BİR S-400 ANALİZİ VE BU ANALİZ IŞIĞINDA KONUYA ENERJİ POLİTİK BİR BAKIŞ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

WPR (World Politics Review)’de yer alan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 5-6 Mayıs 2019 tarihlerinde Türkiye’ye yaptığı ziyareti çıkış noktası alan, S-400’ler konusundaki kısa analizde[i], özetle aşağıdaki hususlara yer verilmiştir.

Türkiye ile ABD arasındaki S-400 anlaşmazlığı ortadan kalksa bile, ilişkilerin bugünden daha kötü olabileceği; Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere ve Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmelere rağmen, S-400’lerden kaynaklanan iki taraf arasındaki çatlağın, bir köprü kurmaya elverişli olmaktan uzak görüldüğü belirtilmiştir. Hatta bu çatlağın, Türkiye-ABD ilişkilerinin yörüngesini kalıcı olarak değiştirebileceği, bunun da Türkiye’nin NATO ve Batı ile olan ilişkilerine de aynı şekilde yansıyabileceği ifade edilmiştir.

Türkiye’nin hem S-400’lere, hem de F-35’lere birlikte sahip olamayacağını açıklayan ABD’nin Türkiye üzerindeki baskılarının son dönemde arttığı; Türkiye’ye,  ya ABD’nin, ya Rusya’nın baskı yaptığı; Türkiye’nin bir tercihe zorlandığı belirtilmiştir.

ABD’nin, Türkiye’nin bu yaklaşımının yarın bir başka NATO üyesi ülkeye sirayet edeceğinden endişe duyduğu; anlaşmazlığın, ABD için, sembolik, jeopolitik ve ekonomik (savunma pazarı) boyutları olduğu ve Türkiye’nin yaklaşımını blöf olarak gördüğü ifade ediliyor.

Türkiye’nin de, ABD’nin baskısını, Rusya’dan ikinci bir S-400 alımını ve F-35’lerin verilmemesi halinde de ihtiyaç duyduğu savaş uçaklarının Rusya’dan ya da Çin’den temin edilmesini gündeme getirerek savuşturmaya çalıştığı, “Putin kozunu” kullandığı vurgulanmıştır.

Tarafların, biri birlerinin pozisyonunu test ettiği ve Türkiye’nin kolayca geri adım atmayacağı ifade edilmiştir.

Ayrıca, Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarını karşılamada Batıya bağımlı olmaktan şikâyetçi olduğu fakat başka tedarik yollarına yönelmesinin Türkiye gibi hassas jeopolitik konumlara sahip ülkeler için maliyetinin yüksek olacağına da işaret edilmiştir.

ABD’nin de, Türkiye’nin de, biri birlerine karşı aynı oyunu (“tavuk oyunu”-the game of chicken) oynadığı ifade edilmiştir. Yani taraflar biri birlerine boyun eğmiyor, yaklaşımlarından vazgeçmiyor, kendi yaklaşımını muhatabına kabul ettirmeye çalışıyor. (Bu oyunda, tarafların çarpışma ve boyutları farklı da olsa her iki tarafın bir şeyler kaybetme riski yüksektir.)

Analizde, Türkiye’nin muhtemel bazı kayıplarına da somut olarak işaret edilmiştir.  F-35’lerin çeşitli bileşenlerinin üretiminde, montajında ve testinde yer alan Türk savunma firmaları bunlardan biridir. Bu firmaların zarar görebileceği belirtilmiştir. İşaret edilen bir başka konu, Türk savunma firmasının, Pakistan’a 30 adet T129 ATAK helikopteri satımını öngören 1,5 milyar dolarlık sözleşme konusudur. Türkiye’nin ABD lisanslı motor teknolojilerini kullandığı üretimlerini ihraçta ABD Dışişleri Bakanlığından ihracat izni alamayacağı ifade edilmiştir. (Bu izin, söz konusu satış için hala alınamamıştır. Teslimat yapılamamaktadır.)

