BU ÜLKEDE SİYASET NASIL YAPILIR HALE GELDİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Medyada, CHP Genel Başkan Yarımcısı emekli Büyükelçi Sayın Ünal Çeviköz’ün, bir Amerikan düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştiriler yer alıyor. Eleştiriler, münhasıran Sayın Çeviköz’ün konuşmasında ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Türkiye için demokrasi ve temel hak ve özgürlüklere çok güçlü vurgu yapmasını istemesine yönelik eleştiriler…

Eleştirilerde, ne toplantı konusunun başlığı, ne de Sayın Çeviköz’ün konuşmasında geçen KKTC/Maraş, Libya, Suriye ve S-400’ler ile ilgili açıklamaları öne çıkmış; belirgin şekilde öne çıkan husus, ABD’nin yeni Başkanı Biden’dan istenen Türkiye için güçlü demokrasi vurgusu yapması… Münhasıran bu eleştiriliyor.

Toplantı konusunun başlığı: “Türkiye’nin 2021’de Dış Politika Öncelikleri: Ana Muhalefet Partisinden Bir Bakış”… Düşünce kuruluşları, bu tür etkinlikleri, bir ülkede iktidara gelme şansı olan partiler ile yapar. Uluslararası ilişkilerin bütünlüğü ve işleyiş biçimi dikkate alındığında, bu tür etkinlikler normaldir, sıradandır. Çünkü siyasetin/politikanın doğasından kaynaklanır.

İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi hemen herkes bilir. Bu da, yine siyasetin/politikanın doğasından kaynaklanan bir durumdur. Yani olağandır. Ancak Sovyetlerin dağılmasından sonra, ülkelerinin iç politikalarında dış politika daha etkin/belirleyici bir yere kavuşmuştur. Bu da bir vakadır. İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkide, dengeler dış politika lehine ciddi şekilde değişmiştir. Bu, günümüzde süper güçlerin iç politikasına yönelik dış müdahale iddialarından da çıkarılabiliyor.

Siyasetin/politikanın doğası bu, küresel ölçekte durum bu ama, bunlar, siyasetin niçin yapıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Her ülkede, siyaset, devleti güçlü kılmak, halkı mutlu ve müreffeh kılmak; güçlü ise, mutlu ve müreffeh ise, daha güçlü kılmak, daha mutlu ve müreffeh kılmak için yapılır. Siyasetin/politikanın doğası ve küresel koşullar, ülkeyi yönetme sorumluluğu yerine getirilirken başarı için dikkate alınması gereken hususlardır. Esas olan, siyasetin yapılış amacıdır.

Türkiye’de de, bugün, ana muhalefet partisi CHP, iktidar olmak için ABD’nin desteğini arıyor gözüküyor. Ve bu eleştirilere bakarken, objektif olmak adına, hem yukarıda değinilen hususları, hem de Türkiye’deki yaşanmışlıkları hatırlamak icap eder.

Bugün iktidar olmak için ABD’nin desteğini arıyor gözüken CHP eleştiriliyor da,  peki, 18 yıldan fazla bir süredir aralıksız tek başına iktidarda olan AKP iktidar gelmek için aynı şeyi yapmamış mıdır? Yıllardır, iktidarda kalmak için aynı şeyi yapmıyor mu? AKP, yaptığı onca şeye, açıkça Türkiye’yi karşısına almasına rağmen, niye ABD’den bir türlü vazgeçemiyor? Niçin AKP’nin ABD’den bir türlü vazgeçememesine bu gözle bakılmıyor? Şimdi CHP bu kulvara girmiş gözüktüğü için eleştiriliyor!… Eleştirenlerin başında da, dün aynı yolla iktidara gelmiş ve bugüne kadar iktidarlarını doğrudan ya da dolaylı olarak bu yolla sürdürmüş olanlar geliyor!…

