ÇİN İRAN-ABD GERGİNLİĞİNİN NERESİNDE?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

ABD-İran gerginliği tırmanıyor gözüküyor. İran’ı çevreleyen ABD askeri varlığı çok belirgin iken; ABD, Hürmüz Boğazı’nı kullanan petrol ve doğal gaz tankerleri ile ilgili son olayları öne sürerek, şimdi de Hürmüz Boğazı’nda ve boğazın iki yanındaki Basra ve Umman Körfezlerinde ulaşım güvenliğini sağlamak için kendisi liderliğinde çok uluslu bir deniz görev gücünün oluşturulması çağrısında bulunmuştu. Çin, ABD ile İran arasında bir çatışma istemiyor ve bu yönde çağrıda bulunuyor. Durum böyle olmasına rağmen; ABD’den gelen son çağrı, Çin açısından bir tartışma başlatmıştır. Deniliyor ki, Çin’in Körfez bölgesinde ABD liderliğinde oluşturulacak çok uluslu deniz görev gücüne katılma ihtimali sıfıra yakındır: Ancak, Çin, “tam” bir İran-ABD savaşı çıkarlarına aykırı olacağından, bunu önlemek için, “gayri resmi” olarak, bu konuda ABD’ye destek verebilir[i]. Hatta ABD’nin İran ile “tam” bir savaş girmesi durumunda Güney Çin Denizi anlaşmazlığına angaje olmuş ABD savaş gemilerinin buradan Körfez bölgesine kaydırılması Çin açısından olumlu bir durum olsa da, bu olumlu durumun, ABD ile İran arasından “tam” bir savaşın çıkmasının Çin’in çıkarlarına vereceği zararın karşısında fazla anlamlı olmayacağı da ifade ediliyor.

Konu, önemlidir. Önemli olması nedeniyle, bu konuya ilişkin tartışmanın daha büyük bir ölçekte ele alınmasına ihtiyaç olduğu değerlendirilmektedir.

Çin’in, yakın tarihte, yaklaşık 40 yıldır İran ile iyi ilişkilere sahip olduğu bilinen bir husustur.  Bu 40 yılın ilk 20 yılındaki iyi ilişkiler, münhasıran ABD faktörünün etkisinde ortaya çıkmış iyi ilişkilerdir. ABD, adeta Çin’i ve İran’ı biri birlerine itmiştir. Bu itiş, o yıllarda, daha çok savunma sanayi alanında kendisini gösteren İran-Çin yakınlaşmasına yol açmıştır. İran’ın bugünkü füze ve nükleer imkân ve kabiliyetinin arkasında, bu ilk 20 yılın payının büyük olduğunu söylemek mümkündür. İkinci 20 yıldaki iyi ilişkiler ise, Çin’in ekonomik yükselişe geçmesi, enerji tüketiminin hızla artması ve enerjide dışa bağımlı olması nedeniyle görünüm değiştirmiş; bu kez İran-Çin yakınlaşmasında münhasıran enerji faktörü öne çıkmıştır. İran’ın bugün 100 milyar dolar seviyesindeki yıllık ihracatının yaklaşık % 28’i Çin iledir ve bu oranın neredeyse tamamına yakınını petrol ve doğal gaz teşkil eder. İran’ın bugün toplam 76 milyar dolar seviyesinde olan toplam ithalatında, Çin, yaklaşık % 13’lük pay ile ikinci sıradadır. Çin’in, İran’ın Umman Körfezi kıyısındaki Chabahar limanına ciddi yatırımları vardır. Üstelik bu yatırımı, sadece İran ile ilgili değildir, Çin açısından Afganistan’ı ve Orta Asya’yı da dikkate alan bir yatırımdır.

