BU NATO ZİRVESİ KÜRESEL POLİTİKANIN GELECEĞİ AÇISINDAN SON DERECE ÖNEMLİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

İşbu yazı, The German Marshall Fund of the United States (GMF)’da yayınlanan, Jan Techau tarafından kaleme alınmış, “Europe’s Value in the Coming Standoff” başlıklı yazının[i] içeriği ve neden olduğu çağrışımlar ışığında ortaya çıkmıştır. Yazının sonunda, belirtilen görüşlerin her ne kadar sadece yazarını bağlayacağı ifade edilmişse de; yazının, transatlantik işbirliğinin güçlendirilmesini amaçlayan ABD merkezli GMF’de yayınlanmış ve Brüksel’deki NATO zirvesi ile eş zamanlı olarak kaleme alınmış olması, şüphesiz ayrıca anlamlıdır.

Yazıda, bir taraftan Soğuk Savaş yıllarının geride kaldığından söz ediliyor ve Soğuk Savaş yıllarındaki Avrupa-ABD ilişkileri hatırlatılıyor, diğer taraftan da “Çin tehdidine” işaret edilerek görünür geleceğe projeksiyon tutulurken hala Soğuk Savaş yıllarının düşünce kalıpları kullanılıyor. Buradan, göze batan bir çelişki içinde, yazıda, başlamış devam eden NATO Zirvesi gözetilerek, Avrupa’nın hala ABD’ye ihtiyacı olduğu mesajının verilmek istendiği algısı ediniliyor.

Yukarıda değinilen çelişki ve algı, bana göre, yazardan çok, özellikle ABD’nin mevcut yönetimi ile ilgilidir.

Yazıda, Avrupa’nın Çin ile yakınlaşması konusunda bir endişeye işaret ediliyor: Batılı değerler “sıfırlanabilir.” Bu endişeye işaret edilmesi, eğer Batının yıllardır savuna geldiği kendi değerlerini hala Avrupa’da içselleştirilememiş olduğu anlamına gelmiyorsa, Avrupa’yı korkutma/caydırma amaçlıdır. Avrupa’ya deniliyor ki, ABD’den uzaklaşıp Çin’e yaklaşırsan, değerlerin “sıfırlanır”!… Ya da daha somut bir ifade ile, Başkan Trump Avrupa’ya saygısızlık yapmayı alışkanlık haline getirse bile, Avrupa, ABD’nin yanında kalmaya devam etmelidir!…

İyi de, bunu Avrupa’ya söyleyenler, bir anlamda Avrupa’yı Çin ile “korkutmak” ya da Çin ile yakınlaşmaktan “caydırmak isteyenler, niçin dönüp Trump’a bir şey söylemiyorlar?

Birikimim ve sezgilerim ışığında, belirgin olarak görebildiğim bir husus var; o da, Avrupa’nın ABD’ye ihtiyacının düşünüldüğü kadar olmadığı ancak, ABD’nin Çin karşısında Avrupa’ya özellikle ihtiyacı olduğudur. Tek başına ABD’nin gücünün, Çin’in Batılı değerlere yönelik tehdidini bertaraf etmeye yetmediği açıktır. Başkan Trump, ikide bir, Almanya’dan, Japonya’dan, Suudi Arabistan’dan, Katar’dan ve diğerlerinden açıkça maddi katkı talep etmiyor mu?

Trump Yönetimi, hem ABD’nin gücünün küresel politikayı tek başına kontrol etmeye, dolayısıyla Çin tehdidini bertaraf etmeye yetmediğini açıkça “itiraf” edemiyor, hem de içinden çıktığı iş dünyasından kaynaklanan ve diğer ABD Başkanlarında görülmeyen “nevi şahsına münhasır” bir yönetim anlayışı sergiliyor.

Avrupa, Başkan Trump’tan rahatsız ve ABD’den uzaklaşıyor. Avrupa, bu konuda yalnız da değil. Batı, bir “ayrışma” sürecine girmiş gözüküyor. İngiltere’nin AB’den ayrılması, Batıdaki ayrışmanın (güç kaybının) bir başka işaretidir.

Böyle bir tabloda, ABD’den uzaklaşma ve Çin ile yakınlaşma, Avrupa’yı değerlerinin “sıfırlanması” riski ile karşı karşıya bırakmaktan çok, Avrupa’nın değerlerini içselleştirmiş olduğu ve değerlerini koruma gibi bir endişesinin olmadığı anlamına gelir.

Sorun, ABD’dedir.

