ÇİN’İN RUSYA’DAN ALDIĞI S-400’LERİN TÜRKİYE ÇAĞRIŞIMI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Çin’in Rusya’dan satın aldığı S-400’lerin geçtiğimiz hafta içinde teslim edildiği, S-400 füze savunma sistemini kullanacak Çinli personelin daha önce Ruslardan eğitim aldığı ve Çin’in Rusya’dan aldığı S-400 füze savunma sistemini önümüzdeki günlerde test edilebileceği ifade ediliyor.[i] Haberde, S-400’lerin, ABD’nin beşinci nesil F-35 “stealth” savaş uçakları da dâhil taktik, stratejik ve hipersonik (hızları, ses hızlarının en çok üzerinde olan) savaş uçaklar ile balistik füzelere karşı etkili olduğu belirtiliyor. S-400’lere ilişkin haberde gündeme getirilmiş F-35’ler ile ilgili bu bilginin yol açtığı çağrışımlar, işbu yazının konusunu teşkil eder. Bu çağrışımları, birkaç nedenle önemli buluyorum.

Bilindiği üzere, F-35’ler, ABD’nin ve İngiltere’nin başını çektiği, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı, toplam dokuz ülkenin ortak projesi ve ABD’de üretiliyor. F-35’ler, bugüne kadar farklı “görevler” için üretilmiş uçakların işlevlerini tek başına yerine getirmesi için tasarlanmıştır. Havada/havadan hedefleri yok etmede “görülmemiş” bir yeteneğe sahip bir savaş uçağı olduğu, başta radara yakalanmama olmak üzere çok yüksek teknolojiyi içerdiği ve bu nedenle savaş pilotlarının “rüyası” olduğu kabul edilmektedir. Hâlihazırda, aralarında ABD’nin, İngiltere’nin ve Hollanda’nın olduğu az sayıdaki ülkenin hava kuvvetleri envanterinde bulunan F-35 savaş uçaklarından Türkiye de toplam 100 adet sipariş vermiştir. Yoğun talep olduğu için, siparişler bir “teslimat” takvimine bağlanmıştır ve bu takvime göre, Türkiye’nin 2017 yılında ilk iki F-35 savaş uçağını teslim alması öngörülmüştür. Bugün, bu teslimat, Türkiye ile ABD arasında bir soruna dönüşmüş ve ABD, Türkiye’ye teslimatı geciktirme kararı almıştır.

Haberde geçen F-35’ler ile ilgili bilginin bende yol açtığı ilk çağrışım, hâlihazırda F-35’lerin kullanımı çok yaygın olmamasına ve ülkelerin hava kuvvetleri envanterlerine yeni yeni girmeye başlamış olmasına rağmen, Rusların F-35’leri önlemede etkili olan S-400 hava savunma sistemlerini üretmiş ve satıyor olmaları ile ilgilidir. Çünkü buradan hareketle, Rusya’nın, “karşı teknik” ve “istihbarat” olarak önde olduğu çıkarsamasında bulunabiliyorum. Rusya, S-400’ler ile, ABD’nin F-35 savaş uçağı “hamlesinin” cazibesini aşağıya çekmekle kalmamış; ABD karşısında yeni “kutup” olarak görülen Çin’in S-400 hava sistemi alması ile de, S-400’ler üzerinden, bu konudaki “parıltısını” (gücünü, imkan ve yeteneğini) ortaya koymuştur. Bu, hiç şüphesiz, küresel sistemin geleceği açısından, Rusya lehine, oldukça anlamlı olan bir husustur

İkinci ve asıl dikkatimi çeken çağrışım da Türkiye ile ilgilidir. Bilindiği üzere, Türkiye, Rusya’dan S-400 alıyor. Fakat kendi hava kuvvetlerinde F-35’lere sahip ABD, hem Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi almasına karşı çıkıyor, hem de Türkiye’nin iki adet F-35 savaş uçağını teslim almasını geciktiriyor.

ABD’nin, artık “tehdit” mahiyetini kazanmış gözüken Türkiye’ye yönelik “Rusya’dan S-400 alma, benden Patrioat al” yaklaşımının ticari/ekonomik boyutunu bir kenara koyuyorum. Ankara ile Washington arasında cereyan eden bu konudaki gerginlik, elbette ki ABD’nin “savunma malzemesi” konusunda Türkiye pazarını Rusya’ya kaptırmak istememesi ile açıklanabilir ve Türkiye’yi tehdit boyutuna varan baskısı da bu bağlamda görülebilir.

Ancak (i) haberdeki F-35 bilgileri, (ii) ABD’nin S-400’ler ve (iii) F-35’ler konusundaki Türkiye yaklaşımı, bana, daha önce birkaç kez sözünü ettiğim “Metal Fırtına” kitabındaki ABD’nin Türkiye’yi işgal senaryosunu çağrıştırmıştır. Bu çağrışım bağlamında da, “özü” aynı kapıya çıkan, Türkiye ve ABD ile ilgili şu sorular aklıma gelmiştir.

Acaba Türkiye, son dönemdeki gelişmeler ışığında, artık “Metal Fırtına”daki senaryoyu ciddiye alma gereği duymuş olabilir mi? Ve S-400’lerin alımı bununla ilişkilendirilebilir mi?

Acaba ABD’nin “S-400 alma, Patriot al” ısrarı ve iki adet F-35’in Türkiye’ye tesliminin geciktirmesi, Washington’un Türkiye’ye yönelik muhtemel bir operasyon hazırlığı içinde olduğunun işaretleri gibi görülebilir mi? Ve Rahip Brunson ile ilgili son gelişmeler bağlamında Başkan Trump’tan ve Yardımcısı Pens’ten gelen Türkiye’ye yönelik “ağır” tehdit beyanları da, yine aynı kapsamda mütalaa edilebilir mi?

Sonuç yerine şu düşüncemi paylaşayım: bugüne kadar “müttefik”, “stratejik ortak”, “dost” gibi kavramlarla karşılanan Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler için bugün yukarıda belirtilen türden çağrışımlar insanın aklına gelebiliyorsa, perdenin önü ile arkasındaki fark ne kadar büyük olursa olsun, artık bunun fazla bir değeri olmayacaktır. Çünkü ikili ilişkilerde “geri dönülebilir” nokta, çok gerilerde kalmış gözükmektedir.…

[i] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2157197/china-could-test-fire-new-russian-missile-defence?utm_source=emarsys&utm_medium=email&utm_content=20180728&utm_campaign=scmp_today&aid=190131336&sc_src=email_2306623&sc_llid=27202&sc_lid=153650500&sc_uid=Qc2KmijIx5&utm_source=emarsys&utm_medium=email, 28 Temmuz 2018.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.