“ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ’NİN TEKNO-TİRANLIĞI”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Aşağıda bağlantı adresi (kaynağı) belirtilen çalışmada, özetle deniliyor ki; ABD Çin’in dolaylı istihbarat faaliyetlerinin önüne geçmeye ve Çin’e veri akışını sınırlamaya çalışırken, Birleşmiş Milletler (BM), Çin merkezli ortak küresel veri merkezleri kurmak için Pekin ile birlikte çalışıyor.

Çalışmada geçtiği şekliyle;

a. BM-Çin ortak çalışması, resmi olarak, BM’nin gittikçe artan veri odaklı projelerini düzene koymayı ve iyileştirmeyi amaçlıyormuş. Ortak çalışma, BM’nin küresel kalkınmaya ilişkin, aralarında “yoksulluğun sona erdirilmesi” ve “barışın ve adaletin sağlanması” gibi 17 adet “sürdürülebilir kalkınma hedefi”nin yer aldığı ana planı “Agenda 2030”a entegre edilecekmiş. “Agenda 2030” için istenen verileri toplamakta zorluklarla karşılaşan BM, bu ortak çalışma üzerinden, 193 üye devlet ve diğer iç/dış paydaşları ile raporlaşmayı kolaylaştıracak ve artıracak, standartları birleştirecekmiş.

b. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 22 Eylül 2020’de, sanal olarak gerçekleşen, BM Genel Kurulu’nun 75. Yılı açılışında yaptığı konuşmada, hem “BM’nin uluslararası ilişkilerdeki merkezi rolünü oynamasına destek olma”, hem de BM’nin “Agenda 2030” planının uygulanmasını kolaylaştırma sözü vermiş.

c. Ancak Çin’in bu yaklaşımına, BM-Çin ortak çalışmasına, şüphe ile yaklaşılmakta; Çin’in, “BM rozeti”ni kullanarak, kolayca, (i) BM’ye üye devletlerden ve BM’nin diğer iç/dış paydaşlarından düzenli veri/bilgi/istihbarat akışı sağlayacağı, (ii) BM standartlarını Çin lehine etkileyeceği ve (iii) Çin Komünist Partisinin tekno-tiranlığını dünya çapında yansıtmasını kolaylaştıracağı ileri sürülmekte.

Sözkonusu BM-Çin ortak çalışmasının Pekin’in çok işine geleceği şüphesiz. Ancak BM,  ne ABD’ye bağlı bir kuruluştur, ne de ABD’nin arka bahçesi olarak görebilecek bir kuruluştur. Uluslararası hukukta ifadesini bulmuş, ayrı bir tüzel kişiliktir, hukuksal varlıktır. Düne kadar, BM’ye en büyük mali katkıyı ABD yapıyordu, bu ABD’ye BM üzerinde nüfuz sağlıyordu, ABD de bu nüfuzu kendi ulusal hedef ve çıkarları istikametinde istediği gibi kullanıyordu. Öyle ki, BM’nin uluslararası politikada ABD’nin “oyuncağı” olduğu gibi bir algı bile oluşmuştu.

Fakat ABD, Tump Yönetiminde, içe dönünce, birçok uluslararası örgüte sırtını dönünce, katkı paylarını aşağıya çekince (düşürünce) durum değişmiş, BM de bundan etkilenmiştir.

BM’nin işlevsel/etkin olabilmesi sahip olduğu kaynaklara bağlı, yani BM’nin kaynağa ihtiyacı var. Dün bu kaynağı ağırlıklı olarak ABD sağlıyordu ve bunun karşılığını alıyordu. Görünen o ki, bundan böyle BM’nin ihtiyaç duyduğu kaynağı ağırlıklı olarak Çin sağlayacak, dolayısıyla karşılığını da Çin alacak, Çin’in BM nezdindeki nüfuzu artacaktır.

ABD, hem BM’ye katkı payını aşağıya çekiyor/azaltıyor, hem de eskiden olduğu BM’yi kendi hedef ve çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor. Bu, mümkün mü? Anlaşılabilir geliyor mu? BM’de, “parayı verenin düdüğünün çalındığı” gerçeği değişti mi?