Çünkü küresel politikaya bakınca, bir diğeri ile çelişen “iki” ABD görülüyor. Bir tarafta, küresel barış ve istikrar adına Batılı değerlerin bayraktarlığını yapan ve bunu ülkelere “dayatan” ABD; diğer tarafta ise, Batılı değerleri giderek daha çok ihlal eden ve görmezden gelen,  bu suretle küresel düzensizliğe (kan ve göz yaşına) neden olan ABD vardır. Bu farklı iki tablodan; ABD’nin, Batılı değerleri hala içselleştirememiş olduğu ve kendisindeki bu durumu Avrupa’da da var gördüğü anlamı çıkarılamaz mı?

Trump Yönetimi, başlangıçtan bu yana ciddi çelişkiler, dolayısıyla ciddi “stratejik yanlışlar” içindedir.

ABD, Çin ile rekabet etmektedir ama, 1991 sonrasında tercihini Batıdan yana yapmış ve bu yolda ilerleyen Rusya’yı Çin karşısında yanına almak yerine, karşısına almayı tercih etmiştir. Hem Çin’in Batılı değerleri tehdit ettiğini ifade ediyor, hem de Çin karşısında Batılı değerler “paydasını” ufalıyor. Avrupa’nın savunma harcamalarını (ve NATO’ya katkı paylarını) artırmalarına odaklanmış ama, Avrupa’nın Çin karşısında ABD’ye sunduğu “yumuşak güç” bağlamındaki diğer ciddi avantajlarını unutmuştur. Çin, yumuşak güç üzerinden küresel politikada öne çıkmış iken, kendisi Çin ile mücadelede münhasıran sert gücüne dayanma peşindedir. Üstelik Çin nezdinde anlamlı olmaktan uzak gözüken “sert güce” tek başına sahip olmadığı algısı her gün biraz daha güçlenir iken…

Trump Yönetiminin, mevcut yaklaşımı ile, Çin karşısında başarılı olması güçtür. Çünkü “sert gücü” Çin’e nüfuz etmeye yeterli değildir. Lideri olduğu Batılı sert gücü kendisi ufalamaktadır. Nüfuzu erimektedir. Yalnızlığa, içine kapanmaya doğru yol almaktadır. ABD’nin Başkan Trump ile birlikte arz etmeye başladığı bu görüntü karşısında, Çin nedeniyle Batılı değerlerin “sıfırlanması” endişesinin arkasında, Avrupa’nın mı olduğu, yoksa ABD’nin mi olduğu düşünülür?

İzlemekte olduğu yanlış strateji ile, Başkan Trump’ın, Çin’in Batılı değerlerin “sıfırlanmasına” engel olamadığını, adeta buna “yol verdiğini” söylemek mümkündür.

Sonuç olarak; politika, koşullardaki değişimin etkisinde, dinamiktir, ilerlemecidir. Belli koşullarda başarılı olmuş, işe yaramış politikaların ve stratejilerin ileride de hep başarılı olacağı, işe yarayacağı düşünülemez.

Fakat öyle anlaşılıyor ki, Başkan Trump işe yarayacağını düşünüyor ve bu yanlışta ABD’yi de peşinden sürüklüyor.

Acaba Donald Trump, ABD’yi değil de, kendi şirketlerini yönetiyor olsaydı böyle düşünür müydü?

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında; bugün Brüksel’de başlayan ve yarın da devam edecek olan NATO Zirvesi’nin odağında ABD Başkanı Trump’ın olacağı, dolayısıyla zirvedeki gelişmelerin ve ortaya çıkacak “gerçek-şekli olmayan” sonucun, küresel politikanın (ABD’nin) geleceği açısından son derece önemli olacağı değerlendirilmektedir.

Bakalım Başkan Trump (ABD), “devam” diyerek yalnız kalmayı ve sonunda Çin’e “teslim” olmayı mı, yoksa yaklaşımını (stratejisini) gözden geçirip koşullardaki değişimi dikkate alan gerçekçi, yeni ve farklı bir strateji ile ortaya çıkmayı mı tercih edecek?

Başkan Trump, Avrupa’nın “yumuşak huylu” oluşunu “doğru” anlamalı ve hemen herkesin ABD’nin Çin karşısında NATO’yu kaybetmeye tahammül olmadığının farkında olduğunu görmelidir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org,, 11 Temmuz 2018

[i] http://www.gmfus.org/blog/2018/07/10/europes-value-coming-standoff?utm_source=email&utm_medium=email&utm_campaign=2018-07-10_europe%20value, 11.7.2018.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.