DOĞRU KONUŞMAK, DOĞRU İŞ YAPMAK

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Doğru konuşmak ve doğru iş yapmak…

Ülkenin  “asıl” güncel sorunu bu, bana göre…

Doğru konuşmayı ve doğru iş yapmayı,

Ülkede birlik-beraberlik içinde,

Mutlu, müreffeh ve huzur içinde yaşamanın,

Gelecek endişesinden uzak, istikbale güvenle bakmanın anahtarı olarak görüyorum.

Doğru konuşmak, doğru iş yapmak…

Bu, aslında, kendisini Türk hisseden, inanç sahibi herkesten beklenir.

Doğru konuşulacak, doğru iş yapılacak…

Bu sözlerle yetiştik, bugünlere geldik de…

Acaba öyle mi?

Gördüğüm; doğru konuşulmadığı, doğru iş yapılmadığı ya da eksik konuşulduğu, eksik iş yapıldığı.

Anladığım; makamlar büyüdükçe, zenginlik arttıkça,

Ne doğru konuşulduğu, ne de doğru iş yapıldığı.

Hep daha “yukarıya” bakılıyor.

Siyasal, makamsal ve/veya parasal bir doyumsuzluk görüyorum.

İktidarda/makamda daha uzun süre kalma, daha çok zenginlik peşinde koşuluyor.

Ne aşağıda, geride kalan,

Ne de arkadan gelenler, yetişmiş, kendilerine sıra gelmesini bekleyenler hatırlanıyor,

Onlar adeta yok varsayılıyor.

Hiç şüphesiz, bu bir genelleme, elbette ki istisnaları vardır.

Bu tablo, bana göre, bir “hastalık”.

Hastalık bireysel, grupsal, kesimsel ya da partisel ama,

Etkisi ülkeye yansıyor: ülkeyi “hasta” ediyor.

Ülkenin geldiği nokta ortada, herkesin gözünün önünde duruyor.

İktidardan olana, iktidara yakın olana, parası olana her şey var, kolay, mümkün…

İktidara mesafeli ya da karşı olana, parası olmayana hayat bir eziyet, zulüm…

Bu ülkenin vatandaşı, bu ülkede yaşayan biri olarak, bunları görüyorum.

Uzmanlık-çalışma alanım nedeniyle uluslararası gelişmeleri de takip ediyorum.

Dış politikaya da bakıyorum.

Bu nedenle, uluslararası ilişkilerdeki mevcut gelişmelerin ülkemiz için ben de çağrıştırdığı bir de gelecek öngörüsü var…

Ülkemiz, milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğümüzü hedef almış yakın ve ciddi bir terör tehdidi ile mücadele ediyor.

Bu terör tehdidini ABD’nin (Batının) ve Rusya’nın beslediği, desteklediği ve/veya himaye ettiği çok açık.

Yani ülkemizin terör tehdidi ile mücadelesi, gerçekte emperyalist süper güçler ile…

Şehitler veriyoruz,

Fakir-fukaradan, asgari ücretliden alınan vergileri bu mücadelede harcıyoruz.

Geçim, geçen her gün biraz daha ağırlaşırken, bu mücadele yürütülüyor.

Yani bedeli geçen her gün ağırlaşan bir mücadele…

ABD ve Rusya, hem karşımızda, hem de sözde dostumuz ve/veya müttefikimiz…

Bu nasıl oluyor?

Bu nasıl bir terörizmle mücadele?

Sorulmaz mı; Doğru konuşuluyor mu, doğru iş yapılıyor mu diye…

Ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya,

Arkasında bu iki büyük güç var,

Bu, resmen ve açıkça da söyleniyor.

Fakat ülkemiz hala bu iki büyük güç ile gayet iyi ilişkiler içinde…

Gözümüzün içine baka baka bize hedef alan terörizmi “besliyorlar”,

Biz de, sanki terörizmi besleyip üzerimize salanlar onlar değilmiş gibi,

Bu iki devlet ile “gül gibi” geçinip-gidiyoruz!…

Trump da, Putin de “dostumuz”!…

Başka çıkış yolu yok mu?