3 Kasım 2020’de ABD’e yapılacak Başkanlık seçimi BM’nin geleceği açısından önemli bulunmaktadır. Trump, yeniden seçilir ve ilk dönemindeki yaklaşımını korursa, BM’de değişim ve karmaşa iç içe geçmiş olarak kendisini gösterecektir diye değerlendirilmektedir. Çünkü ABD, Çin ile rekabet içindedir. Ve BM, bu rekabetin en yoğun olarak yaşanacağı yerlerden biri olarak öne çıkacaktır. Bu öne çıkışta, ABD ile yakın çalışma alışkanlığının ve ABD’nin kontrolündeki kadroların ağırlıklı yeri olabilecektir.

“Bu saatten sonra”, Biden’ın seçilmesinin ve Trump’tan farklı olarak BM’ye eskisi gibi bir yaklaşım içinde olmasının, BM için bir önceki paragrafta belirtilen hususları fazla değiştirmeyeceği değerlendirilmektedir. Belki kaos o kadar fazla olmaz ama, ABD’nin nüfuzunda bir azalma, Çin’in nüfuzunda da bir artma olması kuvvetle muhtemel görülmektedir.

Her iki durum da, üye ülkeleri etkileyecektir. Çünkü BM, giderek daha az ABD’yi çağrıştıracaktır. Bu da, üye ülkelerin yavaş yavaş ABD’nin etki/nüfuz alanından Çin’in etki/nüfuz alanına doğru kaymalarına neden olabilecektir. Üye ülkeler, o günlere (bu değişime) bugünlerden hazırlanmayı tezekkür etmelidir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 15 Ekim 2020

(Kaynak: https://www.hudson.org/research/16424-china-uses-the-u-n-to-expand-its-surveillance-reach, 15.10.2020)


RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14) Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır. Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA MEVCUT DURUM: HAÇLI SEFERLERİ, OSMANLI’NIN SON DÖNEMİ VE ŞARK MESELESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı I. Türk Dış Politikası, öncesi ve sonrası ile 1974’deki Kıbrıs Barış Harekât’ının icra edildiği dönem ve “iki buçuk savaş stratejisinin” konuşulduğu 80’li yılların ikinci yarısından başlayıp 90’lı yılların ortalarına kadar devam eden Türkiye’nin uluslararası terörizm ile mücadelesinin öne çıktığı dönem de dâhil, hiç bugünkü kadar kötü bir durumda

ABD-YUNANİSTAN YAKINLAŞMASI ÇOK DİKKAT ÇEKİCİ

Prof. Dr. Osman Metin öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü yazılı Türk medyasında Yunanistan-ABD ilişkilerine dair dikkat çekici bir haber var. Yunanistan’da, daha yeni Trakya’daki Dedeağaç ve Atina civarındaki Elevsina limanlarında liman kolaylıklarına sahip olan ABD’nin, şimdi de yine Atina civarındaki Skaramanga limanının kullanımını elde etmeye yöneldiği ifade ediliyor. Haberde, ABD’nin, Yunanistan’daki bu liman kolaylıkları üzerinden, hem

“KAPALI MARAŞ”IN AÇILMASI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Konuşulan ve yazılan, “Kapalı Maraş”ın açılması… Oysa ortada, “Kapalı Maraş”ın açılması diye bir şey yok. “Kapalı Maraş”ın oldukça küçük bir kesiminde “sahilin kullanılması” halka açılmış. Olan, bundan ibaret ancak, yansıtılması/yansıması, bunun biraz ilerisinde, biraz farklı… Bu nedenle de, içeriden ve dışarıdan tepkiler var. KKTC’den gelen tepkilerin arkasında konjonktürel

NAHÇİVAN’IN AZERBAYCAN’A KATILMASI HUSUSU

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Cumhur İttifakı üzerinden AKP/Sayın Erdoğan iktidarının “ortağı”/”destekçisi” olan MHP’nin Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli demiş ki; “Bu gelişmeler karşısında, Nahçivan Özerk Cumhuriyeti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’ne katılması şarttır, tarihi zorunluluktur, çok acil bir ihtiyaçtır, deyim yerindeyse hayat memat konusudur.” (Türkgün, 5.10.20, s.6) Bunu okuyunca, durup bir düşündüm: Türkiye’deki güç/ilgi

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.