ÇİN, RUSYA İLE DEĞİL, ABD İLE ORTAK OLMALI!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Rusya ile Çin, geçtiğimiz günlerde, toplam uzunluğu 2.900 km. ve toplam maliyeti 55 milyar dolar olan, Çin’e yılda 38 milyar m³ doğal gaz taşıyacak, “Sibirya’nın Gücü” boru hattı projesini hizmete sokmuştu. Münhasıran bu projeden hareketle, Rusya-Çin ilişkilerinin geçmişine de değinilerek ve bunlar gerekçe gösterilerek, Çin’in Rusya ile değil, ABD ile ortak olması tezinin işlendiği bir yazı[i] ile karşılaşınca, işbu bu çalışma ortaya çıktı.

Yazıda, özetle; tarafların, “Sibirya’nın Gücü” projesini iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirme işareti olarak gördükleri; askeri ve ekonomik ilişkilerini geliştirmede anlaştıkları; iki ülkenin Aralık ayı içinde Hint Okyanusu’nda ortak askeri tatbikat yapacağı belirtiliyor. Tarihsel olaylardan hareketle deniliyor ki; Rusya, hiçbir zaman Çin’in dostu olmadı, Rusya’nın Çin’e sunacağı fazla şey yoktur, “Xi Jinping Çin halkına ihanet ediyor.” Çin’in Rusya ile yakınlaşmasının ABD’yi kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağı, Pekin’in Rusya’ya değil ABD’ye daha çok ihtiyacı olduğu, ABD ile ortak olması gerektiği, Rusya ile yapılacak ticaretin Çin’in ekonomisini canlandırmayacağı belirtiliyor. Rusya’nın Çin’e hiçbir zaman uzun süreli güven, inanç veya dostluk için neden vermediği; eğer şimdi bunlardan birini Rusya’dan bekliyorsa, “Xi Jinping’in çok saf olduğu” ifade ediliyor.

Bu görüşler, şüphesiz, tartışmaya açıktır. Yazı sahibi (yazar), ABD’de yaşamaktadır, Çin kökenlidir. ABD Kongre Kütüphanesi Çin bölümü eski başkanıdır. ABD-Çin Politikalar Vakfı Eş Başkanıdır. Bana göre, yazara ait bu veriler, yazının tartışmaya açık oluşunu ayrıca beslemektedir. Yazarın akademik kimliği (Georgetown Üniversitesi, Profesör), bu kanaatimi değiştirmemektedir.

Uzun vadede Rusya ile Çin’in karşı karşıya geleceği yolundaki öngörümü, bu güne kadar birçok kez yazmıştım. İki ülke arasındaki ilişkilerde görülen mevcut yakınlaşma, bu görüşümü etkilememektedir. Yazılarımın birinde, Rusya ile ABD’nin Çin karşısında biri birilerine ihtiyaçları olduğunu değerlendirdiğimi ifade etmiş, hatta bu bağlamda Rusya-ABD gerginliğinin Çin’i dikkate alan bir “oyun” olabileceğinin zaman zaman aklıma geldiğini de belirtmiştim. Merak edenler, Asya Çalışmaları Merkezi (ASCMER)’nin web sayfasından (www.ascmer.org) bu yazılarıma ulaşabilir.

Konuya ilişkin olarak, ortada olan bazı gerçekler var. Bunlardan en önemlisi, ABD’nin, şu anda Dünyanın en büyük enerji üreticisi olduğu ve enerji zenginliğini istediği gibi değerlendirmesinin ABD’ye yeniden “küresel hegemonik güç” olma imkân ve fırsatını verme potansiyelini içerdiğidir. Çin ise, uluslararası politikada yükseliş içinde ve ABD karşısında yeni bir kutup olarak görülüyor. Aynı zamanda, Dünyanın en büyük enerji tüketicisidir ve enerjide büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Rusya da, Dünyanın önde gelen enerji üreticilerindendir ve enerji, Rusya için ekonomik, askeri ve politik açılardan son derece önemlidir. Böyle bir tablo ışığında kritik soru şu: Rusya ve Çin, ABD’nin enerji zenginliğini değerlendirip, bu değerlendirme üzerinden ekonomik, askeri ve politik açılardan yeniden güçlenmesini, küresel hegemonik güç olmasını ister mi, istemez mi?

Rusya’nın, küresel ısınmanın etkisinde uzakdoğu ve kuzey toprakları giderek her açıdan değer kazanan kocaman bir ülkesi, bu ülkesel kocamanlık ile uyumlu olmayan küçük bir nüfusu vardır. (Bu, Çin karşısında Rusya’nın zayıf yanı olarak görülmektedir.)

Çin’in, yükselişini sürdürmeye, bunu askeri alana yansıtmaya, denizaşırı askeri varlığa, gücünü Dünyaya yansıtmaya, bütün bunları gerçekleştirebilmesi için zamana ve bu zaman içinde de ekonomik büyümesini “istikrar” içinde sürdürmeye ihtiyacı vardır.

