ÇİN DEVLET BAŞKANI’NIN İNGİLTERE ZİYARETİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in davetlisi olarak, 19-23 Ekim 2015 tarihleri arasında İngiltere’yi ziyaret etmiştir. Ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin geldiği noktaya işaret etmiş, sınırlı da olsa bazı endişelere yol açmış ve asıl önemlisi, uluslararası politikanın geleceği konusunda ciddi bazı çağrışımları neden olmuştur.

Sadece Londra’yı ve Manchester’ı kapsayan bu ziyaret sırasında, taraflar arasında, toplam değeri 46 milyar dolar olarak ifade edilen, çok sayıda anlaşma imzalanmıştır. Nükleer santral kurulması, hızlı tren, sağlık, finansal hizmetler, havacılık, eğitim, teknoloji, perakendecilik, oyuncak gibi oldukça farklı sektörlere ilişkin bu anlaşmaların, 3.900 kişiye istihdam sağlayacağı ifade edilmiştir. Bu vesileyle, halihazırda İngiltere’de 500 civarında Çinli şirketin faaliyet gösterdiği, İngiltere’de 150 bin Çinli gencin öğrenim gördüğü, buna karşılık Çin’de öğrenim gören İngiliz gençlerinin sayısının altı bin olduğu, taraflar arasındaki dış ticaret hacminin bir önceki yıla göre yaklaşık % 15 oranında artarak 2014 yılında 81 milyar dolara ulaştığı, İngiltere’nin Çin’deki yatırımlarının 20 milyar dolara seviyesinde bulunduğu, buna karşılık Çin’in İngiltere’deki yatırımlarının 2010 yılında 1.35 milyar dolar seviyesinde iken 2014 yılında bu seviyenin 12.8 milyar dolara yükseldiği öğrenilmiştir.

Çin ile İngiltere arasında imzalanmış olan nükleer santral inşasına dair anlaşma, Pekin-Londra ilişkilerinin stratejik bir mahiyet kazandığına işaret etmesi ve uluslararası politikanın geleceği konusunda ciddi bazı çağrışımlara yol açması nedeniyle önemlidir. Hiç şüphesiz Londra-Pekin ilişkilerinin stratejik bir mahiyet kazanmaya başladığı, sadece bu etken ile açıklanamaz. Medyaya yansıyan verilere göre; (i) nükleer santrali, Çin’in devlete ait nükleer şirketi CGN (China Nuclear Power Group) ile Fransız enerji şirketi EDF (Electricite de France) birlikte inşa edecek; (ii) nükleer santral projesinin % 33.5 hissesi CGN’ye, kalan % 66.5 hissesi de EDF’ye ait olacak; (iii)  Çin bu projeye altı milyar sterlin seviyesinde yatırım yapacaktır. Nükleer santralin, İngiltere’nin güneyinde Cardiff’in karşı kıyısındaki Somerset bölgesi içinde kalan Hinkley Burnunda inşa edileceği ifade edilmiştir.

İngiltere, nükleer güç sahibi bir ülkedir. Ülkesinde hâlihazırda 19 nükleer santral bulunmaktadır; ayrıca 2025 yılına kadar sekiz nükleer santral kurmayı planlamış ve bunların yerlerini belirlemiştir. Nükleer varlığı ve bunun içerdiği teknoloji, genellikle ABD destekli ve ABD orijinlidir. Nükleer santral inşası konusunda Çin ile imzaladığı anlaşma, belirlenen diğer yerlerdeki nükleer santrallerin de Çin tarafından inşa edilebileceği değerlendirilmesine neden olmaktadır. Londra ile Pekin arasındaki nükleer ilişkilerin yoğunlaşması, bu ilişkinin stratejik bir mahiyet arz etmesinin ötesinde, Çin’in Batının nükleer teknolojisine daha çok nüfuz etmesi ve dolayısıyla nükleer teknolojisini geliştirmesi anlamına da gelecektir ki; bu da, nükleer enerji piyasasında ve ABD ile yürüttüğü küresel rekabette, Çin’e avantaj sağlayacaktır.

Bu ziyaret sırasında, taraflar, Çin para birimi RMN (Renminbi-Yuan) tahvilinin İngiltere’de piyasaya sürülmesi konusunda da anlaşmışlar ve İngiltere, bunu yapan ilk Batılı ülke olmuştur. İngiltere, aynı zamanda, geçtiğimiz Haziran (2015) ayında kuruluş belgesine imzaların atıldığı, Çin’in liderliğinde ortaya çıkan, Çin’in en büyük hissedar olduğu (% 30) ve Batı’ya ait Dünya Bankası’na rakip (alternatif) olarak algılanan, 100 milyar dolar sermayeli Asya Altyapı Yatırım Bankası’na katılım için başvuran ilk Batılı “büyük” ülke olma unvanına da sahiptir. Bunlar, Londra-Pekin ilişkilerinin stratejik bir mahiyet arz etmeye başladığı algısını besleyen başka işaretlerdir.

