ÇİN, MONREO DOKTRİNİ’İNİ BOŞA ÇIKARIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Çin’in, son 10 yıl içinde, uzay diplomasisi üzerinden Latin Amerika ülkelerine açılımı öngören bir politika izlediği, bu nedenle gelecekte Latin Amerika siyasetinde Çin etkisinin ortaya çıkacağı ve bu durumun ABD’nin Monroe Doktrini’ni boşa çıkarma anlamına gelebileceği ifade ediliyor[i].

Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nun Aralık 1823’te Kongre’ye yolladığı, ABD’nin Amerika Kıtası’nda hâkimiyetini ve Avrupa’nın Amerika Kıtası’ndan uzaklaştırılmasını öngören mesajından ibarettir. Amerika Kıtası’nı bir bütün olarak ABD’nin ekonomik ve siyasal nüfuz alanı olarak gören söz konusu mesaj, daha sonra Monroe Doktrini olarak anılmaya başlanmıştır. Başlangıçta “Amerika, Amerikalılarındır” olarak ortaya çıkan bu yaklaşım, daha sonra ABD’nin uluslararası politikada geldiği noktaya bağlı olarak,  “Amerika, ABD’nindir” şekline dönüşmüş ve bugüne kadar gelmiştir.

Çin’in şimdi Latin Amerika ülkelerine açılması, ABD’nin bu doktrinini boşa çıkarma potansiyelini içermektedir. Eğer Başkan Trump ile öne çıkan ABD-Avrupa ayrışmasından ve sömürgeci Avrupa ülkelerinin Latin Amerika ile olan bağlarından yola çıkılır ise;  Avrupa’nın da Latin Amerika konusunda Çin’i izleyebileceği düşünülebilir. Bu, Monroe Doktrinin tamamıyla anlamını yitirebileceği ihtimaline işaret eden bir durum olacaktır. Latin Amerika’da “meydanı Çin’e bırakmama” gerekçesi, Avrupa ülkelerinin bu coğrafyaya dönüşlerinin (ABD’nin de itiraz edemeyeceği) makul gerekçesi olabilir.

Peki, Çin, Latin Amerika’da ne yapıyor ki, Monroe Doktrini’nin boşa çıkacağı algısı ortaya çıkıyor?

Çin, Güney Amerika’nın en güney ucunu teşkil eden “Patagonya”da, 50 milyon dolar harcayarak, burada uydu yer istasyonu kurmuş ve “gizemli” bulunan bu istasyon ile uzaydaki uyduları izlediği ifade ediliyor. Dünya’nın en büyük lityum rezervlerine sahip ülkesi olan Bolivya ile uydu anlaşması imzalamış. Lityumun hava/uzay araçlarında kullanılan bir element olması ve izlediği uzay diplomasisi, Çin’in Bolivya ile imzaladığı anlaşmayı ayrıca önemli kılıyor. Venezuela’nın Çin yapımı VRSS-1 ve VRSS-2 uydularını kullandığı ve Çin’in bu ülkede uydu yer istasyonuna sahip olduğu ifade ediliyor. Çin’in Venezuela ile olan ilişkilerine bakarken, Pekin’in aldığı petrol için bu ülkeye ödediği parayı uzayın kullanımına dair araçları ve hizmetleri satarak geri aldığını ve bunun da iki ülke arasındaki ilişkilerin “güçlü” olduğu anlamına geldiğini görmek gerekir. Venezuela Hükümeti’nin, Çin’in Venezuela üzerinden sahip olduğu uzayı kullanmaya dair imkâna ve yeteneğe tam olarak vakıf olamayabileceğinin ileri sürülmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne kadar güçlü-yakın olduğuna işaret eden bir durum olarak değerlendirilmektedir.

