ÇİN-RUSYA GÜNCEL İLİŞKİLERİ VE TÜRK DÜNYASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

I. Dünya, yeni bir “çok kutupluluğa” doğru yol alıyor. Çin-Rusya ilişkileri, bu bağlamda son derece önemlidir. Bu önem de, sadece bugün için değil, görünür gelecek için de söz konusudur.

Akla gelen şu sorulara verilecek cevapların, konunun anlaşılmasına hizmet edeceği düşünülmektedir. Soğuk Savaş yıllarının iki kutbundan biri olan Moskova, bugün olmasa bile görünür gelecekte yeniden bir kutup olabilecek midir? ABD’nin kutup olma statüsünü koruduğu ve Çin’in yeni bir kutup olduğu yönündeki algının giderek güçlendiği dikkate alındığında, Rusya’nın “üçüncü kutup” olma şansı var mıdır? ABD’nin Ukrayna krizi üzerinden Rusya’ya yüklenmesini ve Çin’in bu konuda sessiz kalmasını nasıl okumak/anlamak gerekir?

Ve Çin-Rusya ilişkilerine bakarken, niçin ve nasıl bir Türk Dünyası gerçeği ile karşılaşılmaktadır? Türk Dünyasının güncel jeopolitiği neler söylemekte ve Ankara için ne gibi imkanları ve fırsatları bünyesinde barındırmaktadır?II. Pekin-Moskova ilişkileri; 1949 yılında Çin’de Komünist Partinin iş başına gelmesinden ve Mao’nun yönetimi eline almasından sonra, başlangıçta sorunsuz bir görünmüş ve Soğuk Savaş yıllarının iki kutuplu yapısı nedeniyle, Çin’in komünist bir rejime geçmesi Sovyetlere güç vermiştir. Ancak 1960’lı yılların başında, ilişkilerde sorunlar baş göstermeye başlamış; Mao, bir taraftan Sovyetleri devrimden uzaklaşmakla suçlamış, diğer taraftan da devrimi Çin’de canlı tutmak için Kültür Devrimini başlatmıştır. Pekin-Moskova ilişkilerinin gerilemesi, diğer taraftan Pekin-Washington ilişkilerine kapı aralamış; önce 1971 yılında Çin BM’ye üye kabul edilmiş; arkasından Mao henüz hayatta iken, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, Şubat 1972’de, Çin’i ziyaret etmiştir. Nixon’ın bu ziyareti ile başlayan süreç içinde, Ocak 1979’da, Çin ile ABD arasında, büyükelçilik düzeyinde diplomatik ilişki tesis edilmiştir.

1949’da Çin’de yönetimi ele geçiren Mao’nun BM’de muhatap alınmadığı dönemde Sovyetlerin bunu protesto için BM Güvenlik Konseyi toplantılarına bile katılmadığı hatırlanırsa, Çin’in ABD ile diplomatik ilişki tesis etmesi, Sovyetler için birçok açıdan olumsuz bir gelişme olmuştur. Moskova, Çin’i de kendisinin etki alanı içinde tutup Batı karşısındaki duruşunu güçlendirmeyi beklerken, Çin’in Batı ile diyaloga yönelmesi, hem güç kaybına, hem de olumsuz bir psikolojiye yol açmıştır. İlişkiler giderek kötüleşmiştir. Öyle ki, Sovyetlerin 1979’da başlayan Afganistan’ı işgal yıllarında, Wakhan Koridoru üzerinden Çin ile Sovyetleri komşu yapması üzerine, bundan hiç hoşlanmayan Pekin Yönetimi Sovyetler karşısında İslami direnişçilere örtülü destek verme yoluna gitmiştir.

Bugüne bakıldığında, Mao’nun; devrime ihanet etmekle suçladığı Sovyetler Birliği dağılmış, devrimi canlandırmak için Kültür Devrimini başlattığı Çin yeni bir kutup olarak algılanmaya başlamıştır. Çin’de Komünist Parti hala iktidardadır ve Çin’in gösterdiği yükselişin arkasında Komünist Parti vardır.