Ülkemiz niye başka bir çıkış yolu üretemiyor?

Durum bana göre gerçekten vahim.

Şöyle bir düşünüyorum:

Irak’ın kuzeyi tamam. IKBY var.

Herhalde Suriye’nin kuzeyi de “tamam”, yakında SKBY’yi görebiliriz.

Bağdadi ile kendisini belli eden İdlib’deki IŞİD varlığı,

İdlib’in de “onların” istediği gibi “hallolmasına” vesile olacaktır

Böylece Kürt Koridoru üzerinde nur topu gibi bir müstakil Kürt devleti yakında ortaya çıkacaktır.

Sonra sıra Türkiye’ye gelecektir.

Kürt kökenli nüfusun da yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi konuşulacaktır.

“Büyük Kürdistan” emeli!…

Bunlar konuşuluyor mu, gündeme geliyor mu?

Konuşulmuyor, gündeme gelmiyor.

Konuşulsun, gündeme gelsin istenmiyor.

Çünkü iç politika, artık dış politika (uluslararası ilişkiler) merkezli olarak yapılıyor.

Bu, siyasal, makamsal ve/veya parasal bir doyumsuzluk ile,

Daha çok iktidarda/makamda kalma, daha çok zengin olma hırsı ile,

Birlikte mütalaa edildiğinde, ne çıkıyor ortaya?

Doğru konuşulmadığı, doğru iş yapılmadığı ortaya çıkmıyor mu?

Daha fazla oy uğruna, içeride ve dışarıda yapılanlar, bize bunu söylemiyor mu?

Onun içindir ki;

Konuşulmayanların, gündeme gelemeyenlerin olduğunu,

Ülkede “çarpık” ve “yanlış” bir dış politika anlayışı üzerinden iç siyasetin yapıldığını düşünüyorum.

Ve sadece “çarpık” ve “yanlış” dış politika anlayışını değil,

Milli ve manevi hassasiyetlerimiz/değerlerimiz ile “oynandığını” da görüyorum.

Bu dış politika anlayışının sahipleri, maalesef,

Tarihin içinden süzülerek bugünlere gelmiş,

Milli ve manevi hassasiyetlerimizi/değerlerimizi de “şekillendirmek” istiyor.

Anadolu’da bin yıldır yoğrula gelmiş mevcut İslam inanç, ahlak ve fazileti görmezden geliniyor.

Bizim İslam anlayışımız bize, Arab’ın, Acem’in İslam anlayışı de onlara…

Bunlara ya da bunlardan birine benzemek niye?

Hele, kendimizi ümmetin hamisi gibi görmek de neyin nesi?

Osmanlı’nın son döneminde asker cepheden cepheye koşarken,

Cephe gerisindeki isyanları, onlarla işbirliği içindeki iç-dış unsurları hatırlayan var mı?

Ya “Halife Padişah”ın açtığı” Hilafet Sancağı”na itibar etmeyen sözde Müslüman ülkeleri,

Milli Mücadeleyi başlatan sivil-asker kadro hakkında “katli vaciptir” fetvasını veren “atanmış” Şeyhülİslamları,

Bunları hatırlayan var mı?

Vatan sevgisi, imandandır.

“Şehitlik”, bundandır.

Biz böyle biliriz, ona inanırız.

Anadolu’daki bin yıllık tarihimiz, bize şunu söyler:

Bizim, bizden başka dostumuz yoktur.

Fazla uzağa gitmeye gerek yok,

Bunu, Osmanlı’nın son döneminden biliriz.

Osmanlı’nın son dönemi,

Yardım için başkasının kapısına gitmenin acı sonuçlarının örnekleri ile doludur.

Ne hikmetse, bunlar hatırlanmaz!…

Hatırlamayanlar, yine ne hikmetse,

Anadolu’da bin yılda yoğrula gelmiş milli ve manevi hassasiyetlerimiz/değerlerimiz ile “uğraşırlar”!…

Bu yaklaşımın ülkeyi iyi bir yerlere taşımadığı ve taşıyamayacağı ortadadır.

