ERBİL’İN BAĞIMSIZLIĞI İRAN’I SICAK BİR ÇATIŞMAYA İTER Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Kenneth R. Timmerman’ın The Hill’de yayınlanan “Kurds crave US support, engagement-give it to them” başlıklı yazısı[i], bölgeye daha yeni yapılmış ziyaretin ürünü, dolayısıyla bölgedeki güncel duruma ilişkin dikkat çekici tespitleri içeriyor. Ve aynı zamanda önümüzdeki ayların bölgede oldukça sıcak geçme ihtimaline işaret ediyor.

II. Söz konusu yazıda yer alan hususlar, genel olarak, aşağıda belirtilmiştir.

a. Irak’ta IŞİD’dan alınan yerler sayesinde, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin kontrolündeki topraklar genişlemektedir. Irak Kürtleri ile İran arasında, önümüzdeki sonbaharda, “uzun” bir savaş başlayabilir. Irak’ta 100 bin Iraklı (+İranlı) Şii milis, (Irak) Kürdistan’ın bir parçası olan, Hristiyan Assurların kasabalarını ve topraklarını işgal etmektedir. Şii milisler, (toprak olarak ilerleyişlerini sürdürerek) Şam’a bağlı Suriye güçleri ile temas kurabilir, Bunda başarılı olur iseler; bu, Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin kendi bağımsız yönetimlerine kavuşmasını olumsuz etkileyecek, Orta Doğu’da Hristiyanların toplu göçüne yol açabilecek, bağımsız (bütün) Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki Batı yanlısı Kürtlerin -PYD tarafından yönetilen- kantonal yönetimlerinin sonu olabilecektir.

b. İran, Irak’ta müttefikler ve dostlar “satın almak” için büyük paralar harcamaktadır. İran’ın Kudüs Güçleri, kendisini hükümete bağlı görmemektedir. Türkiye ve İran, Irak’ta rekabet etmektedir. Türkiye, Kerkük’te üretilen günlük 500 bin varil petrolün tek pazarıdır. Irak’ın kuzeyinde, hâlihazırda Türkiye’ye ait 18 adet askeri üs bulunmaktadır. Barzani muhalifleri, Türkiye’ye ait bu üslerin kendilerini susturmak için kullanıldığına inanmaktadır.

c. Türkiye’nin ve İran’ın, IKBY’yi ve Irak’ı kontrol etme yönündeki çabaları karşısında en iyi yol, ABD’nin bölgedeki (askeri) varlığını artırmasıdır. Iraklı Kürtler, ABD’nin bölgeden çekilmesini değil, kalmasını istemektedirler ve çekilmesinin IŞİD’ın geri gelmesine yol açacağına inanmaktadırlar. Irak Kürtleri, kendi savunma ve güvenlik yapılanmalarını inşa etmek ve IKBY’yi ikiye bölen “parti milislerine” son vermek için, ABD’den ciddi taahhüt istemektedirler. ABD’nin “Peşmergenin Geleceği” isimli proje üzerinden verdiği destek programı yavaş işlemektedir. İran destekli Şii milisler ile yaklaşan savaş nedeniyle, ABD yardımını/desteğini hızlandırmalı ve yoğunlaştırmalıdır.

d. Peşmerge güçlerinden sorumlu Bakan olan General Kamal Müfit, geçtiğimiz hafta sonu (15-16 Temmuz 2017) Süleymaniye’deki bir yemekte, ABD’nin Erbil Uluslararası Havaalanındaki varlığını İncirlik’in yerini alacak şekilde tam bir askeri üsse dönüştürmesi çağrısında bulunmuştur. IKBY siyaset adamları ve askerleri, sadece IŞİD ve diğer terörist gruplar ile savaşmak için değil, IKBY bölgesini istikrara kavuşturmak ve “ulus inşasına” yönelik anlamlı reformlar yapmak için, bölgede ABD askeri üssü kurulmasını ciddi şekilde desteklemektedir.

e. Bölgede “dans pistine” çıkmaya isteksiz ortakların yanında, IKBY bölgesinde olduğu gibi hatalarına rağmen laik ve demokratik bir yönetime kavuşmaya istekli ortaklar da bulunmaktadır.

f. Yazar, yazısının sonunda, Irak Kürtlerinin savaşında onlar için ya da bir “işe yaramayan” Irak devleti için savaşmayı önermediğini; ancak ABD’nin bölgedeki güçlü askeri varlığının, Türkiye ve İran tarafından karşı koyulan (karşı duruş sergilenen) ABD çıkarlarına hizmet edebileceğini, bölge petrolünü tekelleştirmek ve bölge halkının demokratik taleplerini söndürmek için bölgeye hâkim olmaya çalışan “yırtıcı/yağmacı” (bu) devletler karşısında bunun iyi bir çözüm olabileceğini belirtmiştir.