Sayın Çeviköz’ün yaptığı konuşma, iktidar partisince “demokrasi dilenmesi” olarak alınmış… Eğer öyle ise, bu “dilenmenin” bir benzeri, AKP’in kuruluşunda ve ilk iktidar yıllarında yok muydu? AKP’nin ilk iktidar yıllarında, her yıl Kasım ayında yayınlanan AB’nin Türkiye’ye ilişkin İlerleme Raporları ile ilgili tartışmaları hatırlayınız. AB İlerleme Raporu, Türkiye’ye tutulmuş ayna gibi görülmüyor muydu, gösterilmiyor muydu? AB İlerleme Raporu’nda Türkiye için bir demokrasi ve özgürlük eksikliği olarak yer alsın, biz de içeride bu konunun üzerine bu suretle gidelim diye AB’den medet umulmuyor muydu? Başörtüsü konusu böyle yaklaşılan konulardan biri değil miydi? Türkiye’de nerede bir kilise kalıntısı varsa, bu kalıntılar bu suretle ihya edilmiyor muydu ya da niye ihya ediliyordu? Azınlıkların Lozan’ın dışına taşan taleplerine, ABD/AB nedeniyle olumlu yaklaşılmıyor muydu? Dün, AKP ile bunlar olurken “demokrasi dilenmesi” ifadesi yoktu; şimdi, CHP söz konusu olunca, yapılan “demokrasi dilenmesi” oluyor ve eleştiriliyor!…

İkisini de doğru bulmuyorum. AKP’nin yaptığı da, yapmakta olduğu da yanlış; CHP’nin aynı yola girmiş görüntüsü de yanlış…

Siyaset milli olmak, siyasal irade asıl gücünü içeriden (milletten-halktan-seçmenden) almak zorundadır. Siyaset, milli olmaktan uzaklaştığı oranda, amacından da uzaklaşır.

Milli olmaktan uzaklaşmış bir siyaset ile, ne devlet güçlü kılınabilir, ne de millet mutlu ve müreffeh kılınabilir. Çünkü kendisine dayanılarak siyaset yapılan dış aktör (ABD), buna müsaade etmez. ABD, hiç Türkiye’nin güçlü bir devlet, Türk Milletinin de mutlu ve müreffeh olmasını ister mi? ABD için, varsa yoksa Amerikan devleti ve Amerikan halkıdır. ABD’nin Türk siyasetinde şu veya bu partiye destek vermesi, Amerikan devleti ve Amerikan halkı içindir, kendi ulusal çıkar ve hedefleri içindir.

Yaşanmış ve yaşanmakta olan bu tablo nedeniyle, bana göre, ha AKP, ha CHP!… Belirttiğim hususlar itibarıyla, arada bir fark yok. Her ikisinden de, “milli irade”, “halkın iradesi” ifadelerini çok sık duyuyoruz da, gerçekte “milli irade”nin, “halkın iradesi”nin önemsenmediği o kadar açık ki… Ülkenin ve vatandaşın durumu ortada, bu görülüyor.

Millet, halk, seçmen seçimden seçime hatırlanıyor. Seçim sonuçlanınca, bir dahaki seçime kadar unutuluyor. “Millet”, “halk” ya da “seçmen” de ne yazık ki bu görüntüye razı!…

Bana göre, en acı olanı da bu…

Millet, halk, seçmen, sanki koyun olmuş, koyun gibi!…

Geçim derdi bir taraftan, salgın diğer taraftan, altında eziliyor ama, “niye ben bu durumdayım, sana bunun için mi oy verdim” demiyor, gidip iktidarın etkinliklerinde iktidara alkış tutuyor!… Çok yaman bir çelişki ve ülkenin geleceği adına da çok acı bir durum.

Sorsan, “veren el, buyuran eldir” ne demek, bilir. Bir de, mevcut iktidar üzerinden gelmiş olduğu noktada yaşadığı sıkıntıların ve üzüntülerin nedenin “veren elin buyurması” olduğunu bilse!.. Bir de, ana muhalefet partisinin de, aynı yolun yolcusu olduğunu görse, anlasa!…

Sözde, AKP/Sayın Erdoğan iktidarı gidecek, yerine CHP gelecek!…

Samimi olarak soruyorum, ne değişecek?

