ÇİN İLE DOMİNİK ARASINDA DİPLOMATİK İLİŞKİ TESİSİ VE ÖTESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Dominik Cumhuriyeti, Tayvan ile olan ilişiğini kesip, Çin ile diplomatik ilişki tesis etmiş[i]

Bu gelişme, bazılarına, sıradan bir gelişme gibi görünebilir, önemli bulunmayabilir. Ancak öyle değil; uluslararası politika bağlamında oldukça anlamlı bir gelişmedir.

Niçin öyle olduğunu anlayabilmek için, önce bazı gerçeklerin bilinmesine ihtiyaç vardır. (i) Uluslararası politikada, Çin ile ABD, rekabet içindedir. ABD, Çin’i Asya’da çevreleme politikası izlemektedir. (ii) Pekin, “tek Çin” politikası kapsamında Tayvan’ı Çin’in bir parçası olarak görmekte ve Çin ile diplomatik ilişki kurmak isteyen ülkelere Tayvan ile olan diplomatik ilişkilerini kesme koşulunu ileri sürmektedir. (iii) ABD, Çin’in Tayvan’a ilişkin politikasını bilmesine rağmen, bunu görmezden gelmekte ve Tayvan’a silah satışı da dâhil her türlü desteği vermektedir. Sadece ABD değil, ABD’nin Asya’nın bu bölgesindeki müttefikleri de Çin karşısında Tayvan’a aynı şekilde destek vermektedirler. Örneğin, Tokyo, Tayvan’ı Japonya’nın savunma ve güvenlik konsepti kapsamında görmektedir. (iv) Dominik Cumhuriyeti, ABD’nin hemen güneyindeki Meksika Körfezinin açıldığı Karayip Denizi’nde yer alan bir ada ülkesi, bir Orta Amerika ülkesidir. (v)  ABD, Karayipler’i de içeren Orta Amerika’yı kendisinin “arka bahçesi” olarak görmektedir. (vi) Dominik Cumhuriyeti’nin Çin ile diplomatik ilişki tesis etmesi, Çin’in ABD’nin “arka bahçesine” girmesi anlamına gelmektedir. (vii) Dominik Cumhuriyeti, sadece Çin ile diplomatik ilişki tesis etmemiş, aynı zamanda ABD’nin Çin karşısında destek verdiği Tayvan ile de ilişiğini kesmiştir.

Belirtilen bu gerçekler ışığında ve ABD’nin Çin’in çevresinde yer alan Güney Kore, Japonya, Tayvan, Hindistan ve Myanmar ile olan ilişkileri hatırlandığında, Çin’in Dominik Cumhuriyeti ile diplomatik ilişki tesis etmesi;  ABD Çin’i çevreleme politikası izlerken, Çin’in de boş durmadığı, ABD’ye aynı şekilde cevap verdiği, yani ABD’yi çevrelemeye yöneldiği anlamına gelmektedir. Çin’in Dominik Cumhuriyeti ile başlattığı bu yönelişin uluslararası politikaya yansıması, ABD’nin hareket alanının Çin lehine bir daralma sürecine gireceğine işaret eder.

Bu noktada, ister istemez insanın aklına Karayipler’deki bir başka ada ülkesi olan Küba gelmektedir.   Soğuk Savaş yıllarında, 1959 yılında, Küba’da Sovyet yanlısı Castro iktidara gelmişti. ABD, o yıllarda da Sovyetleri çevreleme politikası izliyordu ve Sovyetler de Küba üzerinden buna aynı şekilde cevap vermeye yönelmişti. ABD, Küba’daki bu değişiklik sonrasında, “arka bahçesinde” beliren kendisine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için, 1961’deki Domuzlar Körfezi çıkarmasını örgütlemiş, fakat başarısız olmuştu. Arkasından bu başarısızlığı bir fırsat olarak gören Sovyetler, 1962 yılında, Küba’ya ABD’yi hedef alan füzeleri yerleştirme girişiminde bulunmuş, ancak bu kez Sovyetler girişimlerinde başarısız olmuştur.

Hiç şüphesiz, çevreleme politikasının işlevsel olması esastır. Yani çevrelemenin sürdürülebilir ve öngörüldüğü işlevi yerine getirir olması gerekmektedir. Bu, maliyet demektir.

Bu açıdan bakıldığında, Çin’i çevreleme politikasının ABD için maliyetinin giderek arttığı, dolayısıyla sürdürülmesinin zorlaşmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü her şeyden önce ABD ekonomisi, ciddi sıkıntı içindedir, ağır bir borç yükü altındadır. Ayrıca, gerek iki Kore arasında baş gösteren yakınlaşma, gerekse Japon işgali yıllarında zorla seks kölesi yapılmış kadınlardan sonra şimdi de zorla çalıştırılmak üzere Japonya’ya götürülmüş işçiler ile ilgili olarak öne çıkan Kore Yarımadasındaki Japonya karşıtı gelişmeler, Çin’i çevreleme politikası bağlamında ABD için maliyeti artıracaktır. Bir taraftan ABD’nin Çin’e bitişik coğrafyalarda askeri varlık bulundurması zora girmeye başlamıştır, diğer taraftan da ABD’nin liderlik ettiği Çin karşısındaki cephede güç kaybı işaretleri belirmiştir. Bunlar, ABD için ciddi maliyet artışı demektir ve görünen, ABD ekonomisinin bu maliyet artışını karşılamakta ciddi şekilde zorlanacağıdır. ABD’nin Çin’i çevreleme politikasını sürdürmesi ciddi güçlükler arz etmektedir.

