ASILSIZ ERMENİ İDDİALARI ŞİMDİ DE MACRON ÜZERİNDEN SÜRÜMDE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

2001 yılında asılsız Ermeni iddialarını kabul ederek “soykırımı” tanıyan Fransa’da, bu kez şimdiki Cumhurbaşkanı Macron, 1915 olaylarının yıldönümü olan 24 Nisan’ı “Ermeni soykırımını anma günü” ilan etmiş. Haberde, Macron’un konuya ilişkin kararı almadan önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bilgilendirdiği de ifade ediliyor.[i]

Sayın Macron’un Sayın Erdoğan’ı bilgilendirmesinin, daha yeni mi olduğunu, yoksa bilgilendirmenin çok önceden mi yapıldığını bilmiyorum.

Cumhur İttifakı içinde MHP ile birlikte olmasının ışığında, öncelikle samimi olarak merak ettiğim husus, bu bilgilendirme sırasında Sayın Erdoğan’ın Sayın Macron’a ne cevap verdiği…

İkinci olarak aklıma şu soru geliyor: Acaba Sayın Erdoğan, bu gelişmeyi, TBMM’de temsil edilen siyasal partilerin temsilcileri ile paylaşmayı düşünmüş müdür ya da düşünüyor mudur?

Asılsız Ermeni iddialarının, her yıl, Nisan ayı yaklaşırken, en başta ABD, sonra da birçok Avrupa ülkesi tarafından, Türkiye’den politik, ekonomik ya da askeri tavizler koparmak için, adeta bir “silah” olarak kullanıldığı bilinmektedir. “Siz bizim şu talebimizi kabul edin, biz de 1915 olaylarının yıldönümünde sizi üzmeyecek bir ifade kullanalım” şeklinde işleyen, bazen örtülü, bazen açık bir süreç, bugüne kadar hemen her yıl Nisan ayına doğru sıkça gündeme geldi. Konu genellikle bu şekilde gündeme geldiği için, işbu satırların yazarı bendeniz de, epeyi bir süredir, konuya ilişkin olarak şöyle bir yaklaşımı öneriyordum: Türkiye, artık asılsız Ermeni iddialarına sırtını dönmeli; bu iddiaların gündeme getirilmesi suretiyle Türkiye’den tavizler koparılmasının yolunu tıkamalı, bu tür yaklaşımlara artık pirim vermemelidir. Bunu söylüyordum.

Umarım, bu son gelişme konusunda artık böyle yapılır.

Önerdiğim bu yaklaşım, hiç şüphesiz, TBMM’de temsil edilen siyasal partilerin bilgilendirilmesine mani değildir, tam aksine bilgilendirmeyi öngörür. İki nedenle; birincisi, konunun iç siyaset üstü olması; ikincisi de, izleyeceği siyasette hükümete güç vereceğidir.

Denilebilir ki; Fransa, 2001’de zaten asılsız Ermeni iddialarını kabul etmiş, şimdi 24 Nisan’ı “Ermeni soykırımını anma günü” ilan etse ne olur!… Doğru. Sırtını dönme, tanımaya da, anma günü ilan etmeye de sırt dönmeyi içerir. Ancak sırt dönme, “kayıtsız” kalma anlamına gelmez, gelemez. “Sırt dönme”; muhatap almadan, dolaylı bir tutum içinde, gelişmeleri yakından izlemeyi ve tezekkür etmeyi içermelidir. Genelde aklı ve mantık, özelde ise uluslararası ilişkiler, bunu gerektirmektedir.

