BİRİNCİ YAZI: “METAL FIRTINA” HAKKINDA BİLGİLENDİRME

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

“Metal Fırtına”, Orkun Uçar ve Burak Turna tarafından kaleme alınmış, Aralık 2004’de, Timaş Yayınları tarafından yayınlanmış, politik kurgu türünden bir roman olarak tanıtımı yapılan, toplam 302 sayfalık bir kitap…

Kitap, kısa sürede, onlarca baskı yapmış ve milyonlar ile ifade edilebilecek, oldukça geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır.

Kitabın internet tanıtımında, aşağıda tırnak içinde verilen ifadeler kullanılmıştır:

“Tarih, 23 Mayıs 2007… Yer, Kerkük’ün kuzeydoğusu… Kuzey Irak’taki kargaşa devam ederken, bölgede bulunan Türk birlikleri ani bir Amerikan saldırısına uğrar. Türk birlikleri ‘müttefik’lerinden hiç de beklemedikleri bir darbe almıştır.

CNN International hemen haber geçmeye başlar: ‘Kuzey Irak’ta çatışma… 13 ABD askeri öldü, 30 yaralı var. Ordu yetkilileri, Amerikan güçlerine saldıran 35 Türk askerinin öldürüldüğünü açıkladı.’

Amerikalıların niyeti Türkiye’deki zengin bor minerallerini ele geçirmektir. Bunun için her şeyi göze almışlardır. İstanbul ve Ankara dâhil olmak üzere tüm Türkiye’yi savaş alanına çevirmeyi bile… Ve Metal Fırtına Operasyonu başlar…”

Kitabın kapağında da, “ABD’nin Türkiye’yi işgali… ABD Türkiye’yi vurdu… Bombardıman sürüyor… Kıskaç daralıyor…” ibareleri var.

Kitabı yayınlayan Timaş, “15 Temmuz Olayı”nın faili ve terör örgütü olarak halen yargılanan Fethullah Gülen Hareketi ile ilişkilendirilen bir yayınevi… Kitabın yayınlanmasından sonra, Haziran 2005’de, Timaş’ın, CIA’nin eski üst düzey yöneticisi ve daha sonra Pentagon ile bağlantılı RAND Corporation isimli düşünce kuruluşunun kıdemli politik analisti olan Graham E. Fuller ile yaptığı röportaj, söz konusu ilişkilendirme bağlamında oldukça anlamlıdır. Türk kamuoyu, Graham E. Fuller’i, özellikle 2005 yılında yayınlanmış “Siyasal İslamın Geleceği” ve 2011 yılında yayınlanmış “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” isimli kitapları üzerinden tanımaktadır. “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” isimli kitabı, bir süre Türkiye’de ciddi tartışma konusu olmuştur. Graham E. Fuller’in her iki kitabı da Timaş tarafından yayınlanmıştır. Graham E. Fuller’in bu kitapları ile bunların yayıncısının Timaş olması da, keza söz konusu ilişkilendirmeye güç katan hususlardır.

Kitabın 2004 yılı sonuna doğru piyasaya çıkmış olması ve kitapta, iki yıl gibi kısa bir süre sonra (2007 yılında) olabileceklerin anlatılmış olması son derece önemlidir.

Kitapta, genel hatlarıyla, ABD’nin Türkiye’yi işgali ve Türk halkının yeterince direniş göstermeyerek ABD’ye boyun eğdiği işlenmiştir. 2007 yılında tek süper güç olarak öne çıkan ABD’nin, uluslararası politikada giderek artan gerilim dolayısıyla, daha uygun stratejik noktalara yerleşmek, Hıristiyanların tarihi hac mekânlarıyla dolu olan Anadolu’yu ve İstanbul’u Türklerden temizlemek, geleceğin enerji kaynakları olan ve Türkiye’nin Dünyanın en büyük rezervlerine sahip olduğu bor ve toryum madenlerini ele geçirmek suretiyle Dünya egemenliğini gerçekleştirmek için, Türkiye’yi işgal ve bu süreçte Türkiye’de ve Dünyada cereyan eden gelişmeler anlatılmıştır.

Kitapta, Irak’ın kuzeyinde bulunan Türkiye’nin üç tugayından deniz piyade tugayına, bir gece aniden saldıran Amerikan güçleri, 35 askerimizi şehit etmiş, kendileri ise 13 kayıp vermiştir. “Metal Fırtına”, bu suretle başlayan operasyonun adıdır…

ABD tarafından yapılan açıklamada, o ana kadar müttefik olarak bilinen Türk Ordusunun hiçbir neden yokken Amerikan Ordusuna saldırarak 13 Amerikan askerini öldürdüğü, buna gereken cevabın verildiği, 35 Türk askerinin imha edildiği, bu durumun asla kabul edilmeyeceği ifadeleri yer almıştır.

