CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMALARI ÜZERİNE GÖZLEMLER VE DÜŞÜNCELER…

29-30 Ekim 2017 günlü yazılı ve görsel medyada yer alan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ile ilgili mesaj, haber ve yorumlar; iyi ve güzel yanları olduğuna şüphe olmamakla beraber, bende olumsuz çağrışımlara da yol açmış; Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün, dolayısıyla Türk halkının geleceği açısından düşündürücü bulunmuştur.

Bu bağlamda, basit gibi görünen bazı hususlar, biraz eğildiğiniz zaman bir işarete, bir “ölçüye” dönüşüyor.

29 Ekim 2017 günlü gazetelerde Cumhuriyet Bayramı’na ilişkin güzel kutlama mesajları vardı…  Mesaj sahiplerini kutluyor, sözde kalmamasını diliyor ve onları sözlerinin uygulamada ifadesini bulması için çaba göstermeye davet ediyorum.

Aldığım gazetelere bakarken, gözlerim, yurt sathına yayılmış, hemen her yerde, her semtte, küçük süper marketlere sahip, tanınan/bilinen kurumların Cumhuriyet Bayramı mesajlarını aradı…

Nedeni, rasyonel olarak, mağaza sayıları nedeniyle halkla çok iç içe olan ve çok büyük bir müşteri kitlesine sahip bulunan bu kurumların “müşteri” odaklı yaklaşımlarını Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle dışa vurabileceklerini düşünmemdi. Bu kurumlardan birinin, ilanlarında yurt sathında yedi bin mağazaya sahip olduğunu söylemesi ve diğer benzer kurumların mağaza sayısının da çok büyük olduğunu tahmin etmem, böyle bir düşünceye sahip olmama yol açmıştı. Ticari/ekonomik açıdan ciddi bir büyüklüğe sahip olan ve “müşteri” odaklı olarak çalışan bu kurumların kutlama mesajlarının olmamasından, ticaretin/ekonominin doğasına bağlı olarak, “müşteri profillerinin” bunu gerektirmediğini çıkarılabilmek mümkündür.

Amacım, ima yoluyla bile olsa, bu ve benzeri kurumları eleştirmek ya da kötülemek değil. Bunun özellikle altını çizmek isterim. Demek/vurgulamak istediğim husus, çok büyük bir müşteri kitlesine sahip olmasına rağmen, bu kurumların Cumhuriyet Bayramı kutlama mesajı yayınlamaya ihtiyacı duymamasının, bende doğurduğu, halkın Cumhuriyet’i sahiplenme derecesi ile ilgili algıdır. Çünkü eğer halkın sahiplenme derecesi yüksek olsaydı, bu kurumlar da eminim, kutlama mesajı yayınlardı.

Bu algı, bu durum, televizyon ekranlarından verilen Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına dair törenlerdeki halk katılımının düşük olduğu görüntüler ile örtüşmektedir. Yani yurt sathına yayılmış küçük süper market ağlarına sahip kurumların Cumhuriyet Bayramını kutlama mesajının olmamasına yüklediğim anlam ile televizyonlardaki kutlama törenlerine dair görüntüler, adeta biri birilerini teyit etmektedir.

Eğer Cumhuriyet yürürlükteki rejimin kendisi ise, eğer Mustafa Kemal Atatürk Türk’ün Atası olarak milli değerlerimizin çok önemli bir parçası ise, bu tablo, ortada ciddi bir sorun olduğu anlamına gelir. Ancak bu sorun; yeni değildir, bir süredir vardır ve bu yılki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ile bir kere daha kendisini belli etmiştir. Adına ister “değişim”, ister “bozulma” denilsin, bu sorun, toplumdaki birlik ve beraberliğin erimeye başladığına işaret etmekte ve bu da, Türkiye’nin ulusal gücüne olumsuz olarak yansımaktadır.

Sorunun kaynağının kamuoyu tarafından bilindiğini değerlendiriyorum. Sorun, bana göre, ciddiyet kazanmaya, yani ağırlaşmaya doğru ilerlemektedir. Bu da, daha çok, bu ilerleyişi sorun olarak görenlerin, sözle/mesajla yetinmelerinden, sorunu aşma konusunda uygulamada ifadesini bulacak olumlu adımları atmamalarından kaynaklanmaktadır. Sadece kutlama mesajları ile sorunun çözülebileceği düşünülmektedir. Oysa Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkmada “halka inmeye” ihtiyaç vardır ve ne yazık ki bunu yapan yoktur.

Devleti yönetenlerden, siyasal partilerden, kamu kurumlarından, sivil toplum kuruluşlarından, pek çok yerden, güzel ve değerli ifadelerin geçtiği kutlama mesajları yayınlanıyor… Ancak bu mesajlar, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkmadaki sorunu çözmüyor. Sorun hatırlanmıyor ki; bu, zaman kaybı demektir Ve bu tabloda, sorun, geçen her gün ağırlaşmaktadır.

Maalesef, kutlama mesajlarının, düşünüldüğü ya da beklenildiği gibi (kadar), halkta bir karşılığı bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile; kutlama mesajlarının gerisindeki “ağırlığın” ya da “itici gücün” münhasıran çok geniş bir halk kesiminden geldiğini söylemek, bana göre, güçtür. Ortaya çıkan görüntüyü; “resmi gerekler”, “oy beklentisi”, her şeye rağmen Cumhuriyet ve Atatürk konusundaki “samimi” duruşlarını bozmayan belirli kararlı halk kesimleri ile açıklamak mümkündür.

