ÇİN ORTA DOĞU’DA “SAHAYA İNMEYE” HAZIRLANIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Cibuti, Afrika’nın doğusunda yer alan, oldukça küçük bir ülkedir. Karadan Eritre, Somali ve Etiyopya’ya komşudur. Kızıldeniz’de ve Aden Körfezi’nde kıyılara sahiptir. Nüfusu bir milyonun altında olan, Fransızca ve Arapça dillerinin konuşulduğu, 23,2 bin km² büyüklüğündeki bu küçük Doğu Afrika ülkesi, Babül Mendep Boğazı’nı kontrol eder ve bu boğazda, Yemen ve bir bütün olarak Arap Yarımadası ile karşı karşıyadır. Jeopolitiği son derece önemlidir. Akdeniz’i Doğu Afrika’ya ve Hint Okyanusu’na bağlayan deniz ulaşım güzergâhı üzerinde “kritik” önemi haiz bir konuma sahiptir. Dünya dış ticaretinin yarısından fazlasının deniz yoluyla gerçekleştiği ve bu ticarette bu güzergâhın ağırlıklı bir yere sahip olduğu hatırlanırsa, Cibuti’nin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Yine Cibuti’ye bakarken, Orta Doğu’daki enerji üretim merkezlerini ve bu merkezlere bağlı enerji ulaşım güzergahları ile, Arap Yarımadasına (ve Orta Doğu’ya) nüfuz imkanı veren konumunu da görmek gerekir.

Cibuti, ülkesi küçük olmasına rağmen, çok sayıda devletin askeri üssüne ev sahipliği yapmaktadır.

ABD, Japonya, Fransa, İtalya, yıllık kira ücreti ödemek suretiyle, Cibuti’de askeri üsse sahip olan ülkelerdir. Bu ülkeler içinde en çok kira ödeyeni ve bu ülkede “şimdilik” en çok asker (yaklaşık dört bin) bulunduranı ABD’dir. Cibuti’deki askeri üslerinde, yaklaşık olarak, Japonya’nın 600, Fransa’nın 900, İtalya’nın da 90 personel bulundurduğu ileri sürülmektedir. Türkiye’nin de, Cibuti’de, münhasıran askeri olmayacak, ciddi bir üs kurma çabası içinde olduğu; keza Suudi Arabistan’ın da, Yemen’deki iç savaşın etkisinde (bu savaştaki pozisyonunu güçlendirmek amacıyla) Cibuti’de üs kurmak istediği de bilinmektedir.

Çin’in dış politika anlayış ve uygulaması Batıdan farklıdır ve bugün itibarıyla münhasıran ekonomik ve siyasal boyutu ile kendisini göstermektedir. Ancak uluslararası politikada yeni bir kutup olarak algılanmaya başlamasının getirdiği riskler ve yüklediği sorumluluk, Çin’i, her gün biraz daha askeri gücünü geliştirmeye ve kullanmaya (sahaya sürmeye) itmiştir. Çin’in Cibuti’de askeri üs bulunduran ülkeler arasında yer alması, bu bağlamda görülebilir. Cibuti’deki üs, Çin’in ilk deniz aşırı askeri üssü olma özelliğini taşımaktadır. Üste 10 bin Çin askerinin görev yapmasının öngörüldüğü ileri sürülmüştür. Çin’in Cibuti’de askeri bir üsse sahip olma çabası, bugünlerde ortaya çıkmış bir çaba değildir. Kamuoyuna yansıdığı tarih itibarıyla, üç-dört yıl öncesine dayanır. Üç-dört yıl önce başlayan bu süreç içinde, Çin’in, hâlihazırda üste alt yapı çalışmalarını sürdürdüğü ve bu çalışmaların tamamlanmak üzere olduğu belirtilmektedir.

Dikkat çekici olan, Çin’in, Cibuti’deki askeri üste altyapı çalışmaları henüz tamamlanmamış iken, Cibuti’deki karışıklıklardan algıladığı tehdidi ve bölgedeki korsanlığı/deniz haydutluğunu öne çıkararak, geçtiğimiz hafta bu üste bir askeri tatbikatı gerçekleştirmiş olmasıdır.[i] Pekin, üsteki alt yapı çalışmalarının tamamlanmasını beklemeden, Cibuti’de askeri tatbikat yapma ihtiyacı duymuştur. Bu, Çin’in bilinen dış politika anlayış ve uygulaması ve bölgedeki mevcut durum ışığında, dikkat çekici bulunmuştur. Tatbikatın yeri (üssün durumu+bölge) ve zamanlaması nedeniyle, Çin’in Orta Doğu’da bir an önce sahaya inmek istediği algısı edinilmiştir. Çünkü Orta Doğu, Çin için önemlidir ve Erbil’in bağımsızlık referandumu ile birlikte bölgede ortaya çıkan durum, Çin’in, bu önemli coğrafyada “mevzi” kaybedebileceği endişesi taşıdığına işaret etmiştir.