Çin açısından ABD-İran “tam” savaşına bakarken, bölgede sadece İran’ın görülemeyeceği çok açıktır. Çin, bugün, günde 12 milyon varil rafine edilmiş petrol ve yılda 239 milyar m³ doğal gaz tüketimi ile, Dünyanın en büyük enerji tüketicisidir. Ve Çin, petrol ithalatının yaklaşık % 44’nü Körfez bölgesinden yapmaktadır. Bu durum, Çin’in enerji ilişkisinin ve yatırımlarının bölgede sadece İran ile sınırlı olmamasına yol açmıştır. Yani Çin’in, İran dışında, bölgede Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt gibi bölge ülkeleri ile de enerji ilişkisi ve bu ülkelerde ciddi yatırımları vardır. Eğer ABD’nin İran karşısındaki bölgesel müttefiklerinin aynı zamanda enerji üreticisi ve satıcısı bu ülkeler olduğu dikkate alınır ve ABD’nin İran ile “tam” bir savaşa tutuşmasının İran ile sınırlı kalmayacağı bu ülkeleri de savaşın içine çekeceği kabul edilir ise; İran-ABD savaşının, Çin’i enerji ihtiyacını karşılamakta zora sokacağı çok açıktır. Buna bir de, savaşın enerji fiyatlarında yol açacağı yükselme eklenirse, Çin için olumsuzluk ayrıca artmış olacaktır. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında ortaya çıkacak artış, Çin için enerji maliyetini, dolayısıyla üretim maliyetini artıracak; artan üretim maliyeti, ürün fiyatlarını artıracak, bu da Çin ürünlerinin pazardaki rekabet gücüne zarar verecektir. Yükselen ürün fiyatları nedeniyle, Çin mallarının alıcısı azalacak, Çin’in ihracatında bu suretle ayrıca bir gerileme olacaktır. Bunların anlamı, enerji üzerinden Çin’in ithalat rakamlarının büyümesi, ihracat rakamlarının küçülmesi, dış ticaret açığına doğru bir gidiştir. Bu bağlamda, ayrıca hatırlanması gereken iki husus daha vardır. Birincisi, Çin’in uluslararası politikadaki yükselişinin ihracata dayalı olduğudur. İkincisi de, ihracattaki düşüşün Çin için salt ekonomik sonuçlarının olmayacağı, bunun politik ve askeri sonuçlarının da olacağıdır.

ABD’nin İran ile girişeceği “tam” savaşın, İran ile sınırlı kalmayacağına yukarıda işaret edilmişti. Böyle bir savaşın, Basra Körfezi’ni, Hürmüz Boğazı’nı ve Umman Körfezi’ni çok yakından etkilemesi kaçınılmazdır. Keza ABD’nin denizde ulaşım güvenliğini sağlamak için kendi liderliğinde oluşturulması çağrısında bulunduğu çok uluslu deniz görev gücü de, münhasıran aynı güzergâh (Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi güzergâhı) üzerinde görev yapacaktır. Bu güzergâh, Çin açısından sadece enerji bağlamında değerli olan bir güzergâh değildir. Bu güzergâh, Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol Projesi” bağlamında son derece önemli bir güzergâhtır. Çin, ihracatının çok büyük bir bölümünü deniz yoluyla ve Umman Denizi ile Babül Mendep Boğazı’nın da dâhil edileceği bu güzergâh üzerinden gerçekleştirmektedir. Çin, bu yoldan, Kuzey Afrika’ya ve Avrupa’ya ulaşmakta, Afrika’ya doğudan giriş yapmaktadır. ABD’nin İran ile girişeceği “tam” savaş, bu açılardan da Çin’i olumsuz etkileyecek; bu etkileme de yine salt ekonomik olmayacak, politik ve askeri açılardan ciddi olumsuz etkiler de söz konusu olacaktır.

Eğer İran ile ABD baş gösterecek “tam” bir savaşın kısa sürede bitmeyeceği varsayılır ise; yukarıda belirtilen hususların, Çin’in böyle bir savaştan, savaşa girmiş gibi, zarar göreceğine işaret ettiği çok açıktır. Bu da, Çin’in Körfez bölgesinde ABD liderliğinde oluşturulacak çok uluslu deniz görev gücüne Çin’in katılma ihtimalinin sıfıra yakın olduğu yolundaki görüşe iştirak edilmesini güçleştirmektedir. Koşullar, Çin’e, Körfez Bölgesinde ABD liderliğinde oluşturulacak çok uluslu deniz görev gücü ile birlikte hareket etmesini öngörmektedir. Bu birlikte hareket etme, illa ABD liderliği altında hareket etme şeklinde alınamaz. Çin, Körfez bölgesinde ABD ile koordineli olarak hareket edebilir ve bu bağlamda, çok uluslu deniz görev gücü adına ABD ile Çin arasında buna dair düzenlemeler de yapılabilir. Bu ihtimaller zayıf görülmemektedir. Rusya ile ABD’nin Suriye’de koordinasyon için yaptıkları düzenlemelerin benzerleri, pekâlâ Körfez bölgesinde ABD ile Çin arasında da ortaya çıkabilir. Bu ihtimalin zayıf görülmemesindeki temel etken, Çin’in Körfez bölgesinde ABD ile birlikte hareket etmesinin Çin için söz konusu olabilecek, yukarıda değinilen ekonomik, politik ve askeri olumsuzlukları (zararları) önlemek değildir. Bunları önleminin dışında, Çin için ayrıca yararları da vardır.