Hepimiz aynı gemideyiz.

Gemi batarsa, kimin gemide nerede/nasıl seyahat ettiği bir anlam ifade etmeyecektir.

Zarar nihayet fark edilip dönüldüğünde, elde edilecek bir kazanç olmayacaktır.

Onun içindir ki, doğru konuşmaya, doğru iş yapmaya bir an evvel bir yerden başlamak zorundayız.

Bu yapılmaz ise, bedelini ülke ve ulus olarak, çok ağır ödeyeceğiz.

Gelişmeleri yakından takip ettiğim için,

Mevcut gidişat ile, bu sonucu kaçınılmaz görüyorum.

Gelin artık, doğru konuşalım, doğru iş yapalım.

Bu konuda ya da yolda elbirliğine gidelim.

Doğru konuşmanın, doğru iş yapmanın gereğine inanan kim varsa,

Partisi hangi parti olursa olsun, elbirliği yapmalı…

Ben, gönlü her daim MHP’de olmuş-olan birisiyim.

Kendimi Ülkücü kabul ederim.

Milliyetçiliğim ve Ülkücülüğüm Gazi Mustafa Kemal Atatürk “damgalı”dır.

Sizlere elimi uzatıyorum, hangi partiden olursanız olun,

Gelin ellerimizi biri birimize uzatarak, biri birinin üzerine koyarak,

Birlikte ülkeyi bu kötü günlerden güzel günlere taşıyalım, buna katkı sunalım.

Benim/sizin bir siyasal partiye gönülden ve/veya resmi olarak bağı olması, buna mani olmamalı…

O bağı koruyarak bunu yapabiliriz.

Bunu yapmanın zamanı geldi, geçiyor bile…

En tepedeki yetkililer ifade ediyor: ülke beka sorunu ile karşı karşıya.

Bu, ülkemizin varlığı ve geleceği ciddi tehlike altında demektir.

Gelin, onların bu sorun karşısında yapmadıklarını biz yapalım,

Biri birimize elimizi uzatalım.

Birlikten kuvvet doğrar.

Doğru konuşmayanları, doğru iş yapmayanları, böyle bir kuvvetle yanlıştan çevirelim.

Olmazsa, onları “dolaşımdan” kovalım.

İnanın, dış politikadaki, uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler, ülkemiz için, gerçekten iyi şeyler söylemiyor.

“Çok kötü” demeye dilim varmadığı için “iyi şeyler söylemiyor” dediğimi lütfen bilin.

Bir taraftan gücümüz geçen her gün erirken,

Diğer taraftan milli ve coğrafi (toprak) bütünlüğümüze yönelik tehdit giderek güçleniyor.

Yani zafiyet iki yönden de artarak sürüyor, yani ağırlaşıyor

Elbirliği yaparak, ülkenin içinde bulunduğu bu durumdan uzaklaşmasına, düzlüğe çıkmasına birlikte katkı sunabiliriz.

Gelin partiler üstü bir anlayışla,

Kendi partimiz ile resmi/gönül bağımızı koparmadan,

Önce biz doğruyu konuşalım, doğru iş yapalım.

Sonra da bunu kamuoyundan, muhataplarımızdan isteyelim.

Belki, bu suretle, ülkemizin ve insanlarımızın “karanlık” görülen mevcut gidişattan kurtulmasına, aydınlık ve güzel günlere ulaşmasına bir katkımız olur.

Doğru konuşanların ve doğru iş yapanların bu elbirliğine, isterseniz,

“Doğruluk Partisi” ya da

Bu ismin tersinden okunuşunun kısaltması olan “PADO Hareketi”  de diyebiliriz.

Gelin,  ister “Doğruluk Partisi” ya da “PADO Hareketi” diyerek, ister böyle demeyerek,

Doğru konuşmayı, doğru iş yapmayı teşvik edelim.

