FENER RUM PATRİKHANESİ YENİDEN SAHNEDE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin epeyi bir süredir sesi çıkmıyordu. Patrikhane’nin Ukrayna Kilisesinin bağımsızlığına yeşil ışık yakması ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin buna gösterdiği sert tepki[i], bu durumu değiştirecek, Patrikhane’yi Türkiye’de gündeme taşıyacak gibi gözükmektedir.

Niçin böyle düşünüldüğünün arkasında, şu hususlar vardır. (i) Devam eden bir Ukrayna krizi vardır. Ukrayna’nın doğusu, “fiili” olarak Rusya’nın kontrolündedir ve Kırım, Rusya tarafından “ilhak” edilmiştir. Türkiye, Ukrayna krizinde, Rusya’nın karşısında, Batının yanında bir görüntü vermektedir; Kırım’ın ilhakını kabullenmemiştir. (ii) Fener Rum Patrikhanesi, şimdiye kadar Batıya (ABD’ye) müzahir bir görüntü içinde olmuştur. (iii) Fener Rum Patrikhanesi’nin hukuksal statüsü, mevcut ve yürürlükte olan antlaşmalar ile sabittir. Buna göre, Patrikhane, Türkiye’de kalmayı tercih etmiş Rum azınlığın dinsel ihtiyaçlarını karşılama ile görevlidir ve Türkiye’de faaliyet göstermesine bu işlev ile sınırlı olarak izin verilmiştir. Ancak İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi, bunun çok ilerisine geçip kendisini, hep Ortodoks Dünyasının lideri olarak görmüş ve bu şekilde hareket etmiştir. Türkiye, Soğuk Savaş Yıllarının koşullarında, Sovyet tehdidi nedeniyle, buna karşı çıkmamış; Sovyetlerin 1991’de dağılmasından sonra da, bu kez AB’ye tam üyelik için, Patrikhane’ye ilişkin bu yaklaşımını sürdürmüştür. (iv) 1991’de Sovyetlerin dağılmasından sonra, Rus Ortodoks Kilisesi (Moskova Kilisesi) öne çıkarak Ortodoks Dünyasını yönetmeye talip olmuş; bu durum, Moskova Kilisesi ile İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi arasında rekabete yol açmıştır.

Yukarıdaki hususlardan hareket edildiğinde, İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna Kilisesinin bağımsızlığına yeşil ışık yakması, sadece Ortodoks Dünyasının yönetimine ilişkin rekabet bağlamında görülemeyecektir. Söz konusu olan, sadece Moskova Kilisesinin nüfuz alanını daraltma değildir. İstanbul’daki Patrikhane, söz konusu kararı ile, Ukrayna krizine dolaylı ama ciddi şekilde müdahil olmuştur.

Eğer Katolik Kilisesinin AB’nin genişlemesine paralel bir şekilde nüfuz alanını genişlettiğine dikkat edilir ve Moskova Kilisesinin geçtiğimiz yıl Vatikan’ı ziyaret ederek Katolik Kilisesinin doğuya doğru genişlemesinden duyduğu rahatsızlığı belgeleri ile ortaya koyduğu hatırlanır ise; İstanbul’daki Patrikhane’nin, sadece Ukrayna krizine müdahil olmakla kalmadığı, aynı zamanda, Katolik Kilisesinin, AB’nin, NATO’nun doğuya doğru genişlemesine yol vermiş olduğu da akla gelebilmektedir. Bu durumun bir başka ifadesi de, Moskova Kilisesi ile rekabet eden İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin, bu rekabette, Katolik Kilisesinin (Vatikan’ın), AB’nin, hatta NATO’nun desteğine sahip olduğu, bunlarla birlikte hareket ettiğidir. Patrikhane’nin ABD’nin desteğine sahip olduğu (ABD ile birlikte hareket ettiği) zaten bilenmektedir.

Bu koşullarda, İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna Kilisesine ilişkin söz konusu kararının Patrikhane’yi Türkiye’de gündeme taşıma ihtimali zayıf görülmemektedir. Gerek yukarıdaki mülahazalar, gerekse mevcut konjonktür bun ihtimale işaret etmektedir.

