GÜNEY PASİFİK: AVUSTRALYA ÇİN İLE KARŞI KARŞIYA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Çin’in bütün Dünyada artan varlığı dikkat çekiyor. Daha önce Latin Amerika’daki Çin varlığına işaret eden bir yazı kaleme almıştım. Birkaç gün sonra, Center for Security Studies (CSS, ETH Zurich)’de yer alan, Fergus Hanson’ın “Are We Being Played in the Pacific?”[i] başlıklı kısa analizi okuyunca, Çin’in Güney Pasifik’te de giderek artan bir varlığı sahip olduğunu gördüm. Bu çalışma, söz konusu analizden neşet etmiş, o analize dayalı bir çalışmadır.

Güney Pasifik’e geçmeden, Latin Amerika ile ilgili yazımın üzerinden geçen 8-9 gün içinde Çin ile Latin Amerika ülkeleri arasında cereyan eden gelişmelere değinmekte yarar görüyorum. Bunun, Çin’in izlemekte olduğu politikanın daha iyi anlaşılmasına hizmet edeceğini düşünüyorum.  Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Çin ziyaretinden 10 gün kadar sonra, Çin Donmasına mensup bir hastane gemisi, “stratejik savunma işbirliği” kapsamında Venezuela’ya liman ziyaretinde bulundu.  Çin Devlet Başkanı Yardımcısı, Uruguay Devlet Başkanı Yardımcısı ile Şili Dışişleri Bakanı’nı ayrı ayrı kabul etti. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de, Dominik Cumhuriyeti’ni ziyaret etti ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi. Bu gelişmeler, Çin-Latin Amerika ilişkilerinin nasıl hızlı gelişme gösterdiğine işaret eden gelişmelerdir.

Latin Amerika’dan Güney Pasifik’e geçildiğinde ve haritaya bakıldığında; bölgede, Çin varlığı ile ilgili olarak Fiji’nin, Vanuatu’nun ve Papua Yeni Gine’nin ismi geçmektedir. Çin’in, Avustralya’nın doğusunda yer alan, ada ülkeleri Fiji ile Vanuatu’da askeri üsler kurma peşinde koştuğu; Avustralya’nın hemen kuzeyinde yer alan Papua Yeni Gine’de de (kuzeydeki) Manus Adası dâhil dört limanı yenileme çabası içinde olduğu ileri sürülmektedir. Çin’in, bu bölgeye 2006-2016 döneminde toplam 1.8 milyar dolar yatırım yaptığı; Çin’in telekomünikasyon devi Huawei’nin de bölgede denizaltı internet kabloları döşemekte olduğu belirtilmektedir.

Avustralya, Güney Pasifik’te, ülkesel büyüklüğü ve ulusal gücü ile en çok göze çarpan ülkedir. ABD’ye yakındır, bölgede ABD ile birlikte hareket etmektedir. Bu durum, Çin-ABD rekabeti nedeniyle, Çin’in Güney Pasifik’teki varlığının Avustralya’ya komşu ve/veya yakın ülkelerde  (Avustralya’nın doğusunda ve kuzeyinde) öne çıkmasını biraz açıklamaktadır. Ancak Çin’in Avustralya’ya komşu ve/veya yakın ülkelerde ortaya çıkan varlığını sadece askeri/güvenlik açısından değil, ekonomik ve politik açılardan da görmek gerekir. Başka bir ifade ile, Çin’in bölgede artan varlığından Avustralya’nın duyduğu rahatsızlığı, askeri/güvenlik, ekonomik ve politik açılardan görmek gerekir. Avustralya, her üç açıdan da Çin’in Güney Pasifik’te artan varlığını dengeleme ihtiyacı ile karşı karşıyadır. Başkan Trump’ın bugüne kadar sergilemiş olduğu yaklaşım, ABD’nin Avustralya’nın bu ihtiyacını karşılamasına destek olmasını “şüpheli” kılmaktadır, yani Avustralya ABD’den beklediği gibi destek alamayabilir.

Avustralya, uzak doğusunda, neredeyse Güney Pasifik’in ortasında yer alan Fiji’de askeri bir üsse sahiptir. Bölge ülkelerine yaptığı yardımların toplam tutarı, 2018-2018 yılı için 1.3 milyar dolar seviyesindedir. Bölgenin küçük ada ülkeleri dikkate alındığında, bu rakam oldukça büyüktür. Ancak Çin’in bölgede artan varlığı ve izlediği “borç diplomasisi” karşısında, Avustralya için, daha fazlasını yapma, yani bölge ülkeleri ile daha yakından ilgilenme, Fiji ve Kiribati de dâhil bölge ülkelerine yaptığı yatırımları (ve yardımları) artırma gereği ortaya çıkmaktadır. Bu, Avustralya’nın kendi ekonomisini olumsuz etkileyen ya da etkileyecek bir durumdur. Çin’in bölgenin küçük ada ülkeleri ile artan yakınlaşması, Avustralya’yı sıkıntıya sokmakta; Avustralya’yı, daha fazla kredi vermek (yatırım yapmak), kredi geri ödeme koşullarını gözden geçirmek, bazı geri ödemelerden vazgeçmek ya da hibe yardımlarını artırmak gibi tercihler ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bunlar, Avustralya için yeni ekonomik yük demektir.