Çin-Rusya ilişkilerinin bugününe bakılırken ve bugüne ilişkin bir değerlendirme yapılırken, öncelikle yakın tarihe ilişkin bu ve benzeri hususların hatırlanması gerekir.

III. Güncel Çin-Rusya ilişkileri bir madalyon gibidir. Bir yüzünde yakınlaşmaya işaret eden gelişmeler, diğer yüzünde ise bugün ve görünür gelecek itibarıyla rekabete işaret eden gelişmeler ve potansiyel sorun alanları vardır.

a. Çin-Rusya ilişkilerinde yakınlaşma işareti olarak görülebilecek güncel bazı gelişmeler şunlardır:

(i). Çin ve Rusya,  bugüne kadar BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme gelmiş Kuzey Kore ve Suriye ile ilgili karar tasarıları konusunda, genelde ya birlikte veto yetkilerini kullanmışlardır ya da karar taslaklarını sulandırma yoluna gitmişlerdir.

(ii). Çin, Ukrayna ile yakın savunma bağlarına sahip olmasına rağmen, Rusya’nın Ukrayna krizinde attığı adımlar konusunda hem sessiz kalmış hem de bunları kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınmıştır.

(iii). 2013 yılında, Ukrayna krizinin gölgesinde, Rusya’nın Gazprom şirketi ile Çin’in CNPC (China National Petroleum Corporation) şirketi arasında -toplam değerinin 400 milyar usd. olduğu ileri sürülen- bir enerji anlaşması imzalanmıştır.

(iv). Pekin ve Moskova, aralarındaki ticarette Amerikan Dolarını kullanmama konusunda anlaşmışlardır.

(vi) Çin ve Rusya, ABD’nin ve Japonya’nın da içinde yer aldığı Asya-Pasifik Güvenlik Grubunun canlanmış olduğunu dikkate alarak, geçtiğimiz Mayıs (2014) ayı içinde Çin’in Şanghay kentinde gerçekleşen “Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı-AİGK (Conference on Interaction and Confidence Building Measures in Asia-CICA)”da aralarındaki işbirliğini (stratejik ortaklığı) güçlendirmeyi kararlaştırmışlardır.

b. Yakınlaşmaya işaret eden yukarıdaki gelişmelere rağmen, Pekin ile Moskova’nın karşı karşıya geldiğine ya da karşı karşıya gelmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret eden gelişmeler de vardır. Bu yönde işaretleri içeren güncel bazı gelişmeler ve konular da şunlardır:

(i). Kalabalık nüfusu ve giderek artan enerji ihtiyacı nedeniyle, Avrasya coğrafyası ve İpek Yolu Projesi Çin için önemlidir. Bu önem; enerji ihtiyacını “ucuz yoldan karşılayabilmesi”, ucuz hammadde temin edebilmesi ve ürettiğine pazar bulabilmesi bağlamında söz konusudur. Çin’in, kendisi için bu denli önemli Avrasya coğrafyasına ve İpek Yolu Projesine yönelmesinin önünde Moskova vardır. Çünkü Avrasya coğrafyası ve İpek Yolu Projesi, eski Sovyetler Birliği mekânının ve bugünkü Rusya’nın ağırlıklı olarak yer aldığı ve karşılıklı geçişi kontrol ettiği bir coğrafya ve bir projedir. Bu durum, Pekin ile Moskova’nın karşı karşıya gelme potansiyelini beslemektedir.

