kalkmayacak aksine, Sovyetler örneğinden sonra ABD örneğinden de kendisine dersler çıkaran Çin, çok daha güçlü ve çok daha uzun soluklu bir “sömürü” sisteminin tepesinde yer almış olabilecektir. Çin’i bugünlere taşıyan ekonomik yükselişi, “devlet kapitalizmi” olarak adlandırılmaktadır. “Devlet kapitalizmi” nitelemesi, Sovyetler ve ABD örneklerinden çıkarılmış derslerin bir “sentezi” niteliğindedir. Çin’in, sadece ekonomik açıdan değil, askeri ve politik açılardan da Sovyetler ve ABD örneklerini masaya yatırıp kendisine bir yol çizmiş olduğu düşünülür ise; Dünyayı, Sovyetlerin ve ABD’nin hegemonik görüntülerinden çok daha ağır ve çok daha uzun bir Çin hegemonik görüntüsünün beklediğini ileri sürmek abartılı bir görüş olmayacaktır diye düşünülmektedir.

Çin de, ABD gibi, küresel hegemonya peşindedir. Aradaki fark, Çin’in hegemonik görüntüsünün daha güçlü ve kalıcı olacağıdır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekmez mi: eğer bütün Dünyada yükselen ABD karşıtlığı ABD hegemonyasına bir başkaldırı kabul edilir ise; Çin’in hegemonik görüntüsünün daha ağır ve kalıcı olması, acaba nasıl bir Dünyaya işaret eder? Akla gelen ihtimal, yukarıda da ifade edildiği üzere, Çin hegemonyasının Dünya için bir felaket olabileceğidir. Bu felaketin niteliği konusunda da, George Orwel’ın, her ikisinin de çıkış noktası benzerlik arz eden “Hayvan Çiftliği” ve “1984” isimli kitapları akla gelmektedir. Aşırı totaliter ve baskıcı yönetimlerin “moda” olduğu, insanların hareketlerinin, düşüncelerinin ve davranışlarının izlendiği bir Dünya!… Bu, Dünya için bir felaket değil midir?

Bütün bunları şunun niçin yazdım; Çin yukarıda belirtilen konular ile uğraşır ve bu uğraşı “felaket” bir Dünya algısına yol açarken; ABD, meşgul olduğu konular ve bunlar üzerinden meşgul ettiği aktörler nedeniyle, adeta Çin’e yol vermektedir. ABD sayesinde(!), Dünya, (i) hukukun üstünlüğü, (ii) temel özgürlükler ve (iii) demokratik/çağdaş yönetim açılarından eleştiriye açık bir ideolojiye/rejime sahip Çin’in daha güçlü ve daha kalıcı hegemonyasına her gün biraz daha yaklaşmaktadır. Buna dikkat çekmek istedim.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 30.01.2019

[i] https://finance.yahoo.com/news/bye-bye-trade-war-china-160627486.html, 19.01.2019

[ii]https://beta.scmp.com/news/china/diplomacy/article/2182441/how-made-china-2025-became-lightning-rod-war-over-chinas 18.01.2019

[iii]https://beta.scmp.com/news/china/diplomacy/article/2182851/chinese-embassy-sweden-hits-out-totally-irresponsible-security?utm_medium=email&utm_source=mailchimp&utm_campaign=enlz-scmp_today&utm_content=20190120&MCUID=6453d665d8&MCCampaignID=dcd2160aec&MCAccountID=3775521f5f542047246d9c827&tc=32, 20.01.2019

[iv]https://beta.scmp.com/news/china/diplomacy/article/2181263/new-documents-link-huawei-suspected-front-companies-iran-and, 09.01.2019

[v]http://www.hurriyet.com.tr/dunya/cin-devlet-baskani-xi-orduya-savasa-hazir-ol-cagrisi-yapti-41073712, 29.01.2019

[vi] https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/01/04/america-first-is-only-making-the-world-worse-heres-a-better-approach/, 04.01.2019

[vii] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/27100/why-2019-may-be-the-year-america-s-global-strategy-finally-unravels?mc_cid=6e9995d2de&mc_eid=a751fb54b2, 04.01.2019

[viii] https://beta.scmp.com/news/china/politics/article/2180772/chinese-president-xi-jinping-gives-army-its-first-order-2019, 05.01.2019

 


ABD KATAR’DA TALİBAN İLE “NİYE” VE “NEYİ” GÖRÜŞÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu hafta Katar’da gerçekleşmesi beklenen Afganistan konusundaki ABD-Taliban görüşmesi yapılamamış, ertelenmiş… Bu gelişme, “yalpalama” olarak yorumlanıyor[i]. Ancak ertelemenin, görüşmenin katılımcı listesi ve gündemi ile ilgili bir anlaşmazlıktan ileri gelmediği; sorunun, barışı sağlamaya dair bu girişimin zamanlaması olduğu ifade ediliyor. Deniliyor ki, tarafların Afganistan’da barışı sağalama isteğinden şüphe duyulmamaktadır. Bu görüşe

ÇİN’E BAKARKEN BUNU DA GÖRMEK GEREKMEZ Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu çalışmanın konusu, Çin hakkında dikkatimi çeken, gelecek adına anlamlı bulduğum bir makaledir[i]. Makalenin çıkış noktası, Çin’in “açık sözlü ve reformist” Maliye Bakanı Lou Jiwei’nin görev yerinin değiştirilmesi, daha alt seviyede bir göreve getirilmesi… Bu görev yeri değişikliği; önceki Maliye Bakanlarının görevden ayrılma yaşları ve görev süreleri ile karşılaştırılıyor, bunlarla

SUDAN ÜZERİNDEN EŞ ZAMANLI İKİ FARKLI KÜRESEL EĞİLİM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugün itibarıyla, ülkelerin yönetimi konusunda, Dünyanın eş zamanlı iki farklı eğilimin etkisinde olduğu gözüküyor. Birincisi evrensel hale gelmiş Batılı değerlerin bayraktarlığını yapan ABD’de, Başkan Trump ile görülmeye başlanan, evrensel demokrasiden ve hukuktan uzaklaşma eğilimi (uluslararası hukuku açıkça yok varsayma ve uluslararası kurumlara sırtını dönme eğilimi); aynı şekilde küresel hegemonik güç

ABD NE İLE UĞRAŞIYOR, TÜRKİYE NE İLE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hudson Institute uzmanları, geçtiğimiz günlerde, Washington’da, IŞİD sonrası Irak’ın ve Suriye’nin geleceğini masaya yatırmış[i]… Bu etkinlikte öne çıkan görüşlerden bazıları şunlar: – IŞİD’ın yenilmesi ile iş bitmiş olmuyor. Sorun devam ediyor. – ABD, İran’ın Irak’taki ve Suriye’deki yükselişine kör gözle bakmıştır. – ABD, Sünni Arap müttefikleriyle yakın çalışmalıdır. – Rusya’nın

ABD’NİN İRAN DEVRİM MUHAFIZLARINI TERÖR ÖRGÜTLERİ LİSTESİNE DÂHİL ETMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Başkanı Trump, İran Devrim Muhafızları Komutanlığı’nı uluslararası terör örgütleri listesine dâhil eden kararı imzalamış… Karar, önümüzdeki haftadan itibaren uygulanmaya başlanacakmış[i]… ABD’nin; bu karar sonrasında, uluslararası terörizmle mücadeleye, özellikle terörizmin finansmanının önlenmesine dair mevcut uluslararası düzenlemelere dayandıracağı yaptırımları devreye sokacağı ifade ediliyor. Buna bağlı olarak kararın akla gelen ilk sonucu,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.