Konuya, Türkiye açısından, Rusya bağlamında da bakılmıştır. Şu sorular sorulmuştur: Türkiye S-400’leri satın almaktan vazgeçerse, Rusya aldığı parayı iade eder mi? Bu vazgeçme, Suriye’de Türkiye’ye yansır mı? Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile yaptığı işbirliği bundan nasıl etkilenir? Türkiye için yeni bir tehdit ortaya çıkar mı?  Bu bağlamda, bir taraftan Türkiye’nin S-400’leri üçüncü bir ülkeye göndermesi ya da konuşlandırmaması (aktif hale getirmemesi); diğer taraftan Türkiye’nin ABD’den Patriot savunma sistemi alabileceği ve NATO Genel Sekreterinin 6-7 Mayıs 2019’daki Türkiye ziyaretinin bu amaca yönelik olduğu da ifade ediliyor. Deniliyor ki; ABD, Türkiye için yeni Patriot’lar üretebilir, üretilip teslim edilene kadar da Türkiye’ye Patriot konuşlandırılabilir. (Yeter ki, Türkiye Rusya’dan S-400 satın almaktan vazgeçsin!…)

Bu arada, Brüksel’de ve Washington’da, Türkiye’nin NATO’daki rolü ve değeri, gerçekte NATO’nun bir parçası olup olmadığı sorularının öne çıkacağına; bu soruların, bir taraftan Türkiye-ABD ilişkilerini daha fazla olumsuz etkileyeceğine, diğer taraftan Türk kamuoyundaki ABD/Batı karşıtlığını daha da artıracağına da dikkat çekiliyor.

Gelelim diyeceklerime…

Bu analize bakarken, Türkiye’nin Soğuk Savaş yıllarında, Sovyet tehdidine karşı NATO şapkası altında yaptıkları, ülkesini ABD’ye açmış olması, onca yıl parasını ödeyerek ABD’den aldığı savunma teçhizatı ve bunların ABD’deki bakımları ve ABD’den temin edilen yedek parça ile idamesi aklıma geldi. Türkiye, Sovyetlere komşu olmasına rağmen, ülkesinde ABD askeri varlığına izin vermek suretiyle Moskova karşısında ciddi risk üstlenmişti. Bu riskin Türkiye’ye ayrıca bir bedeli olmuştur. Bunlar görülmüyor.  Türkiye, bugün Sovyetlerin ardılı Rusya ile oldukça yakındır. Çünkü koşullar değişmiştir. ABD’nin, S-400 konusunda, hala Soğuk Savaş yılları devam ediyormuşçasına Türkiye’ye yaklaşması yanlıştır. Dün NATO üyesi Yunanistan’ın Girit Adası’na konuşlandırdığı, zamanın en son teknoloji ürünü S-300 hava savunma sistemine sesini çıkarmamış ABD, bugün, Soğuk Savaş ortadan kalkmış olmasına rağmen, S-400 satın alıyor diye Türkiye’ye açıkça baskı uyguluyor. ABD’nin bu yaptığı, Türkiye açısından, anlaşılır olmaktan uzaktır. Koşullar değişmiş iken, Türkiye’nin savunma malzemesi alımında hareket serbestisini (pazarlık gücünü) artırmak istemesinden daha doğal bir şey olabilir mi? ABD ve Batı, hem serbest piyasanın öncülüğünü yapıyor, hem de Türkiye’nin ihtiyaçlarını serbest piyasa koşullarında sağlamasına engel olmak istiyor!…. 1991 ‘de Sovyetlerin dağılmasından sonra, 1999, 2004 ve 2017 genişlemeleri ile NATO’ya dâhil olan eski Doğu Bloku ülkeleri, Moskova orijinli savunma malzemesine sahip değiller miydi? Sayıları 10’un üzerinde olan bu ülkelerin Rus savunma malzemesi ile NATO’ya katılımı NATO’da entegrasyon sorununa yol açmıyor iken, nasıl oluyor da,  Türkiye’nin sadece S-400 hava savunma sistemi alımı böyle bir soruna yol açabiliyor? Üstelik, Türkiye, önce, hava savunmamı güçlendirme ihtiyacı duyuyorum, bu nedenle senden Patriot bataryaları satın almak istiyorum diye Washington’un kapsını çalmıştır. Aldığı olumsuz cevap üzerine yüzünü zorunlu olarak S-400’lere çevirmiştir. ABD, kendisi satmıyor, hem de Rusya’dan satın alma diyor!… Bunun anlamı nedir? Kendisinin Türkiye’ye yönelik “kötü” bir niyeti var da, karşısında hava savunma kabiliyeti güçlü bir Türkiye olsun istemiyor mu?