(ii). Çin’in batıya açılma yolu üzerinde bulunan ve bir kısmı Dünyanın sayılı enerji zenginlerinden olan Orta Asya ülkeleri, bir taraftan Askeri Doktrininde Rusya’nın “arka bahçesi” olarak gördüğü ülkelerdir, diğer taraftan da Çin son dönemde ciddi yakınlaşma içine girdiği ve etkisine açtığı ülkelerdir. Çin’in; son dönemde Kazakistan ile 30 milyar usd. değerinde ve Özbekistan ile 15 milyar usd. değerinde anlaşmalar imzaladığı, keza Türkmenistan ile hem 16 milyar usd. değerinde enerji anlaşması imzaladığı hem de bu ülkeye 8 milyar usd. tutarında kredi desteği sağladığı, önümüzdeki dönemde Tacikistan’a en az bir milyar usd. değerinde yardım sağlamasının beklenildiği ve Kırgızistan ile olan ilişkilerini stratejik ortaklık seviyesine çıkardığı ya bilinmekte ya da ileri sürülmektedir. Çin’in bu denli yakınlaştığı Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan, Rusya’nın kendi nüfuz alanı içinde gördüğü, bir zamanlar Sovyetler Birliğine vücut vermiş Cumhuriyetlerdir.

(iii). Bilindiği üzere, ABD; Çin ile girdiği rekabet bağlamında Asya’nın doğasındaki varlığını artırmış ve gücünü Asya’nın doğusunda bulunan bir kısım “ada ülkelerinde” yoğunlaştırmıştır. ABD Asya’nın doğusuna yerleşirken, Çin de batıya yönelmiştir. Çin’in batıya yönelişi konusunda, çok genel olarak iki teori ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi, en son teknoloji ürünü füze ya da güncel vuruş teknolojisi nedeniyle ABD’nin doğudaki varlığını artırması, Çin’in sahip olduğu “ülke derinliği” avantajını aşındırmıştır. Pekin Yönetimi, batıya yönelerek, yeni koşullarda bir ülkesel derinliğe sahip olma stratejisi peşindedir. İkinci teori de, doğuda artan ABD baskısı karşısında, Çin’in batıya yönelerek Batı’nın Avrupa kanadı üzerinde oluşturacağı baskı üzerinden, dolaylı olarak ABD’nin bu baskısını dengeleme stratejisi izlediğidir. Burada vurgulanmak istenen husus, her iki stratejide de, Çin’in karşısına Rusya’nın çıktığıdır.

(iv). Eğer Ukrayna’nın ve Orta Asya ülkelerinin eski Sovyet coğrafyasına dâhil oldukları ve bugünkü Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasını kendisinin nüfuz alanı olarak gördüğü hatırlanırsa; Çin, Rusya’nın hem “ön” bahçesinde (Ukrayna’da) hem de “arka” bahçesindedir (Orta Asya ülkelerindedir). Şimdi pek dillendirilmese de, Sovyetlerin dağılmasından hemen sonraki yıllarda, Moskova, yabancıların ön ve arka bahçeye girişlerini düşmanca hareket olarak kabul edeceğini ilan etmişti.

(v). Rusya, “ön bahçesi” ve “arka bahçesi” olarak gördüğü ülkeler ile uzun bir geçmişe, ciddi ekonomik ve siyasal bağlara sahiptir. Bu bağları bugün de korumak peşindedir. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Gümrük Birliği, Avrasya Ekonomik Birliği, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, bu koruma düşüncüsünün ürünü olan ve buna aracılık edeceği düşünülen kurumlardır. Çin’in “ön” ve “arka” bahçelerdeki varlığı, Rusya için bu kurumların işlevini aşındırmakta, Rusya’nın bu kurumlar üzerinden elde ettiği duruşu (pozisyonu) zayıflatmakta ve son tahlilde Rusya’nın güç kaybetmesi sonucunu doğurmaktadır.