Ve çok küçük bir konu gibi gelebilir ama, söz konusu ziyaret sırasında “2015 Londra Çin Kitap Fuarı”nın açılmış olmasının da yine Londra-Pekin ilişkilerinin seyri bağlamında, aynı şekilde anlamlı olduğu düşünülmektedir.

Jinping’in ziyareti sırasında İngiliz Parlamentosunda yaptığı konuşmada; (i) ikili işbirliğinin güçlendirilmesine, (ii) ikili ilişkilerde yeni bir aşamaya geçilmesine ve (iii) iki ülkenin kendi kıtalarındaki coğrafi konumlarına vurgu yapması; daha sonra medyaya yansıyan açıklamalarının birinde de, AB içinde birliğin güçlendirilmesi önerisinde bulunması, hem son derece önemlidir, hem de uluslararası politikanın geleceği ile ilgilidir.  Eğer Arktika ve küresel ısınma birlikte mütalaa edilirse, kuzeyde, Arktik Okyanusu kıyılarından işleyecek yeni deniz ticaret yolunun açılacağı ve bu yolun bir ucunda İngiltere’nin, diğer ucunda ise Çin’in olacağı görülecektir. Çin, Dünyanın en büyük ekonomisi, en büyük ihracatçısı ve ithalatçısı olma noktasına gelmiştir. Yeni deniz ticaret yolu, hâlihazırda kullanılan yollara göre kısa olacağı ve ulaşım güvenliği fazla sorun olmayacağı için, ulaşım masrafını azaltacaktır ki; ulaşım masrafının aşağıya çekilmesi, Çin’in, bir taraftan ihracatta rekabet etme gücünü artıracaktır, diğer taraftan da ithalat maliyetini düşürecektir. Jinping’in konuşmasında iki ülkenin kendi kıtalarındaki coğrafi konumlarına vurgu yapması bundandır. Bu yeni deniz ticaret yolu ve bu yolun batıdan girişini-çıkışını kontrol eden bir konuma sahip İngiltere, Çin için son derece önemlidir.

Uluslararası halen devam eden krizlere bakıldığında, görülen ve bilinen şunlardır; (i) Ukrayna krizinde, bir bütün olarak Batı, Rusya’yı karşısına almış, Çin Batı karşısında Rusya’ya destek vermiş ve bu destek Çin ile Rusya’nın Karadeniz’in doğusunda yaptığı ortak tatbikatta ifadesini bulmuştur. (ii) Suriye krizinde, Batının BM Güvenlik Konseyine taşıdığı karar tasarıları çoğunlukla Rusya ve Çin tarafından birlikte veto edilmiş, bu veto edişler Rusya ile Çin’in Suriye konusunda birlikte hareket ettikleri algısına yol açmış ve bu iki ülkenin Doğu Akdeniz’de yaptığı ortak tatbikat da bu algıyı beslemiştir. (iii) Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi anlaşmazlıklarında ise, ABD Çin karşısındaki bölge ülkelerine destek vermiş, Rusya da bölgede Çin ile ortaklaşa icra ettiği tatbikatlar üzerinden ABD karşısında Çin’e destek verdiğini açıkça göstermiştir. Jinping’in İngiltere ziyareti, bu tablonun değişebileceği (değişmeye başladığı) sinyallerinin alınmasına yol açmıştır. Söz konusu krizler ile ilgili tabloya ilişkin değişme sinyallerinin, sadece bu krizler ile ilgili değil, kriz bölgelerine ilişkin politikalar ve son tahlilde de küresel politika bağlamında anlamlı olduğu (olacağı) şüphesizdir.