Görünen; ABD’nin, S-400 konusu üzerinden gerçekte Ankara ile Moskova arasındaki bağı koparma peşinde olduğudur. Asıl amacının bu olduğu değerlendirilmektedir. Ankara, S-400 alımından vazgeçerse, Türkiye ile Rusya karşı karşıya gelir ve bu durumda,  Ankara, Rusya karşısında tekrar ABD’ye muhtaç hale gelecektir. ABD, kuvvetle muhtemel böyle bir hesap içindedir. Niçin böyle bir hesap içinde olduğu, enerji politik bağlamında bakıldığında anlaşılıyor. Eğer Türkiye’nin jeopolitiği Ortadoğu’nun, Karadeniz’in ve Kafkasya’nın enerji zenginliği ve enerji ulaşım yolları bağlamında düşünülür ise; artık Dünyanın enerji zengini ülkelerinden biri olmuş ABD’nin bu kez de enerji politik bağlamında Türkiye’yi kesin kontrolü altına almak istediği çıkarsamasına ulaşılabilmektedir. ABD’nin enerji pazarını kontrolü altına almasında Türkiye ABD için yeniden “kritik önemde” ülke olmuştur. ABD, eğer Türkiye’yi kontrol edebilir ise, enerji bağlamında Rusya’ya da, İran’da, Suudi Arabistan dâhil enerji zengini diğer bölge ülkelere de, bu yolla nüfuz etme imkânını elde etmiş olacaktır. Bu, sadece ABD’nin enerji zenginliğini değerlendirmesi açısından değil, küresel enerji pazarının kontrolünü ele geçirmesi ve bu suretle zenginliğine daha büyük zenginlik katmak açısından görülmesi gereken bir durumdur. Bu noktada, önce Kerkük’ü (Kerkük petrollerini) ve Suriye’nin kuzeyindeki petrol bölgelerini kontrol etme, sonra da bu petrolü “Kürt Koridoru” üzerinden Doğu Akdeniz’e çıkarma peşindeki Kürtlerin “ipinin” ABD’nin elinde olduğunu da hatırlamak gerekir. Yani ABD’nin S-400 konusu üzerinden Türkiye’ye ilişkin olarak sergilemekte olduğu olumsuz yaklaşımın arkasındaki asıl etken enerjidir. Bu da, S-400 konusunun, görünenden çok daha farklı ve ciddi bir konu olduğu anlamına gelmektedir. Bu boyutu ile, S-400 konusu, Rusya için, savunma malzemesi satışının ötesinde, Rusya’nın enerji zenginliğinin geleceği ile ilgili olmaktadır. Yani S-400 konusu Rusya için sadece ekonomik açıdan görülebilecek bir konu değildir; bu konunun, Rusya’nın savunması ve güvenliği ile dış politikası açısından da görülmesi gerekir. Çünkü Rusya’da bunların hepsi, büyük ölçüde enerjiye bağlıdır. Aynı şey, evleviyetle İran için de geçerlidir. Çin’in, Dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve enerjide dışa bağımlı olduğu hatırlandığında; ABD’nin hem Dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri olması hem de Türkiye üzerinden Ortadoğu enerji kaynaklarının ve taşıma yollarının kontrolünü ele geçirmesi, Çin için adeta “kabus” gibi olacaktır. ABD, Çin karşısında enerji üzerinden ciddi ekonomik kaynaklara kavuşmakla kalmayacak, enerjide ABD’nin kontrolüne girmiş bir piyasadan enerji ihtiyacını karşılayacaktır. Enerji politik bağlamında böyle bakınca, S-400 konusunda medyaya yansıyanlar, buzdağının suyun üstündeki kısmı gibi oluyor.

Onun içindir ki; S-400 konusunda yaşanan bunca şeyden sonra, Türkiye ile ABD’nin yolları ayrılacaksa ya da her iki taraf ta bu işten kayıpla çıkacaksa, ABD’nin kaybının daha büyük olacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu noktada, Batıdaki ayrışmaya, AB’nin kendi savunma yapılanmasını oluşturmaya yönelik son adımlarına hiç girmediğimi belirtmeliyim. Hal böyle iken; Türkiye-ABD ilişkilerinin yörüngesinin kalıcı olarak değişmesi için acaba ne söylenebilir? Türkiye’nin AB ile olan ilişkileri yeniden canlanabilir mi? Bu mecrada, bu canlanma, ABD için ne anlama gelir? Yine söz konusu kalıcı yörünge değişikliği durumunda, acaba Türkiye’nin NATO’daki rolü ve yeri mi tartışılır, yoksa NATO’nun varlığı ve geleceği mi?