Onun içindir ki, Fransa’nın söz konusu kararına, şu iki açıdan dikkat edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Birincisi Fransa’nın şimdi yaptığı 24 Nisan’ı “Ermeni soykırımını anma günü” ilan etmesinin, 2001’deki kabulün (tanımanın) devamı olduğu, asılsız Ermeni iddiaları ile ilgili bir sürecin işlemeye devam ettiği, bunun başka ülkeler tarafından örnek alınabileceği, başka ülkelerin de bu yola gidebileceğidir. Türkiye’nin dış politikadaki “kötü” durumu, bu ihtimali güçlendirmektedir. Her şeye rağmen, hazırlıklı olmak gerekir. Sırt dönme “kayıtsızlık” olarak alınırsa, bu hazırlık yapılamaz. İkincisi de, Fransa’nın bu kararı aldığı mevcut konjonktürdür. Suriye’deki durum, ABD-Fransa ilişkilerindeki yakınlık, Fransa’nın Suriye konusunda Türkiye’yi görmezden gelen yaklaşımı ile aşağıda değinilen ABD-Türkiye ilişkileri, İsrail-Türkiye ilişkileri, İran’ın durumu ve benzeri durumlar, bu ikinci husus bağlamında, Fransa’nın söz konusu kararını anlamlı ve önemli kılmaktadır. Bu belirtilenlerden ve asılsız Ermeni iddiaları konusundaki önceki gelişmelere dayalı deneyimden, bu kez, asılsız Ermeni iddialarının Suriye konusunda Türkiye’ye karşı Fransa tarafından (arkasında ABD olduğu halde) bir silah olarak kullanılmak istendiği; bu silah kullanılarak, Türkiye’den Suriye konusunda bir şeyi yapmasının ya da yapmamasının istendiği izlenimi edinilmektedir. Bu izlenim güçlüdür.

ABD-Türkiye ilişkilerindeki artık “aşılaması” güç hale gelmiş gerginlik, ABD’deki Ermeni varlığı (politik ve ekonomik güçleri) ve 2020’deki Başkanlık seçimi hatırlandığında; Washington’un, Ankara’nın Fransa’nın kararına ilişkin yaklaşımının yakından takip edeceği açıktır. ABD içindeki farklı aktörlerin, hem Suriye konusuna, hem de Türkiye’ye bakışları da yine bu bağlamda hatırlanmalıdır.

Bu noktada, İran’ın Suriye’deki varlığından ve Türkiye’nin Suriye konusunda İran ile yakın çalışmasından ciddi şekilde rahatsız olan İsrail’de, son dönemde, sıkça asılsız Ermeni iddialarını tanıma konusunun gündeme geldiğini de unutmamak gerekir. Ankara-Tel Aviv ilişkileri, hiç de iyi değil gözükmektedir.

Belirtilen hususlar ışığında, Türkiye hâlihazırda bir seçim sürecini yaşamakta olduğu için, Nisan ayının yaklaşmakta olduğu da dikkate alınarak, hükümetin, TBMM’de temsil edilen siyasal partileri bu gelişme konusunda bilgilendirmesi isabetli olacaktır. Bu bilgilendirmede, konunun iç siyaset malzemesi yapılmasının önüne geçmek için, Türkiye’nin bu konuda izleyeceği siyasetin esasları hakkında da bilgi verilmelidir. Bu, Türkiye’nin, hem birlik-beraberlik görüntüsünü vermesine hizmet edecektir, hem mevzi kaybetmesini önleyecektir, hem de açık/dolaylı tehdidi savuşturmasını sağlayacaktır.

Ülke ekonomisi ortada…

Bir parçası haline geldiğimiz Suriye krizindeki durum ortada…

Türkiye’nin dış politikadaki durumu ortada…

Hukukun üstünlüğü ile temel haklara ve özgürlüklere saygı konusunda Türkiye üzerinde oluşmuş uluslararası baskı da ortada…

Şimdi de ufukta, bunlara, asılsız Ermeni iddiaları konusunda Türkiye’nin aleyhine gelişmelerin yaşanma ihtimali eklenecek gözüküyor. 24 Nisan’a doğru giderek daha çok karşılaşılabilecek asılsız Ermeni iddiaları ile ilgili olumsuz gelişmeler…

Yukarıda belirtilenler, Sayın Macron’un söz konusu kararının, seçim sürecinde Fransız seçmeni Ermenilere verilmiş bir sözün yerine getirilmesinin çok ilerinde bir mahiyet arz ettiğine işaret etmektedir. Türkiye, kararı, bu gözle göremez, görmemelidir.

Fransa’nın söz konusu kararı ve bu kararın zamanlaması, asılsız Ermeni iddiaları ile ilgili Türkiye’nin aleyhine “yeni” bir sürecin başlama “komutu” gibi geldi bana… Ancak bunu ifade ederken, asılsız Ermeni iddiaları ilgili bu yeni sürecin, asıl süreç olmadığını, Türkiye’yi hedef alan daha büyük bir sürecin olduğunu, Ermenilerle ilgili muhtemel yeni süreci bu büyük sürecin bir parçası olarak gördüğümü da ifade etmem gerekir.