Jinping’in İngiltere ziyareti ve ziyaret sırasında yaptığı medyaya yansıyan açıklamalar, AB bağlamında son derece anlamlıdır. Söz konusu nükleer anlaşma, İngiltere ile Fransa’nın Çin’e yakın olduklarına işaret etmiş; Jinping, Çin’in İngiltere’nin AB ile daha bütünleşik olmasını ve AB’nin güçlenmesini istediğini ifade etmiştir. Çin ile AB arasında, düzenli zirve toplantıları yapılmaktadır ve 2013 yılında Pekin’de yapılan Çin-AB Zirve toplantısında, taraflar, 2020 yılına kadar olan dönemi kapsayan bir stratejik işbirliği planı hazırlamışlardır. Keza Almanya’nın AB içindeki güncel konumu ve ağırlıklı yeri dikkate alındığında; 2013 yılında 140 milyar euro seviyesinde olan Çin ile Almanya arasındaki dış ticaret hacminin 2015 yılında 200 milyar euro seviyesine çıkarılmasının amaçlanması, Çin’de üç bine yakın Alman şirketinin faaliyet gösterdiği ve bu şirketlerin Çin’deki yatırımlarının 40 milyar euro seviyesinde olduğu, Çin ile Almanya arasında bilim, teknoloji ve askeri alanlar da dahil hemen her alanda yakın ilişki bulunması, Jinping’in İngiltere’nin AB ile daha bütünleşik olmasına yaptığı vurgunun önemli olduğuna ve stratejik bir mahiyet arz ettiğine işaret eder.

Çin’in İngiltere’yi AB’ye itmeyi öngören bu yaklaşımı, Batı’yı ve ABD’yi etkileyecektir. Sovyetlerin dağılma sürecine girmesi ile birlikte öne çıkan Batı’nın ABD ve Avrupa kanatlarındaki ayrışma eğilimi, öyle anlaşılmaktadır ki, Çin’in yükselmesi ve yeni kutup olarak algılaması ile birlikte yeniden gündemde öne çıkacaktır. Çin etkisinde ortaya çıkacak böyle bir ayrışmanın, Ukrayna krizinde, Suriye krizinde, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi anlaşmazlıklarında, ABD’yi etkilemesi ve ABD’nin bu krizlerdeki ve anlaşmazlık konularındaki pozisyonlarını zayıflatması kaçınılmaz olacaktır. ABD, Avrupalı müttefiklerini ve NATO’yu Avrupa’nın doğusuna, Orta Doğu’ya ve Asya’ya (buralardaki kriz ve gerginliklere) taşımakta zorlanacaktır. Bu, Jinping’in İngiltere ziyaretinin önemine ve stratejik değerine işaret eder.

Eğer Çin’in ve Rusya’nın yukarıda değinilen Suriye ve Ukrayna krizlerindeki birliktelikleri ve özellikle Batının bir bütün olarak her iki krizde de Rusya’yı karşısına almış olduğu hatırlanırsa, Çin’in AB ve Avrupa’nın önde gelen ülkeleri ile yakınlaşma stratejisi, Çin-Rusya ilişkilerini de etkileyecektir. Çin-Rusya cephesinde de bir ayrışmanın yaşanması ve Rusya’nın her iki krizde de Çin’in desteğinden yoksun kalması durumu ortaya çıkacaktır. Suriye krizinde ABD’nin Rusya’ya yanaşması ile ABD eski Başkanlarından Jimmy Carter’ın ofisinin Moskova’ya verdiği Suriye haritaları ve yine ABD Dışişleri eski Bakanlarından Henry Kissinger’den gelen Rusya’yı Suriye’de serbest bırakın yolundaki açıklama, dolaylı olarak, Çin-Rusya ayrışmasına işaret eden gelişmeler olarak görülebilir. Keza bugün ve görünür gelecek itibarıyla Kuril Adalarının jeopolitiği dikkate alındığında, Rusya’dan gelen bu adalarda askeri üs inşa açıklaması da bu bağlamda mütalaa edilebilir.

İngiltere ile Çin arasındaki ilişkilerin stratejik bir mahiyet arz etmeye başladığı düşünülürken, İngiltere’nin Çin’in “Yeni İpek Yolu” projesinin en batıdaki parçasını teşkil ettiğini de görmek gerekir. Jinping, ziyaretini sadece İngiltere ile sınırlı tutması (aynı coğrafyadaki diğer ülkeleri programına almaması), aynı zamanda İngiltere’nin Çin nezdindeki stratejik değeri ile de açıklanabilecek bir durumdur.