Ancak S-400 konusunda sorun, Türkiye’nin yönetimindedir. Öyle anlaşılıyor ki; Ankara, içe dönük küçük hesaplar peşinde koşan, muhataplarına güven vermeyen ve bu nedenle yalnız kalmış iken; Washington, bu durumdan istifade etme saiki ile hareket etmekte ve Türkiye’yi “tam” kontrolü altına almak istemektedir. Krizi, kazanca çevirmede bir araç olarak kullanmaktadır. Eğer Ankara, mevcut görüntüsünü tersine çevirir ve kendisi krizi fırsata çevirme peşinde düşerse, ABD çok şey kaybedecektir. Bunu görüyorum. Ankara, ne zaman ki, dış politikada, benim artık “yanaşma” ya da “maraba” siyaseti deme ihtiyacını duyduğum siyaset anlayışından kurtulursa, işte o zaman ABD için kaybetme süreci başlayacak, Türkiye de kazanma ve toparlanma sürecine girecektir. ABD, S-400’ler konusundaki zorlamasının Türkiye üzerindeki etkisini nereye kadar kontrol edebileceğini iyi düşünmek zorundadır.

Bu belirtilenlerden, bahse konu analizin subjektif olduğu anlamının çıkarılıp çıkarılmayacağı okuyucunun takdirine maruzdur.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 10 Mayıs 2019.

[i] https://www.worldpoliticsreview.com/articles/27822/however-the-s-400-standoff-ends-u-s-turkey-ties-may-only-get-worse, 09.5.2019.

 


Şİİ MİLİSLER İRAN’A NİYE DÖNÜYOR OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk World Politics Review (WPR)’de yer alan kısa bir analizde[i], İran destekli Şii milislerin Suriye’den geri dönüşlerinin ABD’nin stratejisini nasıl etkilediği ele alınmıştır. Analizde ağırlıklı olarak, Suriye’den dönen Afgan Hazara’lardan oluşan Şii milisler üzerinde durulmuştur. Ancak İran’a geri dönüşlerin, sadece bunlarla sınırlı olmadığı; Irak’tan, Suriye’den ve Lübnan’dan da Şii milis dönüşleri

BİR SEÇİM BAŞARISI İÇİN GÖNDERİLEN TEBRİK MESAJININ ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hindistan’da seçim sona erdi. Başbakan Narendra Modi ve partisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) Parlamentodaki konumlarını güçlendirmiş olarak seçimden çıktılar. Pakistan Başbakanı İmran Han, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye tebrik mesajı gönderiyor[i]: “Güney Asya’da barış, ilerleme ve refah yolunda birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum.” Cevap olumlu oluyor.

İRAN KONUSU ABD’DE DEVLETİN ZİRVESİNİ KARIŞTIRMIŞ GÖZÜKÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran ile gerginlik, ABD’de devletin tepesinde ciddi tartışmalara ve iddialara yol açmış gözüküyor. Temsilciler Meclisi’nde, Başkan Trump’ın savaş kararı alma yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin sadece Kongre’ye ait olduğu; ancak, eğer Başkan Trump “görevden alınma” konusunda köşeye sıkışırsa, bir oldu-bitti ile ABD’yi İran ile savaşa sürükleyebileceği ileri sürülüyor. Temsilciler Meclisi üyelerince

ABD İLE İRAN ARASINDA SICAK ÇATIŞMA İHTİMALİ VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, daha yeni ifade etmiş; yaşananlara rağmen, ABD ile İran arasında çatışma olmayacağı görüşündeyim demiş. Bu ifade, elbette ki, değerlidir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de, İran’ın “mantıklı” olduğu ve iyi bir “müzakereci” olduğunu açıklamış.  Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi’de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu kabul etmesi

GÜNCEL İRAN-ABD İLİŞKİLERİ SORGULANMAYA MUHTAÇTIR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçtiğimiz Cumartesi (11 Mayıs 2019) günü, İran’ın resmi haber ajansı IRNA üzerinden, İran’daki siyasal muhaliflere seslenmiş; ülkenin 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşından daha olumsuz koşullar altında bulunduğuna işaret ederek birlik çağrısında bulunmuş ve İran’ın “benzeri görülmemiş” bir ABD baskısı ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmiştir[i]. Ruhani;

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.