ABD ise, ekonomik, askeri ve politik açılardan kendisini toparlayabilmek için, enerji zenginliğini değerlendirmek, yani enerji zenginliğine pazar bulmak, pazar açmak durumundadır. ABD’nin bugün karşısına aldığı ve/veya yakından ilgilendiği ülkelerin/coğrafyaların Washington’un enerjipolitik merkezli yaklaşımını yansıtması bundandır. Çin-ABD ticaret savaşının arkasında, Çin’i, enerji ihtiyacını büyük ölçüde ABD’den karşılamaya zorlama vardır. Çin, buna yanaşmamış; “Sibirya’nın Gücü” boru hattı projesi üzerinden, Rusya’ya yol vermiştir. Bir an için düşünelim; Çin, enerji ihtiyacını ABD üzerinden karşılama tercihini yapmış olsaydı, enerjide ABD’ye bağımlı olsaydı, acaba bunun ekonomik, politik ve askeri açılardan Çin’e ne gibi yansımaları olurdu? Çin, ABD’nin enerji üzerinden (üstelik Pekin’in katkısıyla) yeniden “küresel hegemonik güç” olmasını ister mi? Bu soruların cevabının olumsuz olacağı açıktır. Enerjide Rusya’ya bağımlı olmak da Çin açısından risklidir ancak, Rusya’nın Moskova’dan uzak topraklarının Çin’e yakınlığı ve çekiciliği Pekin’e bu riski dengeleme avantajı sunmaktadır, bunu görmek gerekir.

Ayrıca ekonominin, su gibi olduğunu, ne kadar korumacı ve müdahaleci olunursa olunsun, kendisine bir yol bulduğunu, bulacağını da hatırlamak icap eder. Yani Çin’in Rusya ile yakınlaşmasının ABD ile ticareti ciddi şekilde olumsuz etkileyeceğini düşünmek, gerçekçi ve akılcı gelmemektedir. Ayrıca hem Rusya ile ticaretin Çin ekonomisini canlandırmada fazla etkili olamayacağı görüşünü abartmamak, hem de Rusya ile ticareti üçüncü ülkeler bakımından da görmek gerekir.

Moskova-Pekin ilişkilerindeki yakınlaşma, Çin açısından değil ama, Rusya açısından, uzun vadeli ciddi riskleri ortadan kaldırmayacaktır. Uzun vadede, Rusya-Çin ilişkilerinde tersine bir sürecin “açıkça” görülmesi beklenmektedir. Ve bunun zamanının büyük ölçüde Çin’e bağlı olduğu değerlendirilmektedir.

Rusya-Çin ilişkilerindeki mevcut güçlenmenin, Donald Trump’ın ikinci kez Başkan seçilme şansını zora soktuğu da düşünülmektedir.

Bütün bu belirtilenler karşısında, Xi Jinping için, yazıda “çok saf” ve “Çin halkına ihanet ediyor” ifadelerinin kullanılması, hem havada kalıyor, hem de yazarın subjektifliğinin işareti gibi görünüyor. Pekin’in Rusya’ya ilişkin güncel yaklaşımı, bugünü ve görünür geleceği dikkate alan gerçekçi ve rasyonel bir yaklaşımdır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 10 Aralık 2019.

[i] https://www.scmp.com/comment/opinion/article/3041246/russia-no-friend-china-fact-xis-friendship-putin-betrayal-chinese?utm_medium=email&utm_source=mailchimp&utm_campaign=enlz-scmp_today&utm_content=20191210&MCUID=6453d665d8&MCCampaignID=034418b150&MCAccountID=3775521f5f542047246d9c827&tc=9, 10.12.2019.


BİR HABER IŞIĞINDA TÜRK DIŞ POLİTİKASINA BAKIŞ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü medyada yer alan, iddiaya dayandırılmış bir haber dikkatimi çekti… Yazma ihtiyacı duydum. Uluslararası ilişkiler, salt devlet bağlamında görülemeyecek, çok daha geniş bir alanı kapsayan bir olgudur. “Devlet” bağlamında, uluslararası ilişkiler, çoğu zaman kimin elinin kimin cebinde olduğunu bilmenin zorluk arz ettiği bir alan… Bunun nedeni, uluslararası ilişkilerin

BU ÜLKEDE SİYASET NASIL YAPILIR HALE GELDİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Medyada, CHP Genel Başkan Yarımcısı emekli Büyükelçi Sayın Ünal Çeviköz’ün, bir Amerikan düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştiriler yer alıyor. Eleştiriler, münhasıran Sayın Çeviköz’ün konuşmasında ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Türkiye için demokrasi ve temel hak ve özgürlüklere çok güçlü vurgu yapmasını istemesine yönelik eleştiriler… Eleştirilerde, ne toplantı konusunun

DAĞLIK KARABAĞ ZAFERİ, BAKU VE ANKARA

Prof. Dr. Osmasn Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Dağlık Karabağ’daki çatışmada gelinen noktada, elde edilen zaferle ilgili olarak iki hususa dikkat çekmek isterim.

TÜRKİYE’NİN TERÖRİZMLE MÜCADELESİ NASIL GÖZÜKÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hakkari’de, PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 3 işçi (sivil) hayatını kaybetmiş… Şehit işçilere Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Eli kanlı, bölücü/ayrılıkçı terör örgütünü lanetliyorum. Ancak… AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bugün terörle mücadelede izlediği stratejiyi anlamak mümkün değil. Terörizmle mücadelede, “ara, bul, yok et” şeklinde ifade edilen

İYİ PARTİ’DEKİ GELİŞMELERİN DIŞ POLİTİKAYA DAİR ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi bilmeyen yoktur. Bu karşılıklı bağımlılık, son 30 yılda (Sovyetlerin dağılmasından sonra) dış politikanın iç politika üzerindeki ağırlığının arttığı bir şekle dönüşmüştür. İç politikalar, artık daha çok dış politikalar üzerinden yürütülür olmuştur. Öyle ki, bir taraftan Rusya’nın, Çin’in, hatta İran’ın

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.