ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği ve bunun münhasıran Türkiye ile bağlantılı olabileceği algısına yol açıyor.

Çin ile ilgili bu haberlerin, 17 Eylül 2018’de Soçi’de Rusya ile Türkiye’nin vardığı mutabakat sonrasında ve bu mutabakatın konusunu teşkil eden İdlib ile ilgili olarak gündeme gelmiş olması önemlidir. Çünkü bundan, İdlib’in, İdlib konusunun, Pekin’in gözünde stratejik açıdan önemli bulunduğunun işareti çıkarılmaktadır.

İdlib; Hatay’ın hemen doğusunda, Afrin’in güneyinde, Halep’in güneybatısında. Lazkiye’nin hemen kuzey doğusunda yer alır. Suriye’deki Rus hava üssünün bulunduğu Hmeymim ile Rus deniz üssünün bulunduğu Tartus, İdlib’e çok yakındır. İdlib, bu coğrafi konumu ile, İskenderun Körfezi’ni ve Kıbrıs’ı da içeren Doğu Akdeniz çanağının kuzeydoğu kesimini tamamını etkili şekilde kontrol etme imkanı verir. Doğu Akdeniz çanağının kuzeydoğu kesimi, Rusya’nın Karadeniz’de ve Kafkasya’da güvenliğini sağlaması, esasen bir bütün olarak Rusya’nın güvenliğinin ileriden sağlanması açısından ayrıca önemlidir.  İdlib’e bakarken bu belirtilenleri görmek icap eder. Bunlara ilave olarak, ayrıca, İskenderun Körfezi’ne akan Irak petrolünü, Doğu Akdeniz’in yeni keşfedilmiş petrol/doğalgaz rezervlerini, Doğu Akdeniz’deki petrol/doğal gaz tanker trafiği de dahil deniz ticaret trafiğini, Ortadoğu’nun enerji üretim merkezlerine yakınlığı ve bunlarla beraber hem enerji ihtiyaçlarını bu bölgeden karşılayan ülkeleri hem de dış ticaretlerinde bu bölgeyi kullanan ülkeleri de görmek gerekir.

İdlib’in jeopolitiği bu ve Çin askerinin böyle bir noktaya konuşlandırılacağı ileri sürülüyor.

Acaba Çin askerinin jeopolitiği bu olan İdlib’e konuşlandırılması bölgeyi nasıl etkiler? Kürtleri, Kürt koridorunu nasıl etkiler? Tahran, Riyad, Tel Aviv, Washington, Moskova bundan nasıl etkilenir? Ankara, acaba perde gerisinde Çin’in bu konuşlandırmasında bir pay/rol sahibi midir? Çin’in Suriye üzerinden Ortadoğu’da sahaya inmesi, bölgesel dengeleri nasıl etkiler, küresel rekabete nasıl yansır? Sadece bugüne bakarak değil, orta ve uzun vadeyi de dikkate alarak, bu muhtemel gelişmeye yaklaşmak icap eder. Bugüne kadarki gelişmelerden çıkarılan Çin’in cari dış politika anlayış ve uygulaması hatırlandığında, Suriye krizinde sahaya inmesinin, Pekin için, kolay karar verilebilecek bir konu olmayacaktır.

Bundan birkaç ay önce Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ni ziyaret etmişti. Ve Pekin’de, yine birkaç ay önce, Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi gerçekleşmişti. Acaba bu gelişmeler, Çin’in Suriye krizine askeri açıdan müdahil olması ile ilgili bir boyutu sahip olabilir mi? Ve sahipse, Pekin’in karar vermekte zorlandığının bir işareti olarak görülebilir mi?