III. Yazıda yer alan ve yukarıda genel olarak belirtilen hususlardan şunlar çıkarılmaktadır.

a. Eğer IŞİD’dan geri alınan topraklar Irak Kürtlerinin kontrolüne geçiyorsa, bu, IŞİD ile mücadelenin Irak Kürtleri için yapıldığı anlamına gelir. Bağdat’a ait, Irak Türkmenler ile anılan toprakların IKBY’nin kontrolüne geçmesi ve bunun 2005 Anayasasına göre IKBY’ye bırakılmış toprakların ötesine geçmesi, hukuksal ve siyasal açıdan oldukça tartışmalı, “fiili” bir durumdur.

b. Hristiyan Assurların topraklarının Irak Kürdistan’ın bir parçası olarak görülmesi ve Peşmergenin bu topraklar için IŞID ile savaşması, muhtemel bağımsız Irak Kürdistan’ına Hristiyan Assurların da dahil olacağı çıkarsamasına yol açmaktadır. Ayrıca Irak Kürtlerinin bu suretle Hristiyan Assurlar ile ilişkilendirilmesi, bağımsızlığa bağlı muhtemel bir sıcak çatışmada Hristiyan Dünyasının desteğini kazanma amacı ile de ilişkilendirilebilir. Şii milislerin Şam’a bağlı güçlerle bağlantı kurmasının Orta Doğu’da ciddi bir Hristiyan göçüne yol açacağının ileri sürülmesi de, yine bu kapsamda mütalaa edilmektedir. Amaç, Şii milisler (yani İran) karşısında Hristiyan Dünyasının desteğini almaktır. Başka bir ifade ile, Hristiyan Dünyası, Irak Kürtlerine destek vermeye yönlendirilmektedir.

c. Şii milsilerin Şam’a bağlı güçler ile temasa geçmede başarılı olmasının Irak’ın bağımsızlığı ve bütünlüğü için bir tehdit olarak görülmesi, doğru bulunmakla beraber, Irak Kürtlerinin bağımsızlığını ilan etmesi de son tahlilde aynı kapıya çıkmaktadır. O zaman bu ifadenin niye kullanılmış olabileceği sorgulandığında, akla, amacın Irak’ın Şiiler dışında kalan etnik ve dinsel unsurlarını Kürtlerin yanına çekmek olduğu gelmektedir.

d. Benzeri ifadeler Suriye’nin kuzeyinde yaşayan Kürtler için de kullanılmıştır. PYD’nin Batı yanlısı olduğu ifade edilmiştir ki; bu da, yine tıpkı Irak Kürtleri gibi, Suriye Kürtlerinin de Batının/Hristiyan Dünyasının desteğini arkasına alma amacını gütmektedir. Buna ilave olarak, Irak Kürtleri ile Suriye Kürtlerinin Batı/Hristiyan Dünyası paydasında bir araya getirilmesi, biri birlerine itilmesi amacının güdülmüş olabileceği de akla gelmektedir.

e. Türkiye’nin ve İran’ın IKBY’yi ve Irak’ı kontrol etmek için rekabet ettiği, bunun ABD’nin bölgedeki çıkarlarını tehdit ettiği, bölgede petrolleri tekelleştirme ve bölge halkının demokratik taleplerini söndürme çabalarının olduğu yolundaki ifadeler, eğer ABD IKBY bölgesindeki askeri varlığını ileriye taşımak isterse Amerikan Kongresi ve kamuoyu nezdinde bunun gerekçesi olarak kullanabilecek ifadelerdir. Bu bağlamda dikkati çeken bir başka husus da, ifadelerden Türkiye ile İran’ın aynı kefeye konulduğu ve aynı kefede gösterildiğidir.

