EŞ ZAMANLI GELİŞMELERDEN TÜRKİYE İÇİN ÇIKARILABİLEN ANLAM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Türkgün’ün bugünkü (25.02.2019) nüshasında (s. 11), eş zamanlı gelişmeler ışığında, dikkatimi çeken bir haber var. Haberin başlığı: “ABD, Bulgaristan’da tatbikat yapacak”. Haberin başlığı fazla bir şey ifade etmiyor olabilir ama içeriği öyle değil. En önemlisi, tatbikatın, 8 ay sürecek, 19 Ekim 2019 tarihinde sona erecek olması. Bir de tatbikata dâhil askeri unsurlar var. ABD, Avrupa’da konuşlu ABD birliklerinden 400 askerin yanısıra, tam donanımlı M2A3 Bradley tankları, UH-60 Blackhawk ve HH-60 Pave Hawk helikopterleri, M1064 zırhlı araçları, kademeli bir şekilde Bulgaristan’a getirecekmiş. Tatbikatın yeri de, 2004’te NATO’ya katılmasından sonra, Bulgaristan’ın NATO kapsamında 2008 yılında ABD’nin istifadesine açtığı Novo Selo Askeri Üssü. Bu üs, Bulgaristan’ın, doğuda Romanya’ya, batıda Sırbistan’a komşu olan ve Sofya’nın kuzeyinde kalan Vidin ili sınırları içinde kalıyor.

Silahlar konusunda uzman değilim. Yaptığım araştırmadan, M2A3 Bradley’in, Amerikan zırhlı birliklerinin omurgasını teşkil ettiği kabul edilen ve Afganistan’da en çok kullanılan tank tipi olduğunu; UH-60 Blackhawk’ın, askeri taşıma ve saldırı helikopteri olduğunu; HH-60 Pave Hawk’ın, hem askeri operasyonlar, hem de arama-kurtarma faaliyetleri için kullanılabilen helikopter olduğunu; M1064’lerin de mayın görevleri de yerine getirebilen, personel taşıyan ve topçulara destek sağlan tekerlekli zırhlı araç olduğunu öğrendim.

Bu askeri unsurlara bakarken, ABD’nin Türkiye’de NATO kapsamında bulundurduğu askeri varlığı ile Ortadoğu genelinde sahip olduğu askeri imkân ve yetenekler ile özellikle Irak’taki ve Suriye’deki kalıcı/geçici askeri varlığı aklıma geliyor.

Peki, eş zamanlı sayılabilecek gelişmeler nelerdir? Onlar da şöyle sıralayabilirim:

a. Türkiye’de devam eden bir seçim süreci ve 31 Mart’ta yapılacak bir yerel seçim var. Ve şimdiden, seçim sonrası, siyasal çalkantıya işaret ediyor gibi görünüyor.

b. İsrail’de, erkene alınmış, önümüzdeki 09 Nisan (2019)’da yapılacak genel bir seçim var.

c. Ortadoğu’ya ilişkin yeni ve kapsamlı bir plana sahip olduğu bilinen ABD, İsrail’de yapılacak genel seçimler nedeniyle, bu planın açıklanmasının 09 Nisan 2019 sonrasına bırakıldığını ifade ediyor.

d. 13-14 Şubat 2019 tarihlerinde Polonya/Varşova’da gerçekleşen, ABD’nin düzenlediği, “Filistin’in, Rusya’nın, Çin’in ve AB’nin iştirak etmediği” Ortadoğu zirvesi var ve ABD, katılım durumuna bakarak (yaklaşık 60 ülke), zirve için, “Dünya Koalisyonu” ifadesini kullanmıştır.

e. 13 Şubat 2019 tarihinde, Rusya/Soçi’de, Rusya, Türkiye ve İran, Suriye konulu “üçlü” bir zirve gerçekleştirmiştir ve bu zirvede, Suriye konulu 12. Astana Zirvesinin, önümüzdeki Nisan (2019) ayı içinde yapılmasında mutabık kalındığı açıklanmıştır.

f. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Salman, daha yeni, birinden diğerine geçerek tamamladığı Pakistan, Hindistan ve Çin ziyaretlerini gerçekleştirmiştir. Bu ziyaretinin başlamasından hemen önce, İran’ın Sistan ve Belucistan eyaleti ile Keşmir’in Hindistan kontrolündeki bölgesinde, ciddi can kayıplarına yol açan bombalı saldırılar gerçekleşmiştir. İran da, Hindistan da, Pakistan’ı, saldırganlara ev sahipliği yapmakla suçlamıştır. İzleyen günlerde, Hindistan, sınır aşan su durumundaki Ravi Nehri’nin akışını Pakistan’ın aleyhine olarak değiştirmiş; Pakistan da, Ulusal Güvenlik Kurulu’nu toplayarak, Hindistan konusunda gereken adımları atması için Orduyu yetkilendirmiştir. İki ülke arasında tansiyon yükselmiştir. Bu konunun, ABD’nin, hem bu bölgedeki çıkarlarını ve konumunu, hem de başka yerlerde yapmak istediklerini yakından ve ciddi şekilde etkileyen bir mahiyet arz ettiğinden şüphe duyulmamaktadır.