Bu gelişme karşısında, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Genelkurmay Başkanlığı, ne/neler olduğu konusunda fikir yürütememiş ve ABD ile savaşa girilip girilmediği konusunda bir karara varamamış; yanlış bir karar vermemek düşüncesiyle, bir yandan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ABD’ye gönderilmiş, diğer yandan da Irak’ın kuzeyinde bulunan birliklere savunma düzenine geçerek beklemede kalmaları emri verilmiştir.

Bu gelişmelerin hemen arkasından, ABD’ye giden Türk Dışişleri Bakanı’nın bu ülkede gözaltına alındığı haberleri medyada yer almıştır.

Aslında “Metal Fırtına” koduyla başlatılan Amerikan saldırısını konu edinen senaryo, Türk istihbarat birimleri tarafından önceden istihbar edilmiş; ancak bürokrasi, birimler arasındaki çekişmeler ve kişisel çıkar hesapları gibi nedenlerle Ankara nezdinde gündeme getirilememiş, yani engellenememiştir.

Amerikan Silahlı Kuvvetleri, ilk saldırıdan sonra, Suriye üzerinden Türkiye’yi işgal harekâtına girişmiştir.

ABD’nin Türkiye’yi işgal harekatı, B-2, B-52 ve geliştirilmiş C-130 ağır bombardıman uçakları ile, önceden belirlenmiş hedeflere, yüksek irtifadan yaptığı hava saldırıları şeklinde başlamış, hava saldırısında daha yeni denenmiş “slayer (katil) bombaları” kullanılmış, Türk hava savunma sisteminin etki edemediği Amerikan bombardımanı Türk birlikleri için yıkım olmuştur. Kitapta tanımlandığı şekliyle, üstün teknolojik güç ve hedef tespit araçları vasıtasıyla, Türk birliklerinin çoğu daha kışlalarını terk edemeden, terk edebilenler ise ilk tehlikeyi atlatacak manevraları yapamadan, birlik bütünlüğü bozulacak şekilde, imha edilmiştir.

Türkiye’nin ve uluslararası kamuoyunun sessizlik ve şaşkınlıkla izlediği, bu ani gelişen ve Türk tarafının hazırlıksız yakalandığı saldırı, 12 saatin sonunda, Amerikan birliklerinin Ankara’ya ulaşmasını sağlayan bir hız içinde cereyan etmiştir. Aynı anda, Amerikan gayri nizami harp birliklerinin Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Kürt asıllı Türk vatandaşlarını kışkırtma ve isyana teşvik faaliyetleri yaşanmıştır. Genelkurmay Başkanlığı, imha edilen karargah binasını terk ederek yer altı karargahına geçmiştir. Klasik ve bilinen taktik harekatın devre dışı kaldığı ABD’nin yüksek teknolojik gücü karşısında, bombardımandan geriye kalan ve toparlanmaya çalışan özel kuvvetler, komando unsurları, polis özel harekat birlikleri ve halk güçlerinden oluşturulan kuvvetler ile, irtibatın olmadığı (kopuk olduğu) bir ortamda, meskun mahallerde, bir mücadele verilmeye başlanmıştır. Belli noktalarda, gayri nizami harekat ile, Amerikan birliklerine mümkün olabilen azami zayiat verdirilerek, onları geri çekilmeye zorlamayı öngören bir plan uygulanmaya başlanmıştır.

Bu aşamada, birkaç ay önceye gidilerek, MİT görevlisi, yaşamını Fransa’da farklı bir kimlikle sürdüren, roman içinde kahraman olarak öne çıkacak olan Gökhan Birdağ romana iliştirilmiştir. Gökhan Birdağ, Alman Gizli Servisinden bir görevlinin yardımıyla, ABD’nin Türkiye’yi işgal planını içeren dosyayı ele geçirmiş; dosyayı Türkiye’ye ulaştırmaya çabalarken, Türk istihbaratındaki bölünmeye/çekişmeye dayalı bir tuzağa düşürülmüş; ancak, kendisini yetiştiren komutanının yardımıyla bu tuzaktan kurtulmuş ve sonrasında ABD’ye gitmiştir. Türk istihbarat birimleri tarafından görmezden gelinen Gökhan Birdağ’ın ulaştırdığı dosya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ele geçirilmiş, birer örneği başta Fransa ve Almanya olmak üzere tüm AB üyesi ülkeler ile Rusya’ya ve Çin’e ulaştırılmıştır. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu dosyaları göndermekteki amacı, ABD’nin Türkiye’yi işgal etmek suretiyle bütün Dünya için büyük önem arz eden madenleri ve enerji kaynaklarını kendi kontrolü altına alarak Dünyanın hegemon gücü olma ve bütün Dünyaya hükmetme çabası içinde olduğu bilgisini onlarla paylaşarak, ABD karşısında onların desteğini sağlamaktır. Yani ABD’nin asıl amacının bu olduğu bütün Dünyaya ifşa edilmek suretiyle, ABD karşısında destek bulunacağı umulmuştur.