AKP, iktidara gelmenin yolunun ABD’den geçtiğini gördü, ABD’nin kapısını çaldı, ABD’nin desteği ile iktidara geldi, 18 yıldır ABD’nin doğrudan/dolaylı desteği ile iktidarda… Bugün geldiğimiz noktada, devlet güçlü mü? Millet/halk, mutlu, huzurlu, refah içinde mi?

Şimdi CHP aynı şeyi yapmaya soyunmuş gözüküyor. Bu anlayıştaki bir CHP iktidarı ile, ülke olarak geleceğimiz nokta, bugünden belli değil mi?

AKP’nin ABD üzerinden iktidara gelmesi ve iktidarını ABD’nin doğrudan/dolaylı desteği ile sürdürmesini anlarım da, CHP’nin iktidara gelmek için bu yola tevessül etmesini anlayamam, bana çok daha ağır gelir. Nedeni de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu bir parti olmasıdır.

Türkiye, bu siyaset yapma anlayışından bıktı.

Durumu/durum geçen her gün biraz daha kötüye gidiyor.

Ülkenin ekonomik, politik, güvenlik, sosyal sorunları geçen her gün biraz daha ağırlaşıyor.

Millet, halk, seçmen sözde anılmayı değil, icraatta görülmeyi, siyasetin ülkeyi daha ileriye götürmek ve vatandaşın durumunu iyileştirmek için yapıldığını görmek, önemsenmek, önemsenen bir devletin ülkesinde yaşadığını hissetmek istiyor.

Siyaset bunun için yapılır da, Türkiye’de siyasetin bunlar için yapılmadığı o kadar açık ki…

Çözüm, milletin, halkın, seçmenin kendisine gelip iradesine sahip çıkmasındadır.

Millet, halk, seçmen esastır, asıl yetki sahibi millettir. Seçilen ise, vekildir, yani seçen adına iş yapacak, seçenin hak ve menfaatlerini koruyacak olandır. Seçimden seçime durum böyle de, seçim bittikten sonra durum tersine dönüyor: seçilen, yani vekil, asıl-esas benim diyor; seçen de, unutuluyor, ne kendisi ne verdiği vekalet hatırlanıyor….

Hal böyle değil mi?

Bu hal böyle sürmemeli, bu işleyiş böyle gitmemeli.

Siyaset, daha adil, daha dengeli bir işleyişe kavuşturulmalı.

Yoksa ileride bugünleri çok ararız.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 23 Kasım 2020


DAĞLIK KARABAĞ ZAFERİ, BAKU VE ANKARA

Prof. Dr. Osmasn Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Dağlık Karabağ’daki çatışmada gelinen noktada, elde edilen zaferle ilgili olarak iki hususa dikkat çekmek isterim.

TÜRKİYE’NİN TERÖRİZMLE MÜCADELESİ NASIL GÖZÜKÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Hakkari’de, PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 3 işçi (sivil) hayatını kaybetmiş… Şehit işçilere Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Eli kanlı, bölücü/ayrılıkçı terör örgütünü lanetliyorum. Ancak… AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bugün terörle mücadelede izlediği stratejiyi anlamak mümkün değil. Terörizmle mücadelede, “ara, bul, yok et” şeklinde ifade edilen

İYİ PARTİ’DEKİ GELİŞMELERİN DIŞ POLİTİKAYA DAİR ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi bilmeyen yoktur. Bu karşılıklı bağımlılık, son 30 yılda (Sovyetlerin dağılmasından sonra) dış politikanın iç politika üzerindeki ağırlığının arttığı bir şekle dönüşmüştür. İç politikalar, artık daha çok dış politikalar üzerinden yürütülür olmuştur. Öyle ki, bir taraftan Rusya’nın, Çin’in, hatta İran’ın

RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14) Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır. Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının

“ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ’NİN TEKNO-TİRANLIĞI”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Aşağıda bağlantı adresi (kaynağı) belirtilen çalışmada, özetle deniliyor ki; ABD Çin’in dolaylı istihbarat faaliyetlerinin önüne geçmeye ve Çin’e veri akışını sınırlamaya çalışırken, Birleşmiş Milletler (BM), Çin merkezli ortak küresel veri merkezleri kurmak için Pekin ile birlikte çalışıyor.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.