ÇİN’DEKİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ (REFORM) ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Çin’de anayasada değişiklik yapılıyor. Bir süredir konuşulan, bu konu, geçtiğimiz Ekim (2017) ayında gerçekleşen Çin Komünist Partisi (ÇKP)’nin 19. Kongresinde iyice belirginleşmişti. Bugün (05 Mart 2018 günü) başlayacak Ulusal Halk Kongresi (UHK)’nin ana gündem maddesi, anayasanın değiştirilmesi. UHK, Çin’in Parlamentosu ve anayasayı değiştirme yetkisi bu kuruma ait. Bu konudaki reform paketi, UHK’nde ele alınıp karar bağlanacak. Anayasada yapılmak istenen değişiklikleri Dünya gündemine taşıyan en önemli etken, değişikliklerden birinin mevcut Devlet Başkanı Xi Jinping’in uzun süre bu görevde kalmasının önünü açacak olmasıdır.

Konu, uluslararası medyada tartışılıyor. Farklı görüşler var. Anayasada yapılmak istenen değişiklikler, sadece Çin halkını ilgilendirmiyor, belki onlardan çok uluslararası politikayı ilgilendiriyor.  Çünkü temelde Çin’in yükselişini sürdürülebilir kılmayı, bunu garanti altına almayı öngörüyor.

Niçin böyle düşündüğümün arkasında, aşağıda sırlanan hususlar var.

1. Çin’in hızla büyüyen ekonomisi üzerinden uluslararası politikada öne çıkması ve yeni bir kutup olarak görülmesi, mevcut konumları bundan olumsuz etkilenen aktörleri rahatsız etmiş ve Çin’i hedef alan çabalar ortaya çıkmıştır.

2. Çin’in ülkesi oldukça geniş, nüfusu oldukça kalabalıktır. Güçlü ve sorun yaşadığı komşuları vardır. Dünyanın en büyük nüfusuna sahiptir. Bu nüfus, çeşitlilik gösterdiği gibi, ekonomik büyümeye rağmen hala yoksulluk sınırının altında yaşayan ciddi büyüklükte bir kesim vardır. Ekonomik büyüme, ülke genelinde, kalabalık nüfusa, beklenildiği gibi yansıtılamamıştır.

3. Çin’in, içeride ve bulunduğu bölgede, istismara açık ciddi sorunları vardır.

4. Çin’i rakip olarak gören ABD’nin (ve Rusya’nın) Soğuk Savaş yıllarında nasıl bir politika izlediği, örtülü yollarla rakibinin sorunlarını nasıl istismar ettiği, bilinmektedir.

5. Bunlar, Çin’in içeriden ve dışarıdan ciddi tehditler ile karşı karşıya olduğuna işaret eder. Bu tehditler, Çin yükselme/güçlenme eğilimi gösterdikçe ciddiyet kazanacaktır. Çin’in güçlenmesinin bu tehditleri anlamsız kılacağı düşünülebilir. Ancak bu, hem gerçekçi olmayacaktır, hem de ortada Sovyetlerin çökmesi örneği vardır.

6. Bu tablo karşısında “merkezden yönetim ilkesine” ağırlık veren bir yönetim anlayış ve uygulaması, Çin için rasyonel bir yöneliş olarak değerlendirilmektedir.

7. Xi Jinping’in Devlet Başkanı koltuğuna oturduğu Mart 2013’ten bu yana yaptıkları, tabanda geniş kabul görmüştür. Halk, kendisine güvenmekte ve saygı duymaktadır. Bu, yapılacak anayasa değişiklikleri üzerinden merkezden yönetimin güçlendirilmesini kolaylaştıracak bir etkendir.

8. Teknolojideki gelişme, merkezden yönetimi kolaylaştırmıştır. Merkezden yönetim, kıt olan kaynakların ülke için daha iyi değerlendirilmesine imkan ve fırsat verir.

Yukarıda sıralanan hususlar ışığında;  Çin’de Xi Jinping’in uzun süre ülkeyi yönetmesine imkân verecek anayasa değişikliklerine gidilmesi, yerinde ve isabetli bulunmaktadır. Çin’in bugününün ve görünür geleceğinin bunu gerektirdiği değerlendirilmektedir.