Bu ihtimal, Türkiye açısından düşündürücü bulunmaktadır. Çünkü Fener Rum Patrikhanesi’nin uluslararası hukuk açısından sahip olduğu statü de dâhil yukarıda belirtilen hususlar ışığında üç soru akla gelmektedir. Birincisi; acaba Patrikhane, Ankara-Moskova ilişkilerini sabote etmeye mi soyundu? İkincisi; yoksa Patrikhane, Ankara ile Washington arasındaki “yakın” ilişkiden güç mü alıyor? Yani Ankara-Washington ilişkileri, medyaya yansıyandan çok mu farklı? Üçüncüsü de, acaba Patrikhane, Türkiye-AB ilişkilerinde başlayan “hareketlenmeden” yararlanma peşinde mi? Ve bu, Türkiye-AB ilişkilerinde gerçekten bir ilerleme olabileceği anlamına alınabilir mi?

Bakalım Moskova’dan Patrikhane’nin söz konusu kararına ilişkin olarak nasıl bir açıklama gelecek ve Moskova, Türkiye’den bir talepte bulunacak mı?

Bu noktada, akla gelen ve önemli görülen son bir husus da, Patrikhane’nin mevcut konjonktürü (uluslararası politikayı) yakından takip eden bir kurum olmasından ve idlib konusundaki son gelişmelerden Ankara ile Moskova’nın farklı “düştükleri” izleniminin edinilmesinden çıkarılabilen; acaba, Patrikhane, Ankara ile Moskova’nın bir yol ayrımına geldiği değerlendirmesine sahip ve Ukrayna Kilisesine ilişkin söz konusu kararındaki çıkış noktası bu mudur?

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 10 Eylül 2018.

[i] http://haberrus.com/politics/2018/09/09/rus-ortodoks-kilisesi-fener-rum-patrikhanesini-hainlikle-sucladi.html, 10.9.2018.


BARIŞ PINARI HAREKATI’NA ARA VERMEYE DAİR MUTABAKAT BELGESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in dünkü Ankara ziyaretinde ortaya çıkan “Barış Pınarı Harekâtı’na 120 saatliğine (5 günlüğüne) ara verme”ye dair Mutabakat belgesini, şu aşamada, ayrıntılı olarak değerlendirmeyeceğim. Barış Pınarı Harekâtı başlarken verdiğim bir söz var. O söze sadık kalacağım. En azından 120 saat sonrasını beklemekte yarar görüyorum. Ancak

ŞAM’A ŞU MESAJI DA VERMELİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Medyada, Barış Pınarı Harekâtı nedeniyle sığınacak yer (hami) arayan PYD/YPG’nin Şam Yönetimine yanaştığı ve bu yanaşmanın sonucu olarak Şam Yönetiminin Menbiç de dâhil Suriye’nin kuzeyine yöneldiği, Türkiye ile karşı karşıya gelebileceği ifade ediliyor. Şam Yönetiminin PYD/YPG ile birlikte hareket etmesi, Türkiye ile Suriye arasında, 20 Ekim 1998’de imzalanmış

SURİYE KONUSU: ABD, GÜVENLİ BÖLGE VE TÜRKİYE İÇİN BİR ÖNERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. Türkiye açısından Suriye konusunda belirgin bir hareketlilik var.

TÜRKİYE’NİN ÇEK CUMHURİYETİ’NE ATADIĞI BÜYÜKELÇİ VE ABD

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Egemen Bağış, Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti (Çekya) nezdindeki yeni Büyükelçisi… Kamuoyunda ve Türk siyasetinde oldukça geniş yer bulmuş, tartışma konusu olmuş, bir atama… Bu, medyaya yansıyan haberlerden ve yorumlardan anlaşılabiliyor. Bu yazıda, önce kısaca bunun nedenine, sonra da işbu yazıyı yazmama neden olan, “küçük” gibi olsa da “benim

MÜNİH’İN HONG KONG’UN YERİNİ ALMASI ÖNERİSİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hong Kong, daha önce Britanya Krallığı’na (İngiltere’ye) bağlı iken 01 Temmuz 1997 tarihinden itibaren Çin’e bağlı “özel yönetim” bölgesine dönüşen, bu tarihten itibaren “bir devlet, iki sistem” olarak ifade edilen bir yaklaşım ile Pekin tarafından “uzaktan” yönetilmektedir. Çin’in ana karasının bir parçasıdır. Hong Kong, Çin’in güney kıyısında yer

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.