Bu nedenle, Sayın Macron’un Sayın Erdoğan’ı önceden bilgilendirmesine fazla takılmamak, “bu kararda bir şey yok” dememek gerekir. Sayın Macron, uluslararası ilişkilerde yerleşik nezaketin gereğini yerine getirmiştir. Bu nezaketi, bir şekilde, savaşan/düşman tarafların bile biri birine gösterdiğini hatırlamak uygun olacaktır.

Görünen, Ankara üzerindeki baskının giderek artacağı; Ankara’yı bugünden daha zor günlerin beklediği şeklinde…

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 06 Şubat 2019.

[i] https://www.dw.com/tr/macron-24-nisan%C4%B1-ermeni-soyk%C4%B1r%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1-anma-g%C3%BCn%C3%BC-ilan-etti/a-47378034, 06.02.2019.


ABD KATAR’DA TALİBAN İLE “NİYE” VE “NEYİ” GÖRÜŞÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu hafta Katar’da gerçekleşmesi beklenen Afganistan konusundaki ABD-Taliban görüşmesi yapılamamış, ertelenmiş… Bu gelişme, “yalpalama” olarak yorumlanıyor[i]. Ancak ertelemenin, görüşmenin katılımcı listesi ve gündemi ile ilgili bir anlaşmazlıktan ileri gelmediği; sorunun, barışı sağlamaya dair bu girişimin zamanlaması olduğu ifade ediliyor. Deniliyor ki, tarafların Afganistan’da barışı sağalama isteğinden şüphe duyulmamaktadır. Bu görüşe

ÇİN’E BAKARKEN BUNU DA GÖRMEK GEREKMEZ Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu çalışmanın konusu, Çin hakkında dikkatimi çeken, gelecek adına anlamlı bulduğum bir makaledir[i]. Makalenin çıkış noktası, Çin’in “açık sözlü ve reformist” Maliye Bakanı Lou Jiwei’nin görev yerinin değiştirilmesi, daha alt seviyede bir göreve getirilmesi… Bu görev yeri değişikliği; önceki Maliye Bakanlarının görevden ayrılma yaşları ve görev süreleri ile karşılaştırılıyor, bunlarla

SUDAN ÜZERİNDEN EŞ ZAMANLI İKİ FARKLI KÜRESEL EĞİLİM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugün itibarıyla, ülkelerin yönetimi konusunda, Dünyanın eş zamanlı iki farklı eğilimin etkisinde olduğu gözüküyor. Birincisi evrensel hale gelmiş Batılı değerlerin bayraktarlığını yapan ABD’de, Başkan Trump ile görülmeye başlanan, evrensel demokrasiden ve hukuktan uzaklaşma eğilimi (uluslararası hukuku açıkça yok varsayma ve uluslararası kurumlara sırtını dönme eğilimi); aynı şekilde küresel hegemonik güç

ABD NE İLE UĞRAŞIYOR, TÜRKİYE NE İLE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hudson Institute uzmanları, geçtiğimiz günlerde, Washington’da, IŞİD sonrası Irak’ın ve Suriye’nin geleceğini masaya yatırmış[i]… Bu etkinlikte öne çıkan görüşlerden bazıları şunlar: – IŞİD’ın yenilmesi ile iş bitmiş olmuyor. Sorun devam ediyor. – ABD, İran’ın Irak’taki ve Suriye’deki yükselişine kör gözle bakmıştır. – ABD, Sünni Arap müttefikleriyle yakın çalışmalıdır. – Rusya’nın

ABD’NİN İRAN DEVRİM MUHAFIZLARINI TERÖR ÖRGÜTLERİ LİSTESİNE DÂHİL ETMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Başkanı Trump, İran Devrim Muhafızları Komutanlığı’nı uluslararası terör örgütleri listesine dâhil eden kararı imzalamış… Karar, önümüzdeki haftadan itibaren uygulanmaya başlanacakmış[i]… ABD’nin; bu karar sonrasında, uluslararası terörizmle mücadeleye, özellikle terörizmin finansmanının önlenmesine dair mevcut uluslararası düzenlemelere dayandıracağı yaptırımları devreye sokacağı ifade ediliyor. Buna bağlı olarak kararın akla gelen ilk sonucu,

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.