(vi). Sovyetler döneminden kalma enerji taşıma sistemi (boru hatları), Moskova’nın “ön” ve “arka” bahçe nitelemelerini besleyen önemli faktörlerden biridir. Gerek Ukrayna’da gerekse Orta Asya ülkelerinde kullanılan boru hatları sistemi, Moskova’nın bu ülkeleri kendi etki alanı içinde görmesi nedeniyle, bugüne kadar sorun olmamıştır. Eğer bu ülkeler Moskova’nın etki alanından çıkıp Pekin’in etki alanına girerlerse, kullanılan boru hatlarının, Çin ile Rusya’ya karşı karşıya getirme potansiyeli bulunmaktadır ve bu ihtimal zayıf görünmemektedir. Bu noktada, Kazakistan’ın yüksek kalite petrolünü kendisinin düşük kalite petrolüne karıştırarak orta kalite petrolüne müşteri bulabilen Rusya’nın, Kazakistan’ın Çin’in etki alanına girmesinden ayrıca rahatsızlık duyacağı açıktır. Rusya’nın sadece ekonomisi değil dış politikası ve savunması da enerjiye bağlı olduğu için, boru hatlarının ve enerji üreticisi Orta Asya ülkelerinin Moskova’nın etki alanından çıkıp Pekin’in etki alanına girmesinin, Rusya ile Çin’i karşı karşıya getirme potansiyeli oldukça yüksektir. Bu noktada, Orta Asya ülkelerinden özellikle Kazakistan ve Türkmenistan ile Çin arasındaki yeni boru hatlarının ve enerji konusunda imzalanan anlaşmaların da, yine Rusya’nın enerjide pazar kaybetmesi ve enerji üzerinden elde ettiği avantajın gerilemesi anlamına geleceği görülmelidir.

(vii). Rusya’da çalışan/iş gören vatandaşlarının gönderdiği döviz, Orta Asya ülkeleri için hala önemlidir. Bu ülkelerin Çin ile yakınlaşmaları ve Çin’in etki alanına kaymaları, bu konunun, taraflar arasında bir soruna dönüşmesine yol açabilir.

Aranılırsa veya üzerine eğilinirse, hiç şüphesiz Çin-Rusya ilişkilerini olumsuz olarak etkileme potansiyelini içeren daha başka hususlar (konular) da bulunabilecektir.

c. Bu veriler, Rusya için, süper güç olma ihtimalinin çok zayıf olduğu anlamına gelmektedir. Rusya, mevcut haliyle, ya ABD karşısında Çin’in duruşunu güçlendirmeye ya da Çin karşısında ABD’nin duruşunu güçlendirmeye yönelik bir işleve aracılık edebilir. Ve bunların her ikisinde de Rusya’nın süper güç olma ihtimali çok zayıftır. Rusya, bu haliyle, ABD’ye karşı Çin’i, Çin’e karşı da ABD’yi kullanabilme avantajına sahip ciddi bir bölgesel güç olarak algılanmaktadır. Bugün itibarıyla, büyük ve zengin topraklarını muhafaza edebilmesi, Rusya için en öncelikli sorundur. Ve Çin’in ve ABD’nin her ikisini de biri birine karşı kullanabilmesi, büyük ve zengin topraklarını korumada en büyük avantajıdır. Ancak ABD’nin ve Çin’in Rusya konusunda örtülü bir anlaşmaya gitmesi, Rusya’yı bu avantajdan da yoksun bırakabilecektir.

Batı (özellikle ABD) için en ciddi risklerden biri, batıya yönelen Çin’in karşısına çıkan Rusya ile Batı’ya karşı işbirliğine gitmesidir. Çin-Rusya işbirliğinin önünde ciddi engeller bulunmakla ve bunların bir kısmına yukarıda yer verilmekle birlikte, bu durum, tamamıyla yok varsayılabilecek bir ihtimal değildir. ABD’nin Ukrayna krizi üzerinden Rusya’ya yüklenmesinin arkasında, bu ihtimale bağlı endişenin de bulunduğu değerlendirilmektedir.

Rusya, Orta Asya ülkelerini kendi yörüngesinde tutmaya önem ve öncelik verecektir. Şimdilik, kaynakları buna elverişli/yeter gözükse de; Çin’in ekonomik gücü, cazibesi ve avantajları nedeniyle, bu elverişlilik/yeterlik orta ve uzun vadede anlamlı olmaktan çıkabilecektir.

Almanya ile birlikte AB yeni bir canlanma içine girmiş ve bu canlanma Ukrayna krizinde ifadesini bulmuş gözükmektedir. Bu husus da dikkate alındığında; Rusya, arkasında ABD’nin yer aldığı AB ile Çin arasında sıkışmış bir görüntü vermektedir. Batı ile Çin arasında sıkışmış bir Rusya görüntüsü vardır. Ukrayna krizindeki pozisyonu, Suriye krizine ilişkin angajmanı, Rusya’yı IŞİD ile mücadeleye dâhil etme girişimleri, artan askeri harcamaları ve düşen petrol fiyatları hatırlandığında, Rusya’nın hareket kabiliyetinin giderek gerilediği akla gelmektedir.

