ÇİN ABD’YE BENZEME YOLUNDA: ÇİN’İN DENİZAŞIRI ASKERİ VARLIĞI ARTIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Hudson Enstitüsü’nden Jonh Lee tarafından hazırlanan bir raporda, Çin’in Cibuti stratejisinden ve Pekin’in şimdi bu stratejiyi Güney Pasifik’te uygulamaya koymuş olduğundan söz ediliyor[i].

Bu stratejiyi anlamak için, öncelikle Cibuti’ye bakmak gerekir. Cibuti, Afrika Boynuzu üzerinde yer alan, küçük ama jeopolitiği son derece değerli bir ülkedir. Çin’in, bu ülkede, kalıcı olarak, 14.400 asker bulundurduğu belirtiliyor. Çin’in Cibuti’de bu sayıda asker bulundurmasının gerekçesi, bölgedeki deniz korsanlığı ile mücadele ve Cibuti’nin kalkınmasına yardımdır. Bu iki gerekçe, ilk bakışta, Çin’in, hem insancıl-dostane yaklaşımına, hem de küresel düzen/istikrar için sorumluluk üstlendiğine işaret eder.

Peki, Çin’in Cibuti stratejisi, gerçekten bu kadar masum ve iyi niyetli görülebilir mi?

Bu sorunun cevabı, Cibuti’nin haritadaki yerinde (coğrafi konumunda) saklıdır. Haritaya bakılırsa, Cibuti’nin, Afrika’nın doğusundan bu kıtaya girişi-çıkışı, Kızıldeniz’e girişi-çıkışı (yani Süveyş Kanalı’nın kullanımını), Arap Yarımadası’nı (yani Basra Körfezi’ne girişi-çıkışı) yakından kontrol ettiği görülür. Cibuti’nin (füzeler, uçaklar ve diğer atma vasıtaları ile birlikte mütalaa edildiğinde ortaya çıkan) uzaktan sunduğu, onlar da değerli olan, diğer jeopolitik avantajlarına değinmiyorum bile…

Çin, hem enerjide dışa bağımlı bir ülkedir, hem de hâlihazırda Dünyanın en büyük enerji tüketicisidir. Ve Çin’in devam eden yükselişi, dış satıma (ihracata) dayalı bir yükseliştir. Bunlar, Cibuti’nin jeopolitik değerinin ve sunduğu avantajların Çin için çok değerli olduğuna işaret eder. Bunlar ortada iken, Çin’in Cibuti’deki askeri varlığı, sadece insancıl-dostane yaklaşımı ve küresel düzen/istikrar için duyduğu sorumluluk ile açıklanabilir mi? Elbette ki hayır. Cibuti’de bulundurduğu askeri varlık, bunlardan ziyade, doğrudan politik, ekonomik ve askeri açılardan Çin’in çıkarları ile ilgilidir. Çin için, enerji ve ulaşım güvenliği son derece önemlidir ve Cibuti, Çin’e her iki konuda güvenlik ihtiyacını karşımla imkânı sunmaktadır.

Söz konusu rapordan, Çin’in, Cibuti üzerinden uygulamaya koyduğu bu stratejinin aynısını, şimdi de, Güney Pasifik’te, genel olarak Avustralya’nın doğusunda kalan, her biri küçük-küçücük ada ülkesi olan Fiji’de, Cook Adaları’nda, Samoa’da, Tonga’da ve Vanuatu’da uygulamaya koyduğu anlaşılmaktadır. Raporda buna işaret ediliyor. Ve Çin’in, bu küçük-küçücük ada ülkelerinde, “ikili ekonomik ve askeri kullanım kapasitesine sahip alt yapı yatırımlarına gittiği” belirtiliyor.

Küçük-küçücük ada ülkeleri için, “ikili ekonomik kullanım kapasitesine sahip alt yapı tesisleri” anlaşılır bir husustur. Ancak aynı şeyi, “ikili askeri kullanım kapasitesine sahip alt yapı tesisleri” için söylemek güçtür.