f. IKBY’deki bölünmüşlüğün “parti milislerine” bağlanması ve ABD’nin bölgedeki varlığını güçlendirmesinin bunu ortadan kaldıracağının ileri sürülmesi, Irak Kürdistan’ındaki güncel fiili duruma işaret etmesi ve bunun geldiği (geleceği) anlam açısından son derece önemlidir. Barzani’nin bağımsızlık referandumuna gideceğim dediği IKBY’deki bu tablo budur. Bu tabloda, bağımsızlığın ilanı, Barzani’yi öne çıkaracak, bu da bağımsızlık sonrası dönem için Barzani’ye güç verecektir. Yani bağımsızlık sonrasında Barzani, yeni ve güçlü bir başlangıç yapma imkân ve fırsatını yakalamış olacaktır. IKBY içinde bunu istemeyenler vardır ve ABD’nin gelişi ile bunların Barzani için bir sorun olmaktan çıkacağı ya da tam aksine Barzani’nin istediğini yapmakta zorlanacağı düşünülmektedir.

g. Peşmerge güçlerinden sorumlu bakandan gelen Erbil Uluslararası Havaalanının İncilik’e alternatif bir ABD askeri üssüne dönüştürülmesi çağrısı, Türk-Amerikan ilişkilerinin içinde bulunduğu olumsuz durumu istismara yöneliktir ama, aynı zamanda Barzani ekibinin gerçekte Türkiye’ye nasıl baktığına işaret eder.

IV. Türkiye’nin IKBY kontrolündeki Kerkük petrolünün tek pazarı olması ve IKBY bölgesindeki 18 Türk askeri üssünden söz edilmesi, dolaylı olarak, Ankara’nın Barzani’ye müzahir bir yaklaşım içinde olduğu anlamına gelmektedir. Ancak buradan Türkiye’nin Barzani’nin bağımsızlık referandumuna ilişkin farklı çıkarsamalarda bulunanlar olsa da, Ankara’nın bu referanduma karşı olduğu, Türkiye’nin Irak’ın bütünlüğünden yana olduğu, yetkililerce birçok kez ifade edilmiştir. Türkiye’nin IKBY bölgesinde bulundurduğu askeri varlığı, bağımsızlığa bağlı çeşitli ihtimaller bağlamında görülebileceği gibi, keza bu açıklama bağlamında da görülebilir.

Türkiye-ABD ilişkileri iyi durumda değildir. Esasen Türkiye’nin Batı ile olan ilişkileri, adeta “dip” yapmış bir durumdadır. IKBY’nin bağımsızlık referandumun bölge Kürtleri nezdinde bir “domino” etkisine yol açacaktır ve Türkiye bundan en çok etkilenecek ülkelerden biri olacaktır. Türkiye-Rusya ilişkileri, düzelmiş ve yakın gözükmektedir. Rusya’nın Suriye’de ciddi bir askeri varlığı vardır ve Irak Yönetiminden Irak’ta da askeri varlık bulundurması çağrıları almaktadır. Bunlar, konu bağlamında, Türkiye açısından anlamlı olan hususlardır.

Konu ile ilgili olarak, Türkiye için, ciddiyet arz eden bir “ikilem” vardır. Bir taraftan IKBY’nin bağımsızlığı Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit etmektedir ve bu tehdit, Ankara’yı Tahran’a itmektedir. Diğer taraftan da İran’ın kontrolündeki Şii milislerin Şam’a bağlı güçler ile temasa geçmesi ve bu suretle Türkiye’nin doğudan sonra güneyinden de İran’a komşu olması Türkiye’yi ciddi şekilde endişeye sevk etmektedir. Bu durum da, hem Türkiye’nin İran’a “mesafeli” durmasına yol açmakta, hem de Ankara’yı Şii milsilerin ilerleyişini durdurma konusunda harekete geçmeye itmektedir. Duygusallıktan uzak, gerçekçi olarak bakıldığında, Irak Kürtlerinin bağımsızlığa kavuşması, Türkiye için adeta “elle tutulur, gözle görülür”, çok “yakın” bir tehdit niteliğindedir. İran’ın devlet geleneğine dayalı güven duygusu nedeniyle, İran tehdidi, bunun gerisinde ve biraz daha uzak bir tehdit olarak görülmektedir.