g. Pakistan ile Hindistan arasında yükselen tansiyon, Suudi Veliaht Prensin Asya turu ile eş zamanlı sayılabilecek olması düşündürücü bulunmaktadır. Suudi Arabistan’da, Veliaht Prensin değinilen Asya turu sonrasında, Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçisinin değişmiş ve Çince, Suudi Arabistan’daki eğitim kurumlarının müfredat programlarına dâhil edilmiştir. Veliaht Prensin, Asya turu sırasında, adeta “keseyi açtığı”, Çin ABD ile rekabet içindedir, Pakistan ABD’den uzaklaşan ve ABD ile anlaşmazlık yaşayan bir ülkedir, Hindistan da son dönemde dış politikasında ABD dışı seçeneklere ilgi göstermiş gözüken bir ülkedir. Ve bütün bunlar, Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Riyad’ın, neyin peşinde olduğu sorusu akla gelmektedir.

h. Irak’ın önceki Başbakanlarından, Şii kökenli Nuri el Maliki; Irak’ta ABD karşıtı protestolar baş göstermiş, hatta ABD’nin Suriye’den sonra Irak’tan da çekilmesini öngören bir kanun tasarısı Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’ye sunulmuş iken, “Irak’ta ABD’ye ihtiyaç olduğunu” açıklamasında bulunmuştur. Humeyni’nin İran’da dönüşü, İran-Irak savaşı da dahil, ABD-İran (Şii) ilişkileri, bana göre, gizemli, yani görünenin dışında örtülü bir boyuta da sahiptir.

i. ABD işgali altındaki Irak’ta Tahran’ın nüfuzu güçlenecek, yetmeyecek, bu nüfuz ABD varken Suriye’ye de taşacak!… Bu gizemli bulunmaz mı, sorgulanmaz mı?

j. Hem İran’ı karşısına almış ve yaptırım uygulayan, bu suretle İran’da bir değişimi gerçekleştirmeye soyunmuş gözüken, hem de İran’ın Suriye’deki varlığı sona erene kadar Suriye’den çekilmeyeceğini söyleyen ABD, Suriye’den çekilme kararından dönmüyor!… Suriye’den çekilmesi, İran’a yönelik ABD politikası ile örtüşüyor mu? Bu da, haliyle soru işaretlerine yol açmaktadır.

Eş zamanlı gelişmeler olarak, benim takip edebildiğim ve konu bağlamında anlamlı bulduğum gelişmeler bunlar. Hiç şüphesiz, imkânları daha fazla olanların, eş zamanlı gelişmelere daha başkalarını eklemeleri mümkündür.

ABD’nin Bulgaristan’da yapacağı tatbikatın sekiz ay sürecek olması, belirttiğim eş zamanlı gelişmelerin de etkisinde, bana “Metal Fırtına” isimli politik kurgu türünden romanda işlenen ABD’nin Suriye sınırından başlayıp yaklaşık 8-10 gün içinde İstanbul’a ulaştığı Türkiye’yi işgal senaryosunu hatırlattı. Bu nedenle yazma ihtiyacı duydum.

Bana bu senaryoyu hatırlatan, çok ciddi başka hususular da vardır. Bunlar; (i) Batının Osmanlının son döneminden başlayarak bugünlere gelen, Kürtlere ve Ermenilere gösterdiği ilgi; (ii) Kürtlerin Suriye krizi ile birlikte bugün geldikleri nokta; (iii) Türkiye’nin ekonomik, askeri ve politik açılardan içinde bulunduğu “olumsuz” durum (buna bazıları zayıflık da diyebilir); (iv) Türkiye’nin, “dip” yapmış, fakat nasıl oluyorsa “değerli”(!) olduğu söylenen yalnızlığı; (v) Ankara’nın Türk ve İslam Dünyaları erimeye başlamış itibarı, NATO ve AB ile yaşadığı ciddi sorunlar; (vi) Türkiye’ye demokrasi, temel insan hakları ve çağdaş yönetim konuları üzerinden yöneltilen ağır eleştiriler ve ABD’nin “tek süper güç” olduğu yıllarda bunlar üzerinden ülkelere yaptığı müdahaleler.

Bu noktada, ister istemez Venezuela’da yaşananlar ve ABD’nin müdahale sinyalleri vermesi de aklıma geliyor.