Niçin güç olduğunu ortaya koymak için de, yine haritaya bakmak gerekir. Avustralya’nın doğusunda, Yeni Zelanda’nın kuzey doğusunda, Güney Pasifik Okyanusu’na serpilmiş olan, isimleri Dünyada fazla bilinmeyen, bu küçük-küçücük ada ülkelerinin, Çin’in yaptığı alt yapı tesislerinin içerdiği askeri kullanım kapasitesine ihtiyaç duymayan ülkeler olduğu çok açıktır. Başka bir ifade ile; bu küçük-küçük ada ülkelerinin savunma ve güvenlik ihtiyaçları, Çin’in yaptığı askeri kullanım kapasitesine sahip alt yapı tesislerini gerektiren ölçekte değildir. Bu küçük-küçücük ada ülkelerinin nüfusları bile, tek başına, buna işaret eder. Fiji’nin nüfusu 926 bin, Cook Adaları’nın nüfusu yalnızca 9 bin, Samoa’nın nüfusu 201 bin, Tonga’nın nüfusu 106 bin ve Vanuatu’nun nüfusu da 288 bindir. Yani yıpkı Cibuti gibi çok küçük nüfusa sahip ülkelerdir. (Cibuti’nin nüfusu da 884 bindir.) Cibuti ile bu küçük-küçücük ada ülkeleri arasındaki fark, Cibuti’nin güncel jeopolitiğinin ortada ve açık olması ve bu uluslararası politikanın önde gelen birçok ülkesine çekici gelirken, söz konusu küçük-küçücük ada ülkelerinin jeopolitiğinin potansiyel olarak değerli olması ve özellikle Çin’e çekici gelmesidir.

Konuya açıklık getirecek diğer hususlar da,  Çin-ABD rekabeti ve Çin’in askeri kullanım kapasitesine sahip alt yapı tesisleri inşa ettiği bu küçük-küçücük ada ülkelerinin, ABD’nin askeri varlık bulundurduğu Pasifik Okyanusu’nda yer almalarıdır.

ABD, Pasifik Okyanusu’nda, Hawai  Eyaletine (Hawai Adaları’na), özerk toprak statüsünde kendisine bağlı Guam Adası’na ve bunlar arasında yer alan Wake Adası’na sahiptir. ABD’nin, buralarda ciddi askeri varlığı (üsleri) bulunmaktadır. ABD’nin “Pasifik Komutanlığı”, Pasifik’teki ABD askeri varlığına ayrıca güç katmakta; bu gücün etki alanını genişletmekte ve ağırlığını artırmaktadır. Bu bağlamda, ABD’nin, 2018 yılında Hindistan ve Güney Çin Denizi anlaşmazlığı nedeniyle bu komutanlığın adını  “Hindistan-Pasifik Bölgesi Komutanlığı” olarak değiştirdiğini ve bu komutanlığı Avrupa’dan kaydırdığı donanma unsurları ile güçlendirme yoluna gittiğini de görmek gerekir. Bütün bunlar, ABD ile rekabet içindeki Çin için son derece önemlidir.

Çünkü ABD’nin Pasifik bölgesindeki bu askeri varlığı, doğudan ve doğrudan Çin’in ana karasının karşısına denk gelmektedir ki; bunların anlamı, Çin’in Pasifik’ten algıladığı ABD tehdidinin “yakınlığı” ve “ciddiyeti” konusunda bir artış olduğudur. Bu noktada, ABD’nin Hawai Adalarının, Çin’in askeri kullanım kapasitesine de sahip alt yapı tesisleri inşa ettiği söz konusu küçük-küçücük ada ülkelerinin “uzak” kuzeydoğusunda; Guam Adası’nın da, “uzak” kuzeybatısında (Filipinler’in doğusunda) kaldığına, özellikle dikkat etmek gerekir. Füzeler, uçaklar ve diğer atma vasıtaları nedeniyle, hem ABD için, hem de Çin için, bu “uzak” oluşun fazla bir önemi yoktur.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında; (i) Çin’in yaptığı askeri kullanım kapasitesine sahip alt yapı tesislerinin “ikili” kullanıma açık olmasının bu küçük-küçücük ada ülkeleri için fazla bir anlamının olmadığı; (ii) “ikili” kullanım ifadesine, yaptıklarının tepkiyi çekmemesi için Çin tarafından “örtü/yansıtma” işlevinin yüklenmiş olduğu; (iii) bu alt yapı tesislerinin gerçekte Çin’in ABD karşısındaki savunma ve güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermek için inşa edildiği çok açıktır. Çin’in, Pasifik bölgesinde, ABD’yi ve bölgesel müttefiki Avustralya’yı dengelemek, onları baskı/kıskaç altına almak, bu suretle onların kendisi karşısındaki hareket kabiliyetini kısıtlamak peşinde olduğunu söylemek mümkündür.