Bu bağlamda da, her şeyden önce, çok uluslu deniz görev gücünün, uluslararası hukukta ifadesini bulmuş ulaşım (seyrüsefer) özgürlüğünü hayata geçirme ile ilgili olacağını görmek gerekir. ABD, ulaşım özgürlüğüne sahip çıkmakla, dolaylı olarak hem süper güç olduğunu, hem de süper güç olmanın gerektirdiği sorumluluğa sahip olduğunu ortaya koymuş olacaktır. Çin de, ulaşım özgürlüğüne sahip çıkmak suretiyle, dolaylı olarak artık süper bir güç ve sorumluluklarının farkında olduğu mesajını vermiş olacaktır. Basra Körfezi’ni Hürmüz Boğazı üzerinden Umman Körfezi’ne bağlayan güzergâhtan, günlük olarak, dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri geçmektedir. Bu, Çin’in, Körfez Bölgesinde ABD liderliğindeki çok uluslu deniz görev gücü ile birlikte hareket etme üzerinden, kendisi ile ilgili söz konusu mesajı, özellikle bu güzergâhı kullanan bütün ülkelere çok açık ve net olarak vermesine imkân verecektir. İkinci olarak, Çin’in vereceği böyle bir mesaj, ABD’nin Güney Çin Denizi anlaşmazlığında Çin’e yönelttiği ulaşım güvenliğini ihlal suçlamasının etkisini azaltacak ve bu suçlama üzerinden Çin karşısında kendisine taraftar bulmasını zora sokacaktır. Üçüncü olarak, Çin’in son dönemde, ağırlıklı olarak deniz yoluyla gerçekleşen dış ticaretinin güvenliğini sağlamak için donanmasını güçlendirmeye yöneldiği ve uzak sular konseptine geçtiği dikkate alınırsa, Pekin’in Körfez Bölgesinde ABD liderliğindeki çok uluslu güç ile birlikte hareket etmesi, hem Çin Donanmasının dış ticaretin güvenliğini sağlama işini kolaylaştıracaktır, hem de Çin Donanmasının bu suretle deneyim kazanmasına ve güncel gücünü sergilemesine imkân ve fırsat verecektir.

Bütün bu belirtilenler, Çin’in, Körfez bölgesindeki deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak üzere ABD liderliğinde oluşturulacak çok uluslu deniz gücü ile birlikte hareket etmesinde büyük çıkarı olduğuna işaret etmektedir. Çin’in, çok uluslu deniz görev gücü ile çalışmaya ilgi duyacağı değerlendirilmektedir. Bu ilginin, BM Güvenlik Konseyi’ni ilgilendirebilecek muhtemel yansımaları, Rusya ’nın buna nasıl bakacağı ve Çin’in Körfez bölgesinde deniz ulaşımının güvenliği konusunda ABD ile birlikte hareket etmesinin İran için gelebileceği anlam bu çalışmada ele alınmamıştır.

Ancak Trump Yönetimi’nin don dönemde iyice belirginleşmiş gördüğüm enerjipolitik merkezli dış politikası nedeniyle, Washington’un, Körfez Bölgesinde deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak için ABD liderliğinde çok uluslu bir deniz görev gücü oluşturma çağrısını gündemden düşürme ihtimali de yok varsayılamamaktadır. ABD, söz konusu çağrısını yinelemeyebilir, devamını getirmeyebilir. Çünkü ABD’nin bu çağrısına icabet ederek, ne şekilde olursa olsun, Çin’in Körfez bölgesinde ABD ile birlikte hareket etmesi, ABD’nin enerjipolitik merkezli güncel dış politika yaklaşımı ile uyuşmamakta, bu yaklaşımı sınırlandırıcı bir potansiyeli içermektedir. Washington, Çin’in, sırf ABD’nin enerjipolitik merkezli güncel dış politika yaklaşımına nüfuz ve bu yaklaşımı dolaylı yoldan kontrol edebilmek için bile olsa Körfez Bölgesinde bir şekilde ABD ile birlikte hareket etmeyi düşünebileceğini görmezden gelemeyecektir. Bu noktada, şu ihtimal beliriyor: ABD çağrısını yinelememesine ya da arkasında durmamamsına rağmen, Çin Körfez bölgesindeki deniz ulaşım güvenliğini sağlamak için ABD’den ayrı olarak bölgede varlık gösterir mi?