MİT içindeki bölünmeye/çekişmeye rağmen Türk istihbarat birimleri de bu arada boş durmamış, ele geçirdikleri iki nükleer başlıktan birini, Anıtkabir’in Amerikan bombardımanı neticesinde yıkılmasından sonra, Washington’da patlatarak ABD’nin kalbinden vurulmasını sağlamıştır. ABD Başkanı Bush, bunun üzerine harekâtın hızlandırılarak, İstanbul’un bir an önce alınması ve bütün Türklerin öldürülmesi emrini vermiş; Türk topraklarında ilerleyen Amerikan Ordusu, Anadolu’da ve İstanbul’da öngördükleri kadar kayıp vererek ilerleyişini sürdürmüştür.

Kitapta, Türk halkının, ABD’nin öngörülerini doğrular bir şekilde, zayıf bir direniş gösterdiği, özellikle vurgulanmıştır.

İstanbul Atatürk Hava Limanını ele geçiren Amerikan tümenleri, yığınaklanmalarını tamamlayarak uçar birlik harekâtı ile İstanbul’u tamamen işgal girişimine başlamıştır. Türk Genelkurmay Başkanı’nın İstanbul’dan sevk ve idare ettiği Türk direniş harekâtı büyük kayıplar vermeye devam etmiştir.

ABD, Türkiye’deki zengin bor ve toryum madenlerinin ele geçirilmesi ve İstanbul işgalinin tamamlanması sonrasında, harekâtın ikinci aşaması olan “Sevr Operasyonu”nu başlatmıştır. ABD, bu ikinci operasyon ile, Türkiye üzerinde emelleri olan diğer ülkelere istedikleri toprakları vererek, Dünyanın tek hâkimi olma yolunda o ülkelerin desteğini almayı amaçlamıştır.

Rusya, ABD’nin Dünyada tek süper güç olma düşüncesini ve bu amaçla çok önceden Türkiye’yi işgal planları yaptığını içeren dosyanın kendisine ulaşmasıyla birlikte harekete geçmiş; Fransa, Almanya ve Çin’i de yanına alarak, ABD’ye tepki göstermiştir. Bu tepkinin mimarı ve kahramanı da, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü üzerinde yaptığı pazarlıktan başarıyla çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu çetin pazarlığın sonucunda, ABD Türkiye’den çekilmiş ve geride bıraktığı Anıtkabirsiz, ulu öndersiz ve Ordusuz Türkiye, yeni baştan Recep Tayyip Erdoğan tarafından inşa edilmeye başlanmıştır.

Kitabın içeriği özetle bu şekilde…

Kitaba göre, Suriye sınırından başlayarak Türkiye’yi işgale başlayan ABD, harekâtın 14. gününde İstanbul’un işgalini tamamlamıştır. ABD Ordusu, toplam 14 gün içerisinde, yaklaşık 1.400 km. yol kat ederek, ciddi bir direniş ile karşılaşmadan, Suriye sınırından İstanbul’a gelebilmiştir.

Kitapta, Türk medyası da işlenmiştir.  Türk medyası, ciddi şekilde karalanmış, milli değerlere ihanetle suçlanmıştır. Medyanın Amerikan değerlerine teslimiyeti Türk halkına önerdiği, Türk Hükümetinin ve Türk Ordusunun açıklamalarını yayınlamaktan kaçındığı/çekindiği, Başbakan’ın ve Genelkurmay Başkanı’nın demeçlerinin hiçbir medya organı tarafından yayınlanmadığı, televizyonların ve gazetelerin ABD’ye teslimiyetin bayraktarlığını yaptığı, sıklıkla vurgulanmıştır. Türkiye’yi işgal harekâtı süresince, tüm Türk medya kuruluşlarının yayın akışlarının ABD tarafından kontrol edildiğine dair dolaylı bir vurgu da kitapta yer almıştır.

Kitapta, hemen hemen on sayfada bir sayılabilecek bir sıklıkta, açıkça ya da dolaylı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin acizliği dile getirilmiştir. Türk askeri için, adeta taarruz yeteneğinin olmadığı, Amerikan Silahlı Kuvvetlerini püskürtmek ve ülke güvenliğini sağlamak için çarpışmadığı, tek amacının Amerikan askeri öldürmek olduğu işlenmiştir.