Türkiye için, “ikilem” olarak ifade edilebilecek başka bir husus daha vardır. O da, Ankara’nın, Washington ve Moskova konusundaki duruşunun -bize göre- soru işaretleri içermeye devam etmesidir. ABD, Irak’ta ciddi bir varlığa sahiptir, Suriye’de de vardır. Rusya ise, Suriye’de oldukça ciddi bir varlığa sahiptir, Irak’ta ise adeta “yok” gibidir ve olması için çağrı almaktadır. Ancak Ankara-Washington ilişkileri bozuk olmakla beraber, ilişkilerin geçmişinin ve mevcut kurumsallaşmanın beraberinde getirdiği zemin hala varlığını korumaktadır. Ankara-Moskova ilişkileri ise, bugün yakın ve genelde sorunsuz görünmekte ise de, bunun, bozulmaya/aşınmaya rağmen varlığını koruduğu kabul edilen Washington ile olan ilişkilerin zemini gibi bir zemini şimdilik bulunmamaktadır. Bu, bütün taraflar için sıkıntılı bir durumdur. Somutlaştırılacak olursa, ABD’nin İran’ı karşısına alması Türkiye’yi rahatlatabilecekken, Rusya’nın İran ile olan yakınlığı da Ankara-Moskova yakın ilişkileri üzerinden Türkiye’yi yine rahatlatma potansiyelini içermektedir. Ancak Türkiye için, ikisinin de kendine göre riskleri vardır.

V. Acaba yazıda ileri sürüldüğü gibi, Barzani’nin bağımsızlık referandumu ve arkasından Erbil’in Bağdat’tan kopması, gerçekten önümüzdeki sonbaharda Tahran’ın Erbil’e karşı sıcak bir çatışmayı göz almasına yol açabilir mi? Doğal olarak, bu ihtimal, yok varsayılamamaktadır.

Normal koşullarda; ilgi ve kaynaklarını Irak’a, Suriye’ye, Yemen’e ve Lübnan’a tevcih etmiş, Şii yayılmacılığına hız vermiş, ABD’nin yeni ambargo kararı aldığı, İsrail’i ve Suudi Arabistan’ı daha çok karşısına almış bir İran’ın, Erbil ile sıcak bir çatışmayı düşünmeyeceği beklenir. Ancak böyle bir çatışma, sadece Tahran’ın isteyip istememesi ile de ilişkilendirilemez. Tahran, iradesi dışında da böyle bir çatışmaya tarafı olabilir.

Böyle bakınca, devam eden Katar Krizi, göze daha farklı gözükmektedir. Katar krizinin, “ana” kriz değil, “ara” kriz olduğu ve amacının da güncel bölgesel dengeleri değerlendirme olduğu akla gelmektedir. Katar krizinde kim, ne tepki veriyor? Ve bu tepkiler, Erbil’in Bağdat’tan kopması ve İran’ın Erbil’i askeri açıdan karşısına alması durumunda ne anlama geliyor/gelebilir? Katar krizinde İran’ın sesinin fazla duyulmaması, krizde aracı rolüne soyunan Kuveyt’in bu kriz ile eş zamanlı olarak İran ile sorun yaşaması ve istenmesine rağmen Tahran’ın Kuveyt’teki diplomatlarını geri çekmemesi, Katar krizinin arkasında BAE’nin olduğunun anlaşılması, Mescidi Aksa konusunun BM’de ele alınmasına önayak olarak Mısır’ın öne çıkması, “Kudüs Gücü”ne sahip İran’ın Mescidi Aksa konusunda sesinin fazla duyulmaması, Rusya’nın Irak’a davet edilmesi, ABD’den Barzani’ye yapılan ve “kaygı” duyulduğuna işaret edilen “yarım ağızlı” çağrılar, Moskova’dan gelen referandumun bütün sonuçları değerlendirilmeli açıklaması, bize konu bağlamında anlamlı gelmektedir. Yani Erbil’in Bağdat’tan kopması ile bağlantılı olarak Erbil ile Tahran’ın sıcak bir çatışmada karşı karşıya gelme ihtimali dışlanamamaktadır. Ayrıca yine bu bağlamda ABD’nin YPG’ye yaptığı (yapmakta olduğu) ağır silahlar ve zırhlı araçlar sevkiyatını da hatırlamak gerekir.