Avustralya açısından öne çıkan bir başka konu da, bölgeyi koruma ve bölgede büyük bir askeri gücün ortaya çıkmasına engel olma konusunda (ABD ve İngiltere ile birlikte) üstlenmiş olduğu misyon ile ilgilidir. Çin’in Güney Pasifik’te artan ve aynı zamanda askeri bir mahiyet de arz eden varlığı, bu misyon bağlamında, Avustralya için bir başka sıkıntı kaynağıdır. Avustralya’nın, Güney Çin Denizi’nde yaşananlar nedeniyle, Çin’in Güney Pasifik’te artan varlığına seyir özgürlüğü/güvenliği açısından da bakmaktadır. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki varlığını nasıl askerileştirdiğini, bu varlığının seyir özgürlüğünü/güvenliğini nasıl etkilediğini ve Güney Çin Denizi’ne komşu ülkelere karşı nasıl bir politika izlediğine bakarak, endişe de duymaktadır. Çin’in Güney Pasifik’te artan varlığına bağlı olarak, bir taraftan bunun bölgenin silahlanması anlamına geleceği değerlendirmesinde bulunulmakta, diğer taraftan da bu bir meydan okuma olarak görülmektedir. Bunlara bağlı olarak da, Avustralya’nın, Çin’in Güney Pasifik’te artmakta olan varlığını çıkış noktası alan daha “büyük” yeni bir oyuna girişip girişmemesi gündeme getirilmektedir. Bu bağlamda da, Avustralya’nın bölge ülkeleri ile birlikte, bölgedeki silahlanmayı engellemeye yönelik ekonomik ve sosyal boyutlar da içeren bir güvenlik paktına işaret edilmektedir. Aynı zamanda bölge ülkelerinin kritik alt yapı yatırımlarına eğilecek, iklim değişikliğinin bölgeye olacak/olabilecek etkileri ile ilgilenecek, “borç diplomasisi” ile başa çıkacak bir güvenlik paktı…

Özetle, Çin’in Güney Pasifik’te ortaya çıkan varlığı, askeri/güvenlik, politik ve ekonomik açılardan Avustralya için ciddi bir soruna dönüşme potansiyelini içermektedir.

Ancak Çin’in Güney Pasifik’te görülen varlığı sadece Avustralya’yı ilgilendiren bir konu gibi görülmemelidir. Çin’in Latin Amerika’daki varlığı artmaktadır. Burada ifade edildiği üzere Güney Pasifik’teki varlığı da artmaktadır. Afrika’daki güçlü varlığı bilinmektedir. “Bir Kuşak Bir Yol” projesi üzerinden Avrasya coğrafyasında esasen var olan varlığını daha da güçlendirme çabası içinde olduğu da bilinmektedir. Kutuplardaki varlığı, burada belirtilenlerden farklı değildir. Bunlardan, Çin’in küresel hegemonya peşinde olduğu anlamı çıkmaktadır. Çin, bu yolda, bilinçli ve bütüncül bir politika geliştirmiş, bunu uyguluyor gözükmektedir. Onun içindir ki, Çin’in Güney Pasifik’teki varlığı sadece Avustralya’nın sorunu değildir. ABD’nin de, Rusya’nın da, küresel hegemonya karşıtı diğer aktörlerin de sorunudur.

Peki, ABD ne yapıyor? Bir taraftan yeni cepheler açarak gücünü parçalama, diğer taraftan dostlarını kaybetme ile meşgul!… Ana karasına çekilerek (küçülerek ve küresel sorumluluklarından vazgeçerek) Çin’i “karşılama” hazırlığı içinde gibi gözüküyor. Bu şekilde algılanan mevcut gidişatının sonu, Sovyetler örneğinde olduğu gibi, ABD’nin dağılması ya da çökmesidir.

Bana göre, Rusya da geliyorum diyen Çin hegemonyasının farkındadır. Bu konuda, Rusya ile ABD arasında fark vardır. Bu fark da, Rusya’nın yaklaşımının, ABD’ye göre, daha rasyonel gözükmesidir. Ancak bu rasyonalitenin Çin karşısında Rusya’nın ihtiyaçlarına ya da beklentilerine cevap verip vermeyeceği şüphelidir.

Hegemonya karşıtı aktörlerin sığınak yeri olabilecek BM’in mevcut durumu ise, içler açısıdır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 23 Eylül 2018.

[i] https://isnblog.ethz.ch/security/are-we-being-played-in-the-pacific, 21.9.2018.


VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.