Görünen, Çin’in de, ABD gibi, denizaşırı askeri varlık bulundurmaya yönelmiş gözüktüğüdür. Bu, gerçekçi olarak ve Çin açısından bakıldığında, bir gereklilik olarak görülebilir. Çünkü Çin’in, hem gücünü koruyup geliştirmesine imkân verecek ham madde ve mamul madde pazarına, hem de Dünyaya yayılmış ekonomik yatırımlarını korumaya ve ulaşım yollarının güvenliğini sağlamaya,   ihtiyacı vardır. Bunlar, Çin’i ABD’ye benzemeye iten hususlardır ve Çin, bu itişin etkisinde ABD’ye benzer bir yola girmiş gözükmektedir. Çin’in, rejiminin farklı olması, Batılı değerlere bakışı, dış politika anlayışında ve uygulamasında “yumuşak güç”ü esas alması, benzeme gerçeğini değiştirmemektedir.

Çin’deki bu yönelişin, Dünyanın geleceği açısından ciddi bir sorun olabileceği değerlendirilmektedir. Çünkü Çin’deki ve ABD’deki “işleyiş” farklılığı, “çıktıları” farklı kılmamaktadır. Çin de, ABD de, aynı şeylerin peşindedirler. Oysa gelinen noktada, Dünyanın bir rahatlamaya ve bunu sağlayacak yeni ve farklı bir “çıktı”ya ihtiyacı vardır. Fakat bugün “olanlardan” hareket edildiğinde, görünür gelecek için olumlu bir ışık alınmamaktadır.

Ülkesel koşullardaki ve “işleyişteki” farklılıkların doğurduğu algı, Çin’in uluslararası politikada ABD’den çok daha uzun bir ömre ve güce sahip olabileceği yönündedir. Bu, Dünya için ne getirir, ne götürür, bu son derece önemlidir. “Çıktı”da bir fark olmamasının ve Çin’in tek başına Dünya nüfusunun beşte birine sahip olmasının (Dünyadaki her beş kişiden birinin Çinli olmasının), önce totaliter rejimlere pirim verebileceğinden, sonra da küresel ölçekte şiddeti tetikleyebileceğinden endişe duyuyorum. Trump Yönetimi ile birlikte ABD’de baş gösteren “tersine gidiş”, bu endişemi beslemektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 26 Mart 2019

[i] https://www.hudson.org/research/14892-the-use-of-aid-to-counter-china-s-djibouti-strategy-in-the-south-pacific, 25.3.2019.


YENİ SİSTEMDE HUKUKSAL AÇIDAN ASKERİ HAREKÂTIN SEVK VE İDARESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İdlib’de 33 Türk askerinin şehit düştüğü günlerde televizyon ekranlarındaki bazı görüntüler nedeniyle, “yeni sistemde” Milli Savunma Bakanı’nın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile olan ilişkilerine değinme ihtiyacı duymuş ancak, acının dorukta olduğu bir sırada yanlış anlaşılabilirim endişesiyle o günlerde bunu yapmamıştım. Televizyon ekranlarındaki o görüntüler, bana göre, bir

ULUSLARARASI HUKUK IŞIĞINDA TÜRKİYE’NİN SURİYE’DEKİ (İDLİB’DEKİ) ASKERİ VARLIĞI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye İdlib’de 34 askerini şehit vermesinin acısını yaşarken, iç ve dış kamuoyunda bir sorgulama var ki, yetkililerden Türkiye’nin Suriye’deki (İdlib’deki) varlığına dair açıklamaları duyuyoruz.  Türkiye’nin, “Suriye halkı davet ettiği için Suriye’de olduğu” ifade ediliyor, zaman zaman da Adana Protokolü’ne işaret ediliyor. İdlib üzerinden Suriye krizinde bugün gelinen noktada,

İDLİB: ULUSLARARASI HUKUK VE KORONA VİRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Sayın Erdoğan’ın İdlib konusunda muhataplarına verdiği süre dolmak üzere… Son üç güne girildi… Evet, Türkiye’nin İdlib’deki varlığı “önleyici savunma” kapsamında görülebilir, Türkiye Suriye’de terörizmle mücadele edebilir ama, bir de bu işin “aması” var…

PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.