Kitapta, Türkiye’yi ve Türkleri terörist gösteren, dolayısıyla üçüncü kişilerin Türkiye’yi ve Türkleri kolayca terörist olarak nitelemesine imkan verecek ifadeler, bu yönde bir üslup vardır.

Kitapta, dikkat çekici bir diğer vurgu da, ABD’de atom bombası patlatılmasının, sadece patlamanın cereyan ettiği eyalete zarar verdiği; her eyaletin kendi yönetimi olduğu için, atom bombasının patlamasından diğer eyaletlerin etkilenmediğine dair vurgudur.

Kitap için, daha başka hususlardan da söz edilebilir. Ancak kitap, Suriye krizinde Menbiç konusunda yaşananlar bağlamında gündeme geldiği için, bu yazıda yukarıdakiler ile yetinilmiştir.

Bir sonraki yazıda; kitabın yukarıda özet olarak verilen içeriği ışığında; önce kitabın özet bir değerlendirmesine yer verilecek, arkasından da özelde Menbiç’e, genelde ise Suriye’nin kuzeyine ilişkin doğrudan ve dolaylı güncel gelişmelere değinilerek bunlara anlam yüklemeleri yapılacaktır.

osmetoz/ascmer, www,ascmer.org, 14 Şubat 2018.


ABD’NİN GİRİT’TE VE BATI TRAKYA’DA ARTAN ASKERİ VARLIĞI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Yunanistan’ın, NATO üyesi olarak ülkesini zaten ABD’ye açmış iken, son dönemde bu işi daha da ileriye taşımasını, ABD’ye Girit’te ve Batı Trakya’da daha ileri konuşlanma imkânı tanımasını, burada biraz farklı ele almaya çalışacağım. Elbette ki, Yunanistan’ın bu yaptıkları, Yunan emeli ve ABD’nin güncel Türkiye yaklaşımı ile birlikte mütalaa edildiğinde, Türkiye

TÜRKİYE CİDDİ TEHDİT/TEHLİKE ALTINDA

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu 30 Ağustos’ta aklıma gelenler…. Lütfen hatırlayınız… 1821’de Osmanlı’ya isyan eden ve bu isyan neticesinde 1832’de Osmanlı’dan koparak ayrı bir devlete sahip olan Yunanlılar, Mayıs 1919’da Anadolu’yu işgale başlıyor… Yaklaşık 100 yıl önce (1821) emperyalist Batının desteği ile Osmanlı’dan kopan isyancılar, yaklaşık 100 yıl sonra (1919) yine emperyalist Batının desteği

UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMANIN TRANSDİNYESTER CUMHURİYETİ’NE YANSIMA İHTİMALİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk I. Moldova’nın doğusunda, fazla derinliği olmayan kuzeyden güneye doğru ince bir şerit halinde uzanan 1990’da Moldova’dan kopup tek taraflı bağımsızlık ilan eden, Ukrayna’nın batısından Ukrayna’ya komşu, Rusya himayesindeki, bugüne kadar Rusya dışında kimsenin bağımsızlığını tanımadığı Transdinyester Cumhuriyeti’nde dikkat çekici üç ayrı terör saldırısı yaşanıyor.[i] Bu çalışma, bu saldırıları çıkış noktası

PENÇE KİLİT OPERASYONU, “ERBİL GAZI” VE KÜRTLERE “ULUS İNŞASI”…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Linkedin’de Sayın Erkan Ayan’ın “AB-D neden Kuzey Irak’ta Pençe Kilidi Operasyonuna sessiz?” sorusu ile başlayan, benim bağlantı ağıma dâhil Sayın Murat Sekmen üzerinden muttali olduğum bir paylaşım ile karşılaştım. Bu paylaşımda, Türkiye’nin PKK terör örgütüne yönelik olarak Irak’ın kuzeyinde icra ettiği Pençe Kilit Operasyonu, (Erbil’in kontrolündeki) bölgenin petrol ve doğal

TACİKİSTAN SAVUNMA BAKANI’NIN TÜRKİYE ZİYARETİ ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde (20-21 Nisan’da) Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın önemli bir ziyaretçisi vardı. Tacikistan Savunma Bakanı Orgeneral Sherali Mirzo, Sayın Akar’ın “resmi davetlisi” olarak Türkiye’deydi. Sayın Akar, Sayın Mirzo’yu Milli Savunma Bakanlığı’na gelişinde askeri törenle ve görüntülerde ifadesini bulan dikkat çekici bir samimiyet ile karşılamış. Milli Savunma Bakanlığı tarafından

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.