Çin’in Suriye krizinde sahaya inmesi, ister istemez Rusya’yı ve İran’ı öne çıkaracaktır. Çin’in İran nedeniyle karşılaşabileceği sıkıntılar şimdiden bellidir. Çünkü başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere, Arap ülkelerinin bir kısmının, Çin’in İran ile olan ilişkilerinden rahatsızlık duydukları ve bu rahatsızlıklarını da açıkça Pekin’e ifade ettikleri bilinmektedir. Çin’in, “Suriye Özel Temsilcisi” marifetiyle, Ortadoğu’daki ve özellikle Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğinden, Arap/Sünni ülkelerdeki İran karşıtlığının farkında olduğunu varsaymak gerekir. Çin’in Suriye krizine askeri açıdan müdahil olabileceği konusunun medyada çok daha önce gündeme geldiği ve bunun aslında Pekin’in bölge ülkelerinin nabzını tutma amacına yönelik olabileceği kabul edilebilir. Bunlardan hareketle, Xi’nin BAE ziyaretinin ve Pekin’deki söz konusu zirvenin, Çin’in Suriye üzerinden bölgede askeri varlık bulundurmasına ilişkin muhtemel bazı “pürüzlerin” aşılması amacına yönelik olabileceği çıkarılabilmektedir. Yani Çin’in gerçekte de Suriye’de sahaya inmeye yönelik bir hazırlık içinde olabileceği değerlendirilmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında; Çin’in Suriye’ye, hem de İdlib’e, asker konuşlandırması, büyük önem arz etmektedir. Bunun nedeni, Türkiye’nin içinde bulunduğu güncel durumdur. Türkiye, dış politikada çok kötü bir noktadadır. Bir taraftan, yalnız kalmıştır, kendisine güven duyulmamaktadır. Diğer taraftan, Suriye krizinde artık tıkanmış, Fırat’ın doğusundaki askeri varlığını takviye eden ve YPG’yi ağır silahlarla donatan ABD ile karşı karşıyadır. Türkiye, 17 Eylül 2018 (Soçi’deki mutabakat) öncesinde, Suriye/İdlib’de Rusya ile karşı karşıya gelmiştir. Türkiye, savunma ve güvenliğine ilişkin bu olumsuz koşulların yanısıra artık ciddi bir ekonomik kriz ile de karşı karşıyadır. Türkiye için, bunların hepsinin beslediği, bir beka sorunu gündemdedir. Böyle bir tablo; kolaycılığın, tembelliğin, günü kurtarmacılığın ve kişisel/partisel çıkarları her şeyin önünce ve üstünde görmenin öne çıktığı bir siyaset anlayışı ve bu siyaset anlayışının artık toplumda kendisine yer bulabildiği ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye,  Çin’i bir tutamak noktası olarak görebilir. Türkiye, başkalarına bağlı/bağımlı olmak yerine özgücüne dayanmanın zamanı gelmiş geçiyor demek yerine, bu kez de sırtını Çin’e dayamayı düşünebilir.

Ancak Türkiye’nin sırtını bu kez de Çin’e dayamasının önünce ciddi bir sorun/sıkıntı vardır. Söz konusu olan, ikili ilişiklerdir ve taraflar arasında belirgin güç farkı vardır. Yani Türkiye’nin sırtını Çin’e dayaması sadece Türkiye’ye bağlı bir husus değildir. Türkiye-Çin ilişkilerinde bugüne göre daha ileri bir yakınlaşma, Ankara’dan çok, Pekin’e bağlı bir husustur. Pekin açısından söz konusu olabilecek sorunun/sıkıntının, Türkiye’ye duyulacak güven olacağı değerlendirilmektedir. Uluslararası ilişkilerinde dip yapmış yalnızlığı ortada olan ve bunun nasıl ortaya çıktığı Dünya kamuoyu tarafından az-çok bilinen bir Ankara vardır. Acaba Pekin, çok konuşan, konuştuklarının içini dolduramayan, dün yaptıkları ile bugün yaptıkları örtüşmeyen Ankara’ya ne kadar güvenebilir? Türkiye-Çin ilişkilerinin geleceğini belirleyecek asıl etkenin bu olduğu değerlendirilmektedir.

Bu da, bizi, Çin’in Suriye’ye asker konuşlandırmasının Türkiye ile bağlantısının zayıf olacağına işaret etmektedir.

Bu zayıflığa işaret eden başka etkenlerden de söz edilebilir. Müslüman Uygur Türkleri, Türkiye’nin Suriye krizi üzerinden zaman zaman “militan İslami aşırıcılık” ile ilişkilendirilebilen ülkelerden biri haline gelmesi, bu etkenler arasında görülebilir. Ancak bu tür etkenlerin hiç birinin, Türkiye-Çin ilişkilerinin geleceği üzerinden “karşılıklı güven” kadar etkili olmayacağı değerlendirilmektedir. Çünkü ortada Pakistan örneği vardır. Dün ABD ile olan yakınlığını etkisinde Pekin’e rağmen Müslüman Uygur Türklerine ilgi gösteren Pakistan, bugün hızla Çin ile yakınlaşmaktadır.

Uluslararası ilişkilerin karşılıklı ve dengeli çıkar temeli üzerinden işlediğini, “güvenin” de bu işleyişe güç verdiğini unutmamak gerekir.

Son bir husus; Kaşıkçı olayının ve bu bağlamda Suudi Arabistan ile ilgili mevcut ve muhtemel gelişmelerin Çin’in Ortadoğu’ya (Suriye krizine) ilişkin yaklaşımını yakından etkileme potansiyelini içerdiği değerlendirilmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 17 Ekim 2018.

[i] Hürriyet, 04 Ağustos 2018, s. 8-9

[ii] Sözcü, 04 Ağustos 2018, s.11


TÜRKİYE: ON BÜYÜKELÇİYİ “İSTENMEYEN KİŞİ” İLAN ETME ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde, 10 ülkenin (ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri, kamuoyunda “Kavala davası” olarak bilinen konu hakkında ortak bir açıklama yapmış ve Türkiye’ye tutuklu olarak cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın “serbest bırakılması” çağrısı yapmıştı. Bu çağrı sonrasında; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel

VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.