ABD’nin Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığında azaltmaya gitmesinin Çin için fazla bir değeri olamayacağına yukarıda daha önce değinilmişti. Bundan şüphe duyulmamaktadır. Çünkü Çin, Güney Çin Denizi’nde yapmak istediklerini bugüne kadar zaten yapmıştır. Körfez bölgesinde deniz ulaşımının güvenliğini sağlamak için ABD liderliğinde oluşturulacak deniz görev gücü ile birlikte hareket etmesi, Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki kazanımlarını kalıcı ve sürdürülebilir kılacaktır diye değerlendirilmektedir.

Son bir husus; Çin’in, deniz ulaşım güvenliğini sağlamak için ABD liderliğinde oluşturulacak çok uluslu deniz görev gücü ile birlikte Körfez bölgesinde yer almasını; sadece İran-ABD “tam” savaşının önlenmesi açısından değil, belki bundan daha çok, Dünyanın kaostan uzaklaşıp barışa ve istikrara doğru yol alması açısından da önemsemek gerekir diye düşünülmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 16 Temmuz 2019.

[i] https://www.scmp.com/comment/opinion/article/3018642/prevent-war-iran-china-could-endorse-us-led-gulf-military-escort?utm_medium=email&utm_source=mailchimp&utm_campaign=enlz-scmp_today&utm_content=20190716&MCUID=6453d665d8&MCCampaignID=87f931889b&MCAccountID=3775521f5f542047246d9c827&tc=8, 16.7.2019.


SUDAN’IN DEVRİK-HAPİSTEKİ DEVLET BAŞKANI ÖMER EL BEŞİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Bugünkü (10 Eylül 2019) Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında Sudan’ın devrik ve hapisteki Devlet Başkanı Ömer el Beşir hakkında bir haber var. “Nereden nereye” dedirten bir haber… Haber, ben de o kadar çok şeyi çağrıştırıyor ki… Bu yazı, bu çağrışımları konu edinen bir yazıdır. Haber, Sudan’ın devrik lideri Ömer

İSRAİL’İN IRAK’TA İRAN HEDEFLERİNİ VURMASI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İsrail’in, 1981’de Irak’ın Osirak nükleer santralini hedef alan saldırılarından sonra, şimdi de Irak’taki İran hedeflerini vurduğu medyaya yansıyor. İsrail, bu yöndeki haberleri yalanlamıyor, dolaylı olarak teyit ediyor. Bu duruma bağlı olarak da, İsrail-İran çatışmasında yeni cephenin Irak mı olduğu (olacağı) soruluyor.[i] Haberde geçtiği üzere, İsrail’in Irak’a hava saldırısında

ABD HİNT-PASİFİK BÖLGESİNDEKİ ASKERİ VARLIĞINI ARTIRIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’nin, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması (INF)’ndan çekildikten sonra, Hint-Pasifik bölgesine yeniden/yeni füzeler konuşlandıracağı, bölgedeki askeri üs varlığını güçlendireceği ifade ediliyor[i]. Bu, münhasıran ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in açıklamalarına dayandırılıyor. Bunlara bakılarak da, Başkan Trump’ın Asya stratejisinde hedefin ne olduğu sorgulanıyor.

ERDOĞAN (AKP) YÖNETİMİNİN ABD VE HDP YAKLAŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Erdoğan (AKP) Yönetiminin ABD yaklaşımı ile HDP yaklaşımı o kadar çok biri birini çağrıştırıyor ki… ABD’ye de, HDP’ye de çok ağır eleştiriler tevcih ediliyor… En yetkili ağızlar, ABD’nin Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü tehdit eden PKK terör örgütünün Suriye kolu YPG terör örgütüne açıkça ve ciddi şekilde silah/teçhizat

MOKSOVA’NIN “ŞAM ONAYI” DAYATMASI NELER SÖYLÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan daha yeni yapılan bir açıklamada, Türkiye’nin Suriye topraklarında düzenlemeyi planladığı herhangi bir harekât öncesinde Şam hükümetinden onay alması gerektiği ifade edilmiş[i]… Zamanlaması çok manidar gelen bir gelişme… Çünkü açıklama, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmayı konuştuğu, Ankara ile Washington’un Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturmayı müzakere ettiği,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.