Rusya’nın bu durumu, Moskova’yı Çin’in ve ABD’nin etkisine açtığı/açacağı varsayımına yol açmaktadır.

Daha önce, çeşitli vesileler ile, çeşitli kereler yazıldığı üzere; Rusya’nın büyük ülkesi, küresel ısınmanın da etkisinde, dikkatleri üzerine çekmektedir. Arktik Okyanusunun deniz yatağının altında bulunan zengin petrol ve doğal gaz yatakları, bu Okyanusunun kıyılarında en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak Rusya’yı öne çıkarmıştır. Rusya’nın Sibirya ve Uzakdoğu toprakları, daha kullanılabilir hale gelmiştir ve bu durum, bu toprakların yer altı ve yer üstü zenginliğine olan ilgiyi artırmıştır. Ayrıca küresel ısınmanın etkisinde giderek daha çok kullanılabilecek “kuzey deniz ticaret yolunun”, Rusya’nın Arktik Okyanusu kıyıları üzerinden işleyeceğini de yine bu bağlamda dikkate almak gerekir. Küresel ekonomik krizin yaşandığı mevcut koşullarda; Rusya, bu özellikleri ile, bu krizin aşılmasına aracılık etme potansiyelini içermektedir. Bu da, hem Washington ile Pekin’in Rusya konusunda ortak hareket etmede anlaşabileceklerine, hem de Rusya’nın yeniden süper güç olma ihtimalinin oldukça zayıf olduğuna işaret etmektedir.

Sovyetler dönemindeki Pekin-Moskova ilişkilerinin, Çin-Rusya güncel ilişkilerini “gölgelemesi” kaçınılmaz görülmektedir. Rusya’nın yeniden süper güç olması, Çin’in hareket alanını daraltacaktır. Bunun, Çin’in Rusya’ya ilişkin politikasında önemli bir unsur olacağı değerlendirilmektedir.

Rusya’ya ilişkin olarak belirtilenler, biraz Osmanlı İmparatorluğunun gerileme dönemini çağrıştırmaktadır. Çağrışım yoluyla akla, “hasta Rusya…” ya da “iyileşme ihtimali çok zayıf bir hastalık sürecine girmiş Rusya…” ifadeleri geliyor.

IV. Temelde Çin-Rusya ilişkilerini konu edinen bu çalışmanın hazırlık aşaması ya da “fikri mayalanma” dönemi, dolaylı olarak Türk Dünyası gerçeğini adeta “göze sokmuştur.”

Bilinler hatırlayacaktır; Türkler, Orta Asya’daki efsanevi anayurtları Ergenekon’dan çıktıktan sonra, Asya’nın her tarafına göç etmişlerdir. Bugünkü Yakutistan, Batı Sibirya, Hazar Denizi’nin dört bir etrafı, Karadeniz’in kuzeyi ve güneyi, Anadolu Yarımadası, Kafkasya, Avrupa içleri, Mezopotamya, Mısır, bugünkü Afganistan, Pakistan ve Hindistan, yine bugünkü Çin’in batı, kuzey ve doğu bölgeleri Türklerin değişik tarihlerde yaşam alanı olarak seçtikleri, halen yaşadıkları, iz/eser bıraktıkları yerlerdir. Bugün Türk Dünyası bağlamında Asya’ya yaklaşılır ve bazı eserlerin üzerlerindeki toprak/kül üflenirse, Asya’daki Türk varlığı daha geniş olarak ortaya çıkacaktır.