Orta Doğu, Çin için oldukça önemlidir. Çünkü Çin’in doğudan Afrika’ya girişini kontrol eder. Dış ticareti ağırlıklı olarak Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu güzergâhı üzerinden gerçekleştiği için, Çin’in bu güzergâhı kontrol etmeye ve güvenliğini sağlamaya ihtiyacı vardır. Orta Doğu, Çin’in enerji ihtiyacını karşılamasında da önemli bir coğrafyadır. Eğer Çin’in “militan İslami aşırıcılık” tehdidi ile karşı karşıya bulunduğu ve bu tehdidin Orta Doğu “mahreçli” olduğu hatırlanırsa, Orta Doğu bu tehdit ile mücadele açısından da Çin için önemlidir. Keza bölge ile olan yakın bağları nedeniyle Orta Doğu’nun Avrupa’ya nüfuz imkânı vermesinin de Çin’e çekici geldiği tahmin edilmektedir.

Çin için bu denli önem arz eden bu bölgede, Suriye’deki ciddi askeri varlığı üzerinden Rusya vardır. ABD ise, Kürtler üzerinden bölgedeki varlığını ve nüfuzunu daha ileri bir noktaya taşıma fırsatı ile karşı karşıyadır. Eğer (i) bölgenin Çin taşıdığı değer, (ii) bugün biri birlerine yakın bir görüntü verseler de orta ve uzun vadede Çin’in Rusya ile karşı karşıya geleceğinin tahmin edildiği, (iii) Çin’in bugün ABD ile rekabet içinde olduğu ve ABD’nin Çin’i çevrelemeyi öngören bir politika izlediği dikkate alınırsa; kendisi için son derece önemli olan bu bölgede Çin’in Rusya’ya ve ABD’ye benzer bir varlığa sahip olmaması, sahada gözükmemesi, bir “zayıflık” işareti olmaktadır. Cibuti’deki askeri üs ve bu üste geçtiğimiz hafta icra elden tatbikat, Çin’in bu zayıflığın farkında olduğu ve bir an önce telafi etmek istediği anlamına gelmektedir.

Esasen Çin’in, son dönemde Donanmasının uzak denizlerde görevler icra etmesini öngören bir politika ve strateji anlayışını dışa vurduğu ve bu bağlamda, nitelik ve nicelik olarak Donamasını güçlendirmeye eğildiği düşünülür ise; Cibuti’de denizaşırı bir askeri üsse sahip olması, bu politika/strateji/taktik bağlamında görülebilecek bir durumdur. “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin bir parçası olan “Deniz İpek Yolu”, Donanmanın uzak denizlerde görevler icra edebilme imkân ve kabiliyetine sahip olması ve Cibuti’deki askeri üs, biri birlerini tamamlayan hususlardır. Bunların hepsi, “Bir kuşak, Bir Yol” projesinin içeriğine dahil olan hususlardır. Çin’in ana karasından başlayıp Malakka Boğazı üzerinden, Sri Lanka’da Çin’e kiralanan limana ve oradan da Afrika’nın doğu kıyısında Cibuti’den yer kiralanarak inşa edilmekte olan askeri üsse uzanan hat, bir bütün olarak dikkate alındığında; bir taraftan Çin’in, (i) Orta Doğu’nun kendisi için arz ettiği önemin farkında olduğu, (ii) Orta Doğu’da varlık göstermek (bulundurmak) istediği, (iii) Orta Doğu’daki varlığını güvenilir bir zeminde idame ettirmek istediği; diğer taraftan da, Orta Doğu’nun “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinde önemli bir yerinin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Cibuti’deki askeri tatbikatın, yukarıda belirtilenler ışığında ve Erbil merkezli bağımsızlık referandumunun etkisinde, hem askeri unsurları bölgenin hava/iklim ve coğrafya koşullarına (sahaya) hazırlamayı öngördüğü, hem de Çin’in bölgede bir an önce sahaya inme isteğine işaret ettiği değerlendirmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki döneme bakılırsa, süper güçler arasındaki rekabetin, çoğunlukla üçüncü devletlerin ülkesinde cereyan ettiği görülür. ABD ve Rusya için, hem dün, hem de bugün söz konusu olan bu durum, Çin için de söz konusudur.  Çin’in, “ABD çevrelemesini” kırmak ve Rusya karşısında Asya’da hareket serbestisini artırmak için de, Orta Doğu’ya ihtiyacı vardır. “Bileşik kaplar” örneğinde olduğu gibi, ABD’nin ve Rusya’nın Orta Doğu’ya daha fazla ilgi ve kaynak tahsis etmek durumunda kalması, Çin’i ana karasında rahatlatacaktır. Aynı şey, Çin için, Japonya karşısında da söz konusudur. Japonya, yapılan bazı değişikliklere rağmen, mevcut anayasası gereği, hala askerlerini yurt dışı görevlere göndermekte zorlanan bir ülke olmasına rağmen, ilginçtir, Cibuti’de askeri üs sahibidir. Bu arada, 1960’lı yılların ikinci yarısı ile 1970’li yıllarda Orta Doğu’da “Japon Kızıl Tugayları” isimli bir terör örgütünün varlığı da hatıra gelmektedir ki; her iki durum da, uluslararası ilişkilerin doğasından kaynaklanan; uluslararası ilişkiler bağlamında, varlığı ya da çıkarları koruma ve sürdürme için, “ileriden” yapılmış, “önleyici” ya da “yönlendirici” olarak nitelenebilecek, “saldırı” ya da “savunma” olarak görülebilecek hususlardır.