Çin ise, ABD’ye göre, hem daha sağlam bir ekonomiye sahiptir, hem de uluslararası ilişkilerinde muhataplarına daha çok güven vermektedir. Çin’in caydırıcılığı ve nüfuzu, güven veren bir mecrada artma eğilimi gösterirken, Başkan Trump’ın çelişkili söylemleri ve zik-zaklar içeren yaklaşımları üzerinden ABD’ye duyulan güvende, ABD’nin caydırıcılığında ve nüfuzunda bir gerileme görülmektedir. Serbest ticaretin bayraktarı olarak bilinen ABD ticarete kısıtlamalar getirirken, Çin’in açıkça serbest ticaretten ve küreselleşmeden yana bir tavır ortaya koymuş olması bile, iki süper gücün güncel durumuna işaret eder. Bunlardan da, yine, ABD’nin Çin’i çevrelemekte zorlanacağı, Çin’in ise ABD’yi çevrelemeye daha yeni başladığı ve bunu sürdürmekte fazla zorlanmayacağı çıkmaktadır.

Konu bağlamında, ABD’ye duyulan güvendeki gerileme ile birlikte anlam ifade eden bir başka husus daha vardır. O da, Başkan Trump ile birlikte, ABD Dışişleri Bakanlığının İsrail’e müzahir bir kadronun kontrolüne girmiş olduğunun ileri sürülmesi ve gelişmelerin bu yöndeki iddiaları teyit eder mahiyette olmasıdır. İsrail, ABD’ye duyulan güvendeki gerilemenin, öne çıkmış (belirgin) istisnası gibidir. Obama döneminde dip yapmış İsrail-ABD ilişkileri, Trump döneminde adeta tavan yapmıştır. Bana göre ABD’ye duyulan güvendeki gerilemeye işaret eden en belirgin gelişme de, son dönemde ABD ile yakınlaşma içine girmiş Hindistan’ın Başbakanı Modi’nin geçtiğimiz günlerde, sınır sorunları için, oldukça kısa aralıklarla, iki kez Çin’i ziyaret etmiş ve Çin Devlet Başkanı Xi ile bir araya gelmiş olmasıdır. Uluslararası medya üzerinden, hem bu iki ziyaretin adeta “emredici” davetlerin ürünü olduğu ve gergin geçtiği değerlendirmesine ulaşılmakta; hem de ABD’nin, Hindistan lehine bu ziyaretlere müdahil olduğuna dair bir işaret ile karşılaşılmamıştır.

Peki, bu, konu bağlamında ne anlama geliyor diye sorulabilir. Şu üç husus, bu sorunun cevabını teşkil edecektir. Birincisi, ABD Dışişleri Bakanlığının İsrail’e müzahir bir kadronun kontrolünde olması, ABD’nin Ortadoğu’ya daha çok ilgi, zaman ve kaynak tahsis etmesi anlamına gelecektir ki; bu, dolaylı olarak, Çin’i çevrelemeye daha ilgi, zaman ve kaynak anlamına gelmektedir. İkincisi, ABD’ye duyulan güvendeki gerileme, ABD’den uzaklaşmaya, ABD’nin uluslararası politikada yalnızlığına yol açacaktır. Üçüncüsü de, ilk iki hususun doğal sonucu olarak, ABD’nin çevreleme politikasının giderek zayıflaması, “meydanın” Çin’e bırakılması ve ABD’nin küresel oyuncu rolünün erime sürecine girmesi olacaktır.

Sonuç olarak; ABD’nin Çin’i çevreleme politikasının zayıflayacağı, Çin’in ABD’yi çevreleme politikasının ise güçleneceği ve hız kazanabileceği değerlendirilmektedir.

Acaba bütün bunların Türk Dış Politikası için bir anlamı ve değeri olabilir mi?

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 02 Mayıs 2018.

[i]http://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2144232/why-china-hopes-taiwans-loss-dominican-republics?utm_source=emarsys&utm_medium=email&utm_content=20180502&utm_campaign=scmp_today&aid=190131336&sc_src=email_2226341&sc_llid=13716&sc_lid=151237419&sc_uid=Qc2KmijIx5&utm_source=emarsys&utm_medium=email, 02.5.2018

 


“NATO ÜYELİĞİ ONAY SÜRECİ KOLAY DEĞİLDİR”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yukarıdaki başlık bana ait değil. Başlık, Sayın Konur Alp Koçak’ın, 11 Kasım 2022 tarihli Türkgün Gazetesi’nin 11. sayfasında yer alan köşe yazısının başlığıdır. Sayın Koçak’ın köşe yazısında yer alan bazı hususlar, işbu çalışmayı kaleme alma ihtiyacını doğurmuştur. Sayın Koçak, köşe yazısında, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyareti

ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.