Bir de yaklaşan 24 Nisan tarihi… Bu da aklıma geliyor. Asılsız Ermeni iddialarının Türkiye’nin aleyhine olarak Dünya kamuoyunda öne çıktığı tarih… Acaba bu tarih, daha önce olmadığı gibi, istismar konusu yapılabilir mi?

Türkiye için, bir beka sorunu var. Üstelik son gelişmeler, Türkiye’nin milli coğrafi bütünlüğüne yönelik yakın ve ciddi tehdidin, münhasıran Suriye’nin kuzeyinde Kürtlere ile ilgili olmaktan çıktığını, bunun ötesine (ilerisine) geçmek üzere olduğuna da işaret ediyor diye düşünüyorum.

Endişeliyim. Nedenini açıkladım…

Üzüntülüyüm. Beka sorunundan bahsedenlerin, böyle bir sorun karşısında birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç varken, devam eden seçim sürecinde, oy kaygısı ile hareket ederek, ayrışmanın (kutuplaşmanın) “değirmenine su taşıyor” gözüküyorlar. Kendilerinden yangını söndürmeleri beklenenler, yangına benzin döküyorlar gibi görünüyor. “Beka sorunu var” sözü havada kalıyor…

Daha önce yazmıştım. Türkiye, NATO üzerinden bir “hamle” yapmak zorundadır. Geç kalınmış olsa da, hala böyle bir hamlenin caydırıcı işlevi olabileceğini düşünüyorum.

Bilgi varsa, sürpriz yoktur derler. Bu sadece uluslararası ilişkiler için geçerli bir husus değildir. Her konu için geçerlidir. Ancak devletlerin ve milletlerin hayatında çok ağır ve telafisi mümkün olmayan sonuçları olabileceğinden, uluslararası ilişkilerde “sürprize” yer yoktur. Bilgi, bu nedenle uluslararası ilişkilerde ayrıca ve çok daha önemlidir. İşbu yazı da, bu düşüncülerin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 25 Şubat 2019.


ÇİN İRAN-ABD GERGİNLİĞİNİN NERESİNDE?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD-İran gerginliği tırmanıyor gözüküyor. İran’ı çevreleyen ABD askeri varlığı çok belirgin iken; ABD, Hürmüz Boğazı’nı kullanan petrol ve doğal gaz tankerleri ile ilgili son olayları öne sürerek, şimdi de Hürmüz Boğazı’nda ve boğazın iki yanındaki Basra ve Umman Körfezlerinde ulaşım güvenliğini sağlamak için kendisi liderliğinde çok uluslu bir

ÇİNLİ AMİRAL KİME NİYE NE DEDİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Çin Askeri Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Tuğamiral Lou Yuan; Shenzhen’de, Çin-ABD ilişkilerinin mevcut durumu hakkında yaptığı konuşmada, Doğu Çin Denizi ile Güney Çin Denizi’nde devam eden anlaşmazlıkların, ABD’ye ait iki uçak gemisinin batırılması suretiyle çözülebileceğini söylemiş[i]… Amiral’in konuşmasındaki tek dikkat çekici husus bu değil. Amiral, Çin-ABD ticaret savaşının

ABD TEMSİLCİLER MECLİSİ’NİN NDAA’DA YAPTIĞI DEĞİŞİKLİKLER VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (National Defense Authorization Act-NDAA) tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi’nde değişiklikler ile onaylanmıştır. Tasarının kanunlaşabilmesi için, ABD mevzuatına göre, Senato’dan da geçmesi ve Başkan tarafından imzalanması gerekmektedir. Yani NDAA’nın yürürlüğe girebilmesinin önünde daha uzun bir süreç bulunmaktadır. Böyle olmasına rağmen, Temsilciler Meclisi’nin onay verdiği tasarıdaki değişiklikler,

BAŞKAN TRUMP NASIL GÖRÜLÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’nin muttali olabildiğim dış politikaya ilişkin güncel tasarrufları ışığında, Başkan Trump hakkında “Başkan Trump: Nereden Nereye?” başlıklı kısa bir yazı yazdıktan hemen sonra, aynı konuda ama benim yazımdan farklı bir yazı ile karşılaştım. Steven Met, “How to Fix the Flaws in Trump’s Approach to U.S. National Security” başlıklı

RUSYA VE MENA BÖLGESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı CSS (Center for Security Studies), Rusya’nın MENA (Middle East and North Africa) bölgesi ile olan güncel ilişkilerini ele alan bir analiz[i] yayınlamıştır. Analizin başlığında “Arap Dünyası” geçmiş olsa da, Ortadoğu’da Arap olmayan ülkeler olması nedeniyle, burada “MENA bölgesi” ifadesinin kullanılması tercih edilmiştir.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.