Demek istediğimiz, İran’ın, “aldatma stratejisine” konu olabileceğidir. Tahran, iyi hazırlanmış bir senaryo kapsamında, ilgili olabilecek aktörlerin Katar krizi üzerinden “nabzının ölçülmüş” olduğu, edilgen bir konumda, Erbil ile karşı karşıya gelebilir. Hatta ABD’nin yeni aldığı, İran’ı da içeren, yaptırım kararı; Suudi Arabistan ve İsrail ile koordine edilmiş muhtemel bu senaryonun bir parçası olarak da görülebilir.

Ancak bu belirsizliğe rağmen belli olan bir şey var; o da, eğer İran Irak’ın ülkesinde Erbil ile sıcak çatışmaya girerse, bu çatışmayı sınırlamanın zor olacağıdır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 26 Temmuz 2017.

[i] http://thehill.com/blogs/pundits-blog/foreign-policy/343433-the-kurds-crave-us-support-engagement-give-it-to-them, 25.7.2017.

 


TÜRKİYE İLE ABD ARASINDAKİ ViZE KISITLAMASININ KALDIRILMASI IŞIĞINDA TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye’nin ülkesindeki ABD temsilciliklerinde çalışan personele adli soruşturma konusunda verdiği bazı güvenceler sonrasında, Türkiye ile ABD arasındaki vize kısıtlamalarının 28 Aralık 2017 Perşembe günü itibarıyla kaldırıldığı ileri sürülmüş[i]; Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği ise, vizelerin kaldırılması konusunda Türkiye’nin her hangi bir güvence verilmediğini açıkladığı belirtilmiştir.[ii] Türkiye ile ABD arasındaki yakın ve yoğun

BM GENEL KURUL’UNDA ALINAN KUDÜS KARARI ABARTILMAMALI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD’nin İsrail nezdindeki Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı alması, dolaylı olarak, Kudüs’ün bütünüyle İsrail’e ait olduğunu kabul ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu tanıma anlamına gelmesi nedeniyle yükselen tansiyon ışığında, konu, Türkiye’nin de çabasıyla, BM Genel Kurulu’na taşınmıştı. Genel Kurul’a,  özetle, Kudüs’ün karakterini, statüsünü ve demografik yapısını değiştiren herhangi bir

TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN NEZDİNDEKİ DİPLOMATİK TEMSİLCİLİĞİNİ DOĞU KUDÜS’E TAŞIMASI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye, Doğu Kudüs’te Büyükelçilik açmayı amaçlıyormuş, bu yönde bir niyete sahipmiş[i]… Konu, çok önemli; ancak anlaşılan o ki, Türkiye’yi yönetenler, iç politikadaki “ben yaptım, oldu” ya da “isteseler de, istemeseler de bu olacak” şeklindeki yaklaşımlarının uluslararası politikada da geçerli olabileceğini düşünüyorlar. Eğer öyle ise, bu doğru bir yaklaşım değildir ve

KUDÜS KONUSUNDA İRAN’DAN FİLİSTİN’E GELEN DESTEK ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bir süredir Orta Doğu’da, küresel politikayı etkileme potansiyeli oldukça yüksek bulunan, ciddi/önemli gelişmeler yaşanmaktadır. İlk bakışta basit ve sıradan gibi gözüken bu gelişmeler, biraz üzerine eğilince “derinlik” kazanıyor. Şii İran’dan gelen Kudüs konusunda Sünni Filistin’e destek açıklaması da, bana göre, bu türden bir gelişme… Haritaya lütfen bir bakın ve şunu

RUSYA, TÜRKİYE’YE AFRİN KONUSUNDA YEŞİL IŞIK YAKMIŞ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Türkiye’de günlük olarak yayınlanan Sözcü Gazetesi’nin bugünkü (13 Aralık 2017) nüshasının 11. sayfasında, “Putin yeşil ışık yaktı, Afrin operasyonu an meselesi” başlıklı bir haber var. Konu, bana göre çok önemli. Bundan şüphe duyulmamalı. Haberi okuyunca hemen aklıma gelen altı husus şunlar oldu.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.