Sonuç olarak, Cibuti’deki askeri üssün Çin’in Orta Doğu’ya olan ilgisinin ve bu üste geçen hafta yaptığı askeri tatbikatın da bölgede sahaya inmeye hazırlandığının bir işareti olduğu değerlendirilmektedir. Bölgedeki ileri derecede “yıpranmış”, ciddi bir “yorgunluk” içindeki mevcut ilişkiler nedeniyle, Çin’in Orta Doğu’da sahaya inmesi bölgesel dengeleri derinden etkileme potansiyelini içermektedir. Erbil merkezli bağımsızlık referandumu, bu potansiyeli güçlendirmiş ve sahaya inişi hızlandırmış gözükmektedir diye düşünülmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 26 Eylül 2017.

[i] http://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2112780/live-fire-show-force-troops-chinas-first-overseas?utm_source=edm&utm_medium=edm&utm_content=20170926&utm_campaign=scmp_today&emarsys=1&sc_src=email_2026953&sc_llid=41712&sc_lid=145947905&sc_uid=Qc2KmijIx5, 26.9.2017.

 


Şİİ MİLİSLER İRAN’A NİYE DÖNÜYOR OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk World Politics Review (WPR)’de yer alan kısa bir analizde[i], İran destekli Şii milislerin Suriye’den geri dönüşlerinin ABD’nin stratejisini nasıl etkilediği ele alınmıştır. Analizde ağırlıklı olarak, Suriye’den dönen Afgan Hazara’lardan oluşan Şii milisler üzerinde durulmuştur. Ancak İran’a geri dönüşlerin, sadece bunlarla sınırlı olmadığı; Irak’tan, Suriye’den ve Lübnan’dan da Şii milis dönüşleri

BİR SEÇİM BAŞARISI İÇİN GÖNDERİLEN TEBRİK MESAJININ ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hindistan’da seçim sona erdi. Başbakan Narendra Modi ve partisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) Parlamentodaki konumlarını güçlendirmiş olarak seçimden çıktılar. Pakistan Başbakanı İmran Han, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye tebrik mesajı gönderiyor[i]: “Güney Asya’da barış, ilerleme ve refah yolunda birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum.” Cevap olumlu oluyor.

İRAN KONUSU ABD’DE DEVLETİN ZİRVESİNİ KARIŞTIRMIŞ GÖZÜKÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran ile gerginlik, ABD’de devletin tepesinde ciddi tartışmalara ve iddialara yol açmış gözüküyor. Temsilciler Meclisi’nde, Başkan Trump’ın savaş kararı alma yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin sadece Kongre’ye ait olduğu; ancak, eğer Başkan Trump “görevden alınma” konusunda köşeye sıkışırsa, bir oldu-bitti ile ABD’yi İran ile savaşa sürükleyebileceği ileri sürülüyor. Temsilciler Meclisi üyelerince

ABD İLE İRAN ARASINDA SICAK ÇATIŞMA İHTİMALİ VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, daha yeni ifade etmiş; yaşananlara rağmen, ABD ile İran arasında çatışma olmayacağı görüşündeyim demiş. Bu ifade, elbette ki, değerlidir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de, İran’ın “mantıklı” olduğu ve iyi bir “müzakereci” olduğunu açıklamış.  Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi’de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu kabul etmesi

GÜNCEL İRAN-ABD İLİŞKİLERİ SORGULANMAYA MUHTAÇTIR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçtiğimiz Cumartesi (11 Mayıs 2019) günü, İran’ın resmi haber ajansı IRNA üzerinden, İran’daki siyasal muhaliflere seslenmiş; ülkenin 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşından daha olumsuz koşullar altında bulunduğuna işaret ederek birlik çağrısında bulunmuş ve İran’ın “benzeri görülmemiş” bir ABD baskısı ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmiştir[i]. Ruhani;

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.