ABD’nin uluslararası politikada genelde kaos/kriz üzerinden ya da gücü öne çıkararak mesafe alma yaklaşımı içinde olması, günümüz Avrupa’sının koşullarına uymamaktadır. Buna İngiltere örneğinden bakılırsa; İngiltere’nin 64 milyona yakın nüfusunun etnik ve dinsel açıdan oldukça çeşitlilik arz ettiği ve nüfusunun yaklaşık % 30’unun 55 yaş ve üzeri olduğu görülür. Almanya’nın ve Fransa’nın durumunun, İngiltere’den çok da farklı olmadığı çıkış noktası alınırsa, yaşlı nüfusun, eski alışkanlıklarını sürdürmek istemekle beraber, kalan ömürlerinde sıkıntıdan uzak yaşamak isteyeceklerini de görmek gerekir. Onun içindir ki, Çin’in dış politika anlayış ve uygulamasının Avrupa’ya çekici geleceğini söylemek mümkündür. Bu noktada, ABD ile Rusya arasındaki yeni yakınlaşma işaretlerinin ve her iki tarafın da kriz, kaos ve güç ile anılmalarının, Soğuk Savaşı çağrıştırdığı ve Soğuk Savaş anılarını canlandırdığı için, Avrupa’ya itici geleceği ve ABD’den uzaklaşmaya neden olacağı da ifade edilebilir.

Böyle bir tabloda, İngiltere’nin “Batıdan” kopacağı endişesine kapılanların olması doğal olmakla beraber, bunun “Batıdan kopuş” yerine “ABD’den uzaklaşma” olarak alınmasının daha doğru bir tanımlama olacağı düşünülmektedir. Çünkü ABD, Avrupa’dan “türemiştir”, asıl Batı Avrupa’dır ve Avrupa’nın “Batı” olarak cazibesini koruyabilmesi, değişen koşulların farkında olmasına ve bunları dikkate almasına bağlıdır. Ve Çin ile ilişkiler, tıpkı ABD ile olan ilişkilerin sağladığı gibi, İngiltere’ye, dolaylı olarak, üzerinde “güneş batmayan” ülke günlerini hatırlatan avantajlarını sürdürmesini sağlayabilir, Çin ile ilişkilerin İngiltere için böyle bir potansiyeli içerdiğinden söz edilebilir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 25 Ekim 2015


ABD’NİN İRAN YAPTIRIMLARINI SORGULAMA…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas İran’ı ziyaret ederken, bu ziyaret ile eş zamanlı olarak İran’dan bir açıklama ve bir eylem geliyor[i]. Açıklama, bir uyarı. İran; Avrupa’ya, bağları normalleştirme, ekonomik ilişkileri normale dönmesini sağlama uyarısı geliyor. Eylem de; İran, aynı anda altı hedefi izleyebildiği ve savaş uçaklarını, bombardıman uçaklarını, droneleri ve

MEKKE’DEKİ İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT) ZİRVESİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suudi Arabistan Kralı Salman’ın daveti üzerine, Mekke’de İslam İşbirliği Teşkilatı İİT) olağanüstü liderler zirvesi gerçekleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu zirveye katılmaması haber yapılmış[i]… Zirvede, Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu temsil etmiş. Bilindiği üzere, Türkiye, 14-15 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen İİT 13. Zirvesi ile, İİT Zirve Dönem Başkanlığını üstlenmişti. Dışişleri Bakanlığı’nın web

TÜRK MEDYASINDA BUNLAR KONUŞULUYOR MU?

ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüşen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir sonraki gün de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmüş… (Bu yazıda, tarih hatası nedeniyle, güncelleme yapılmıştır.)

HAKURK OPERASYONU: GÜNCEL DIŞ POLİTİKADA SORU İŞARETLERİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Sözcü Gazetesi’nin 29 Mayıs 2019 tarihli nüshasının 15. sayfasında, deneyimli ve özellikle savunma/güvenlik konularında oldukça geniş bir çevreye sahip gazeteci Saygı Öztürk; Irak’ın kuzeyindeki 7 bin 903 PKK terör örgütü militanının, ABD’nin verdiği yeni silahlarla, Türkiye’ye sızmak için Hakurk bölgesinde toplandıkları bilgisinin edinilmesi üzerine, Türkiye’nin “büyük gizlilik içinde, iki komando

ABD’NİN HİNT-PASİFİK STRATEJİSİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin Halk Kurtuluş Ordusu Askeri Bilimler Akademisi araştırma görevlisi, Çin-Amerikan Savunma İlişkileri Merkezi Direktörü, Kıdemli Albay Zhao Xiaozhuo; Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies-IISS)’nün düzenlediği, 30 Mayıs 2019 Cuma günü Singapur’da başlayacak, Asya-Pasifik güvenliğine dair Shangri-La Diyalogu 18. Toplantısı münasebetiyle hazırladığı makalesinde Trump Yönetiminin Hint-Pasifik Stratejisinin üç

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.