Ancak Çin’in Latin Amerika’daki varlığı, sadece yukarıda belirtilenler ile sınırlı değildir. Çin’in Latin Amerika’daki varlığına ve Çin-Latin Amerika ilişkilerine bakarken, CELAC (Community of Latin American and Caribbean States-Latin Amerika ve Karayip Devletler Topluluğu)’ı özellikle hatırlamak gerekir.  CELAC, uzun süren hazırlık çalışmaları sonrasında, Aralık 2011’de kurulmuştur. Karayipler’de ve Latin Amerika’da iİrili ufaklı 33 bağımsız ülkeyi ve toplamda 700 milyon civarında bir nüfusu içeren CELAC’ın kuruluşu, Çin’in uluslararası politikada yıldızının parlamaya başladığı bir zamana denk gelmiştir. CELAC’ın kuruluşuna vücut veren belge (Karakas Belgesi), Çin ile çok yakın ilişkilere sahip Venezuela’nın başkenti Karakas’ta imzalanmıştır. Bunlar, CELAC üzerinden, dolaylı olarak, Çin’in Latin Amerika’daki nüfuzuna işaret eden hususlar olarak görülmektedir. CELAC üyesi ülkeler, aralarındaki entegrasyonu derinleştirmek ve ABD’nin OAS (Organization of American States-Amerikan Devletleri Örgütü) üzerinden tesis ettiği nüfuzunu azaltmak (OAS’a bir alternatif oluşturmak) için hareket etmişlerdir. Takip edilebildiği kadarıyla, CELAC, 2015 yılından itibaren Çin ile yıllık periyodik toplantılar gerçekleştirmektedir. Çin, 2015 yılındaki ilk toplantıda, Latin Amerika’da alt yapı yatırımlarına gitmeyi ve Latin Amerika hükümetlerinin finans ihtiyaçlarını ABD’li finans kurumlarına göre daha uygun koşullarla karşılamayı öngörmüş ve gelecek 10 yıl içinde, Latin Amerika’ya en az 250 milyar dolar tutarında yatırım yapma sözü vermiştir. Bu gelişmeler bağlamda, Çin’in Brezilya’nın Atlantik Okyanusu kıyılarını Peru’nun Pasifik Okyanusu kıyılarına bağlayacak demiryolu projesi gündeme gelmiş; Çin, ayrıca Panama Kanalı’na alternatif olacak, Karayip Denizi’ni Pasifik Okyanusu’na bağlayacak “Nikaragua Kanalı” ile de ilişkilendirilmiştir.

Keza Çin’in Latin Amerika’daki varlığına ve Latin Amerika ülkeleri ile olan ilişkilerine bakarken, ayrıca şunu da görmek gerekir. Latin Amerika, Monroe Doktrinine kadar gelen dönemde, “sömürgeci” Avrupa ülkelerinin (özellikle İspanya’nın, Portekiz’in, Hollanda’nın, Fransa’nın ve İngiltere’nin) koloni yönetimlerine sahne olmuştur. Arkasından, ABD’nin Latin Amerika üzerinde tesis ettiği hegemonya gelmiştir. Bunlar, Latin Amerika halkında, sömürgecilik ve sömürgecilik ile özdeşleştiği için Batı karşıtlığına yol açmıştır. Latin Amerika’ya ilişkin bu durum Çin’in Afrika’ya ilişkin yaklaşımında ifadesini bulmuş dış politika anlayış ve uygulaması ile birlikte mütalaa edildiğinde, Latin Amerika’da Çin’in açılımını kolaylaştıran siyasal ve toplumsal bir alt yapının bulunduğu sonucuna da ulaşılabilmektedir. Çin, Latin Amerika’ya yönelirken bundan da istifade etmiştir.

Yukarıda belirtilenler, önümüzdeki dönemde Latin Amerika’da Çin’in etkisinin güçlü bir şekilde görüleceğine işaret etmektedir. Bu, doğal olarak, Monroe Doktrinin boşa çıkacağı, geride kalacağı, yani tarihin sayfaları arasında kaybolup gideceği anlamına gelmektedir. ABD Savunma Bakanı James Mattis’in birkaç ay önce, farklı programlar ile, gerçekleştirdiği Brezilya, Kolombiya, Arjantin ve Şili ziyaretleri, ABD’nin bu durumun farkında olduğuna ve en azından Latin Amerika’daki “asıl/önemli mevzileri” korumak istediğine (Çin’e kaptırmak istemediğine) işaret etmektedir diye düşünülmektedir.

Bu arada, Rusya’nın da Latin Amerika’ya açılma peşinde olduğunu ve bu yolda, Çin gibi, BRICS’ten istifade etmeye çalıştığını da belirtmeliyim. Ayrıca yine İran’ın da, özellikle Ahmedi Necad döneminde, Latin Amerika’ya yöneldiğini; bu bağlamda özellikle Venezuela ile, biraz da Ekvador, Nikaragua ve Bolivya ile ilişki içinde olduğunu ifade etmeliyim.

Konunun küresel politika bağlamında önemine işaret etmek açısından, bu noktada, iki husus öne çıkmaktadır. Birincisi, yukarıda Latin Amerika’ya ilişkin olarak belirtilenlerden ABD’nin gücünde gerileme olduğunun çıkmasıdır. Eğer ABD’nin gücünde gerileme olmasaydı, Monroe Doktrini’nin boşa çıkmakta olduğundan söz edilemezdi. ABD’nin gücünde bir gerileme var ve bu gerileme ile ortaya bir boşluk çıkmış ki, boşluğu Çin (ve diğerleri) dolduruyor ya da doldurmak istiyor.