Bu teşvikin, toplumsal, siyasal, ekonomik ve güvenlik açılarından,

Ülkemize olumlu katkılarının olacağına,

Ülkemizin kendisini toparlamasına hizmet edeceğine,

Bu suretle, ülkemizin yeniden eski güçlü günlerine dönebileceğine,

Yürekten inanıyorum.

Yüce Allah, devletimizi, vatanımızı ve milletimizi,

İç ve dış düşmanlardan korusun, onlara fırsat vermesin,

Devletimize ve milletimize güç kuvvet versin,

Bin yıldır yoğrula gelmiş milli ve manevi değerlerimiz ile,

Millet ve toprak bütünlüğümüzü koruyarak,

Anadolu’da daha nice bin yıllar yaşamayı bizlere nasip etsin.

Ankara, 29 Ekim 2019.


TARİH YALAN SÖYLEMEZ. SAHİP ÇIKILIP İSTİFADE EDİLMELİ.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Tarih, çok boyutlu ve önemli bir disiplin… Demokratik-meşru seçimler üzerinden ülkeyi yönetme sorumluluğunu üzerilerine almış olan siyaset adamları için, tarih, ayrıca ve özellikle önemlidir. Niye? Çünkü tarih/tarihçi, ülke yöneticilerine ışık tutar. Tarihin/tarihçilerin tuttuğu ışık, onları, ya geçmişte yapılmış hatalara düşmekten korur ya da geçmişte elde edilmiş başarıların güne

MHP’DEKİ MEVCUT YÖNETİM VE HAS PARTİ/SAYIN NUMAN KURTULMUŞ ÖRNEĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Genel Başkan Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle, MHP, “son kale”dir. Ne demek, “son kale”? Anladığım, AKP iktidarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş değerlerinin ve “milli” karakterinin korunmasına ve geleceğine dair artan bir endişe ortaya çıkmış; MHP diyor ki; “vatandaşlarımız endişe etmesin, MHP var, MHP ‘son kale’dir, buna geçit vermez.” Doğru. Niye?

CUMHUR İTTİFAKI MHP’NİN GELECEĞİNİ KARARTIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı MHP, ırkçılıktan uzak bir anlayış içinde, kucaklayıcı ve toparlayıcı bir milli ve manevi değerler manzumesinden güç ve ilham alarak, büyük Türk Milletinin varlığını korumayı ve yüceltmeyi esas olan bir partidir. Büyük Türk Milleti’nin yükselişini, sahip olduğu milli ve manevi değerler manzumesinin ürünü “milliyetçilik ülküsü”nde görür. Türk Milletini yüceltmek,

RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

ASCMER olarak, izleyicilerimizin, dostlarımızın, meslektaşlarımızın ve öğrencilerimizin Ramazan Bayramlarını kutluyoruz. Bayramın, tüm insanlık için, evrensel anlamda hukukun üstünlüğüne samimi olarak saygı gösterildiği; insanların gelecek endişesinden uzak olduğu; entrikaya, hileye, kumpasa ve iftiraya itibar edilmediği; gösterişten ve israftan kaçınıldığı; samimiyetin, iyi niyetin, dostluğun, iyi komşuluğun öne çıktığı; ayrımcılıktan, ötekileştirmekten ve dışlayıcılıktan uzaklaşıldığı; samimi ve akılcı bir

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

19 Mayıs 1919, Büyük Türk Milleti’nin, vatan topraklarını düşman çizmeleri altında çiğnenmekten kurtarma azim ve kararlığını dışa vurduğu gündür. Osmanlı Yönetiminin özünden uzaklaştığı ve emperyalizme teslim olduğu bir ortamda, Büyük Türk Milleti için güneşin ufukta doğduğu gündür. 19 Mayıs 1919, İstanbul Hükümeti işgalcilerle Saraylarda bir araya gelip işgale direnişi ortadan kaldırmayı konuşurken, bu yolda işgalcilerle

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.