Hemen aklıma, Atatürkçü Düşünce Derneği, Atatürk’ün kurduğu CHP, milli değerler ile özdeşleşmiş MHP, son dönemde Cumhuriyet ve Atatürk konularındaki hassasiyetleri ile öne çıkmış Barolar Birliği, kadın dernekleri ve diğerleri geliyor…

Sorular da, bu kurumlar ile birlikte peş peşe geliyor… Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkmak, niçin sadece belirli kurumların görevleri olsun, bu doğru mudur? Öyle olsa bile, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkan hangi kurum, artık köy okulları (dolayısıyla öğretmen) olmayan köylere gidip kutlama yapmıştır? Hangi mahallede muhtar, 29 Ekim için özel bir program/etkinlik düzenlemiştir? Acaba meslek kuruluşları içerisinde, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için özel etkinlik düzenleyen olmuş mudur? Ya üniversiteler, onlar ne yapmıştır? Başta üniversiteler olmak üzere, acaba bu kurumlar içerisinde, taşrada halka inerek, doğrudan ve/veya dolaylı olarak, Cumhuriyet ve Atatürk “aydınlatmasını” öngören bir program ya da proje sahibi olanı var mıdır?

Cumhuriyet ve Atatürk konusunda halkı hatırlayan ve muhatap kabul eden yok iken; kimsenin, Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkma konusunda halka söyleyecek bir sözü olabilir mi?

Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkma konusunda ortada görülen, sadece “laf”… Sadece “lafla”, sahip çıkma ne kadar sağlanabilir?

Cumhuriyet ve Atatürk, halk nezdinde zemin kaybetmektedir… Niye kimse bunu görmemektedir?

Bu noktada, 30 Ekim 2017 tarihli bir gazetede, bir köşe yazarının şu ifadeleri dikkatimi çekiyor: “İslam’a en uygun yönetim şekli, kula kulluğu reddeden Cumhuriyet… Kula kul olmayı önleyen Cumhuriyet, bir hakikat-ı İslam’dır. Öyleyse İslam, saltanat kültürünün gölgesinden çıkmalı… Cumhuriyet, ilk önce camilerde kutlanmalı…” (Ortadoğu, Ş. Alnıaçık, s. 7) Bu görüşe katılan olur veya olmaz, ancak bana göre yerinde bir öneridir. Eğer bir taraftan mevcut konjonktür, diğer taraftan Cumhuriyet ve Atatürk konusundaki olumsuz tablo dikkate alınırsa, bu öneri halka inmenin, dolayısıyla Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü sahiplenmeyi güçlendirmenin yollarından biridir.

Demiyorum ki, kutlama mesajları önemsizdir; elbette ki, önemlidir. Ancak Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sahip çıkma, yılda birkaç kez yayınlanacak mesajlar üzerinden olabilecek bir iş değildir. Bu mesajlar, söz konusu sahiplenmede ileri gitmeye, yani sahiplenmeyi güçlendirmeye yetmemektedir. Daha fazlasına ve bu bağlamda özellikle halka inmeye ihtiyaç vardır.

Bu yılki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ilişkin olarak gördüğüm tablo, yazdıklarımdan da çıkarılabileceği üzere, beni üzmüştür. İşbu yazı da, bu üzüntünün ürünüdür.

Böyle giderse, kuruluşunun 100. yılı olacağı 2023’te, ne kutlayacağımız bir Cumhuriyet, ne de yüreğimizi ısıtan ve yolumuzu aydınlatan Atatürk ışığı olacaktır.

İletişimde, dil, üslup, kıyafet ve yöntem önemlidir. Bunların hepsi üzerinden halka inmeye, Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü halka bu yolla anlatmaya ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet de, Atatürk de, halkındır. Halka ait olanı halka vermek gerekmez mi? Halk, durumun farkında olmayabilir. Kuru rüzgârların önünde savrulmaması için, “köklerindeki”      güç, sahip olduğu zenginlik, halka anlatılmalı ve bu yolla, halkın “köklerine” ve “zenginliğine” sahip çıkması sağlanmalıdır.

Sadece kutlama mesajları ile “olmuyor… Mesajlardaki ifadelerin uygulamada ifadesini bulmaya daha çok ihtiyaç var…

Toplumdaki “bozulma” o kadar fazla ki; ne “olduğu” gibi “görünen” var, ne de “göründüğü” gibi “olan” var… Sanırım asıl sorun da burada.

“Bir, iri ve diri” olmanın zemini kaymaya devam ediyor.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ankara, 30 Ekim 2017.

www.ascmer.org


ÜLKENİN DURUMU VE MHP’NİN MEVCUT YÖNETİMİ ÜZERİNE AÇIK MESAJ

Önce tespitte bulunmaya çalışayım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, beka sorunu ile karşı karşıya mı, değil mi? Türk Milleti’nin “büyüklüğünü” besleyen ve buna işaret eden değerler, hedef alınıp yıpratılıyor mu, yıpratılmıyor mu? Türk’ün atası Mustafa Kemal’e ve Milli Mücadele’ye olumsuz bakışı yansıtan olaylar, devam ediyor mu, etmiyor mu? Bu sorulara konu hususlar, ciddi bir toplumsal ayrışmaya ya

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.