İkinci husus ise, Tayvan ile ilgilidir. Bilindiği üzere, Çin, Tayvan’ı kendisinin bir parçası olarak görüyor, “tek Çin” politikası izliyor ve Tayvan ile diplomatik ilişki tesis etmiş ülkeleri karşısına alıyor. Konuya ilişkin haberde, Latin Amerika’da Tayvan’ı tanıyan 17 devlet olduğu ve Çin’in Latin Amerika’ya yönelişinin bu tanımaları “satın alma” amaçlı olduğu da ileri sürülmektedir. Doğrudur. Çin’in Latin Amerika’ya yönelişinde Tayvan faktörünün de dikkate alınmış olduğuna kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak asıl amacın “Tayvan’ı tanınmaları satın almak” olduğu söylenemez. Çünkü Çin’in uzay diplomasisi, sadece Latin Amerika’yı dikkate alan bir diplomasi değildir. Nijerya, Kamboçya, Tayland, Pakistan ve BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) de Çin’in uzay diplomasisine dâhildir. Çin, bu ülkelere de uydular ve destek sistemleri sağlamakta ve/veya bu ülkelerde de uzayı kullanmaya dair imkân ve yeteneğe sahip bulunmaktadır. Ve eğer bu sayılan ülkelerin coğrafi konumlarına, dolayısıyla jeopolitiklerine bakılırsa, Çin’in uzay diplomasisinin sadece Latin Amerika’ya değil, bütün Dünya’ya yönelik olduğu, Pekin’in küresel hedefler (hegemonya) peşinde koştuğu ve ABD’ye adeta meydan okuduğu görülür.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 14 Eylül 2018.

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/25820/china-uses-space-diplomacy-to-extend-its-inroads-into-latin-america, 11.9.2018.


FENER RUM PATRİKHANESİ YENİDEN SAHNEDE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin epeyi bir süredir sesi çıkmıyordu. Patrikhane’nin Ukrayna Kilisesinin bağımsızlığına yeşil ışık yakması ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin buna gösterdiği sert tepki[i], bu durumu değiştirecek, Patrikhane’yi Türkiye’de gündeme taşıyacak gibi gözükmektedir.

RUSYA’NIN “VOSTOK 2018” TATBİKATI: SORU İŞARETLERİ VE ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Rusya’nın, 11-15 Eylül 2018 tarihleri arasında, Sibirya’yı ve Uzakdoğu’yu kapsayan bölgede icra edeceği “devasa” Vostok 2018 tatbikatı konusunda, acaba, Rusya, bu tatbikatı Çin’e yönelik olarak yapıyor olabilir mi sorusu gündeme gelmiş. Bu, benim son yıllarda, yazılarımda birçok kez değindiğim ve öğrencilerime anlattığım bir husus. Ayrıca, söz konusu tatbikatın, hem Rusya

MYANMAR’A (ESKİ BURMA’YA) DİKKAT!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Myanmar, genelde Çin ile Bangladeş arasına sıkışmış gözüken, Bengal Körfezi’ne açılan, diğer komşuları Hindistan, Laos ve Tayland olan bir güneydoğu Asya ülkesidir. Burma ya da Birmanya adlarıyla da bilinen Myanmar, şu günlerde, Batının ağır eleştiri oklarının hedefinde… Görünürdeki gerekçe, Myanmar’da Yönetimin, Rohingya Müslümanlarına uyguladığı ve onları Myanmar’dan kaçıp Bangladeş’e sığınmaya

ABD HAZİNE BAKANI’NIN AÇIKLAMASININ KISA EKONOMİ POLİTİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Hazine Bakanı diyor ki, “ticaret savaşındaki” müzakerelerde ABD’nin önceliği Meksika, Kanada ve Avrupa; Çin ile ancak bunlardan sonra müzakereye geçilebilir[i]… Önce NAFTA, sonra AB, en sonunda da Çin…Bu açıklama, önemli ve anlamlı bulunmaktadır. Her şeyden önce, müzakerelerin, dün başlayıp bugün (hemen) bitmediğini, zorlu bir süreç olduğunu, yani zaman alacağını

ABD MERKEZLİ MUHTEMEL İDLİB SALDIRISI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İçinde bulunduğumuz günlerde, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, El Kaide’nin Suriye’deki son kalıntılarının bulunduğu İdlib’e yönelik bir saldırıyı başlatması konuşulmaktadır. Bununla eş zamanlı olarak da, Suriye ve Rusya tarafından, İdlib’te arkasında ABD’nin olabileceği bir “kimyasal saldırı” olayının yaşanabileceği ve bunun İdlib’e saldırı gerekçesi olarak kullanılabileceği iddia edilmektedir. ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.