Rusya’nın kendi yörüngesinde tutmaya çalıştığı ve Çin’in yakınlaşmak istediği Orta Asya ülkeleri, aynı zamanda, (Tacikistan hariç) “Türk Cumhuriyetleri” olarak anılan ülkelerdir. Türkiye, etnik ve dinsel kimliği ile, sadece Türk Cumhuriyetleri ile değil, Afganistan ve Pakistan ile de yakındır. Hindistan’daki Türk varlığı yeni yeni fark edilmektedir.  Farklı yaklaşımlara (bakış açılarına) rağmen, Moğolistan’ın Türk Dünyasındaki yeri özeldir. Rusya’nın Sibirya ve Uzakdoğu topraklarında ciddi miktarda Türk nüfus yaşamaktadır. Keşmir ve Doğu Türkistan, yüzlerini Türkiye’ye dönmüş Türk ve Müslüman insanların yaşadığı yerlerdir. Bu sayılanlar, hem Türk Dünyasının oluşumuna bir şekilde katılan unsurlardır, hem de güncel Çin-Rusya ilişkilerinde ve dolayısıyla yeni Dünya düzeninin oluşumu bağlamında adları geçen (bir şekilde etki sahibi olan) unsurlardır.

ABD-Çin ve Çin-Rusya güncel ilişkileri, Asya’yı uluslararası politikada yeniden mücadele/rekabet alanı haline getirmiştir. Çin-Rusya ilişkileri dolaylı olarak yeni Dünya düzeninin oluşumu ile ilgili olduğu için, Asya, yeni Dünya düzeni ile de ilgilidir. Bir bakıma, yeni Dünya düzeninin Asya üzerinden şekillendiğini söylemek mümkündür. Bu koşullar; Asya’ya yayılmış, Asya’nın kritik/değerli coğrafyalarını ya ellerinde bulunduran ya da etki alanı içinde tutan Türkleri, hem güncel Çin-Rusya ilişkileri ile, hem de yeni Dünya düzeninin oluşumu ile ilişkilendirmektedir.

Güncel uluslararası politikaya ilişkin olarak yukarıda daha önce belirtilenler nedeniyle; maddi ve moral izleri/eserleri ile gözler önüne serilecek Türk Dünyası, Washington’un, Pekin’in ve Moskova’nın görmezden gelemeyecekleri bir siyasal olgu durumundadır. Türk Dünyası, aralarındaki rekabette ya da mevcut konumlarını korumada, bu ülkelere avantaj sağlama potansiyeline sahiptir. ABD’nin Çin ile yürüttüğü rekabette Türk Dünyasına ihtiyacı vardır. Çin’in ABD karşısında mesafe alması ve uluslararası politikada kutuplardan biri olma hedefine ulaşması, Türk Dünyası ile iyi ilişkiler içinde bulunmasına bağlıdır. Keza Rusya’nın ülkesel bütünlüğünü koruması ve ülkesel ömrünü uzatabilmesi için Türk Dünyasına ihtiyacı vardır.

(i) Çin-Rusya güncel ilişkilerine bakıldığında Türk Dünyası ile karşılaşılması ve Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu koşullar, (ii) Sovyetlerin yıkılma/dağılma sürecinde Türkiye’nin PKK terör örgütü ile karşılaşmasını akla getirmektedir. Sovyetlerin dağılma sürecine girdiği o yıllarda, Türkiye tarihi değeri yüksek fırsatlar ile karşı karşıya kalmış, PKK terör örgütünün ortaya çıkışı Türkiye’nin bu fırsattan yararlanmasını engellemiş, bu fırsatı değerlendirmesini önlemiştir.

Türkiye’nin bugünkü durumu, “az veya çok” o dönemi çağrıştırmaktadır. (i) ABD-Çin rekabeti Asya’ya yönelişe yol açmış, uluslararası politikada Asya öne çıkmıştır. (ii) Bu yöneliş ve öne çıkış, Asya’daki mücadeleyi etkileme potansiyeline sahip Türklerin Asya’daki varlığını öne çıkarmış ve ona değer katmıştır. (iii) Orta Doğu’daki ateşin Türkiye’nin hemen yanı başına kayması (Türkiye’nin güney komşuları Suriye’nin ve Irak’ın sıcak çatışma alanlarına dönüşmesi); Ankara’nın, Asya’da öne çıkan Türk Dünyası gerçeğini siyasal bir olgu olarak değerlendirmesine ve ortaya çıkan fırsatı kullanmasına imkan vermemiştir.