Bu konunun Batıda tartışılması, hem normal, hem de maksatlıdır. Batıdaki Çin kökenli uzmanlardan gelen açıklamaların objektifliği tartışmaya açıktır. Batıdaki konuya ilişkin olumsuz yaklaşımları (şüphesiz hepsi değil), muhalifler üzerinden Çin’e nüfuz etme, Pekin karşısındaki cepheyi büyütme çabası olarak görmek gerekir.

Gelelim Türkiye’ye…

Çin’deki anayasa değişikliğinin merkezden yönetimi güçlendirme amacına yönelik olmasına bakarak, buradan Türkiye için “partili cumhurbaşkanlığının” ve bunu çıkış noktası alarak merkezden yönetimin daha da güçlendirilmesi gerektiği düşünülebilir. Ancak bunun isabetli bir adım olmayacağı değerlendirilmektedir. Çünkü her şeyden önce, her ülkenin kendine özgü koşulları vardır.

Türkiye’de, Cumhurbaşkanı, olaylara kendisi gibi bakmayan, kendisi gibi düşünmeyen vatandaşları açıkça “dışlamakta” ve karşısına almakta, bunu sıkça ifade etmektedir. Uluslararası ilişkilerde olduğu gibi, içeride de bir güvensizlik söz konusudur. Böyle bir tabloda, Türkiye’de merkezden yönetimin daha da güçlendirilmesi, söz konusu “ayrışmayı” güçlendirecek, kaosa yol açabilecektir.

Çin’de merkezden yönetimin güçlendirilmesi, birleştirici ve gücü besleyici işlevlerini yerine getirebilecektir. Çünkü gücü elinde tutacak olan Devlet Başkanı Xi Jinping, göreve geldiği günden bugüne kadar olan icraatıyla Çin halkının bütününü kucakladığını ortaya koymuştur. Halkı, kendisine güvenmekte, inanmakta ve saygı duymaktadır. Türkiye baktığımızda, daha “partili cumhurbaşkanlığı aşamasında iken yaşananlardan çıkan, merkezden yönetimin güçlendirilmesinin, birleştirici ve güçlendirici değil, ayrıştırıcı ve bu nedenle güçsüzleştirici işlevi ile kendisini belli ettiğidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha çok iktidar partisinin genel başkanı şapkası ile kendisini göstermiş, kullandığı ayrıştırıcı, dışlayıcı ya da ötekileştirici söylem üzerinden Türk halkının bütününü kucaklayıcı olmaktan uzak bir görüntü vermiştir. Onun içindir ki, Türkiye’de merkezden yönetimin daha da güçlendirilmesinin, Türkiye’nin güçlenmesine değil, daha çok güç kaybetmesine hizmet edeceği sonucuna ulaşılabilmektedir.

Türkiye’de “partili cumhurbaşkanlığı” uygulamasına geçildiği Ağustos 2014’ten bu yana Cumhurbaşkanı şapkası ile Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarına ve söylediklerinden; “partili cumhurbaşkanlığına”, adeta partizanlığın önündeki engelleri/sınırları ortadan kaldırma gibi bir işlevin yüklenmiş olduğu algısı edinilmektedir.

Türkiye’de merkezi yönetimin güçlendirilmesine ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Çünkü bugün çok ciddi, yakın ve büyük olarak görülen Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan tehdit, bunu gerektirmektedir. Eğer Türkiye için bugün beka sorunu söz konusu ise, merkezden yönetimin güçlendirilmesi bir zorunluluktur. Ancak “partili cumhurbaşkanlığı” uygulamasında, ilk uygulama olarak Recep Tayyip Erdoğan döneminde ortaya çıkmış (yukarıda belirtilen) algı, bunun önünde engeldir. Çünkü “partili cumhurbaşkanı” olarak Recep Tayyip Erdoğan, bugüne kadarki uygulamaları ve söylemleri ile ayrıştırıcı, dışlayıcı ya da ötekileştirici olmuş; halkı birleştirici ve halkın bütününü kucaklayıcı olamamış; bunlar üzerinden Türkiye, ayrıca güç kaybetmiştir.

Eğer bu görüşe iştirak edilir ve bu görüşten yol çıkılır ise, beka sorunu ile karşı karşıya iken, merkezden yönetimin Türkiye’de daha da güçlendirilmesi, bu sorunun ağırlaşması sonucunu doğurmaz mı?

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 05 Mart 2018

 

 


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.