Türkiye için vakit geçmiş ya da Türkiye geç kalmış değildir.

Uluslararası politikaya ilişkin koşullar, Türk Dünyası gerçeğinin artık duygusallıktan ve hamasetten uzak, siyasal bir gerçeklik olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Türk Dünyası, Türk Diplomasisinin elini kuvvetlendirecek, ona geniş bir coğrafyada hareket etme imkânı sağlayacak ve mücadele/pazarlık gücünü artırabilecek bir olgudur.

Mevcut Ankara Yönetimi sırtını Türk Dünyasına dönmüş gözükse ya da öyle kabul edilse de, sınırlı kaynaklarla yönetim gerçeği ve bunun yol açtığı baskı, -erken ya da geç- Ankara’nın Türk Dünyasının güncel jeopolitiğine ilgi duymasına ve sunduğu avantajı değerlendirmek istemesine neden olacağı düşünülmektedir.

Ankara Yönetiminin iç politikadaki duruşuna bakılarak, bunu mümkün olamayacağı ileri sürülebilir. Ancak Ankara ile yakın ilişki içinde olan aktörlerin de Ankara’nın Türk Dünyası avantajından yararlanmak isteyebileceği ve Ankara’yı bu yaklaşıma itebileceği ihtimalini de unutmamak gerekir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 07 Ekim 2014


ABD’NİN İRAN YAPTIRIMLARINI SORGULAMA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas İran’ı ziyaret ederken, bu ziyaret ile eş zamanlı olarak İran’dan bir açıklama ve bir eylem geliyor[i]. Açıklama, bir uyarı. İran; Avrupa’ya, bağları normalleştirme, ekonomik ilişkileri normale dönmesini sağlama uyarısı geliyor. Eylem de; İran, aynı anda altı hedefi izleyebildiği ve savaş uçaklarını, bombardıman uçaklarını, droneleri ve

MEKKE’DEKİ İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT) ZİRVESİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suudi Arabistan Kralı Salman’ın daveti üzerine, Mekke’de İslam İşbirliği Teşkilatı İİT) olağanüstü liderler zirvesi gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu zirveye katılmaması haber yapılmış[i]… Zirvede, Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu temsil etmiş. Bilindiği üzere, Türkiye, 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen İİT 13. Zirvesi ile, İİT Zirve Dönem Başkanlığını üstlenmişti. Dışişleri Bakanlığı’nın web

TÜRK MEDYASINDA BUNLAR KONUŞULUYOR MU?

ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir sonraki gün de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüş… (Bu yazıda, tarih hatası nedeniyle, güncelleme yapılmıştır.)

HAKURK OPERASYONU: GÜNCEL DIŞ POLİTİKADA SORU İŞARETLERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Sözcü Gazetesi’nin 29 Mayıs 2019 tarihli nüshasının 15. sayfasında, deneyimli ve özellikle savunma/güvenlik konularında oldukça geniş bir çevreye sahip gazeteci Saygı Öztürk; Irak’ın kuzeyindeki 7 bin 903 PKK terör örgütü militanının, ABD’nin verdiği yeni silahlarla, Türkiye’ye sızmak için Hakurk bölgesinde toplandıkları bilgisinin edinilmesi üzerine, Türkiye’nin “büyük gizlilik içinde, iki komando

ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin Halk Kurtuluş Ordusu Askeri Bilimler Akademisi araştırma görevlisi, Çin-Amerikan Savunma İlişkileri Merkezi Direktörü, Kıdemli Albay Zhao Xiaozhuo; Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies-IISS)’nün düzenlediği, 30 Mayıs 2019 Cuma günü Singapur’da başlayacak, Asya-Pasifik güvenliğine dair Shangri-La Diyalogu 18. Toplantısı münasebetiyle hazırladığı makalesinde Trump Yönetiminin Hint-Pasifik Stratejisinin üç

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.