ALMANYA’NIN TSK İNCİRLİK TESİSİ’NE YATIRIM YAPMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Almanya’nın ABD liderliğindeki Koalisyon Güçlerine dâhil unsurlarının, bir süredir, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 92/1 maddesi uyarınca TBMM’den istihsal edilmiş, 03 Eylül 2015 tarihli ve 1098 sayılı Karara istinaden TSK’ne ait İncirlik Tesisi’nde bulunduğu bilinmektedir. Medyada çıkan haberlerden; (i) Almanya’ya ait bu tesisteki keşif uçaklarının ABD’nin kullanımına ayrılmış pistlerde konuşlandırıldığı, (ii) bu uçakların keşif uçuşları için müttefik ülkelerin teknik desteğine ihtiyaç duyduğu ve (iii) burada görevli Alman askerlerin kalacak yer sorununun bulunduğu ifade edilerek, Berlin’in, bunlara bir çözüm getirmek amacıyla 58 milyon avroluk bir bütçeyi serbest bıraktığı; bu bütçe ile, Alman uçaklarına özel uçuş pisti ve Alman askerlerine barınma yeleri yapılacağı ifade edilmiştir.

Bu gelişme, hukuksal, siyasal ve askeri açılardan üzerinde durulması gereken bir husustur.

Konuya hukuksal açıdan bakıldığında şunlar kendisini belli etmektedir: (i) Almanya’nın TSK İncirlik Tesisi’nde yapacağı yatırımlar, “kalıcı” nitelikte yatırımlardır. Oysa Almanya’nın bu tesiste askeri varlık bulundurmasına vücut veren düzenleme, geçicidir. Almanlar, Türkiye’nin Irak’tan ve Suriye’den algıladığı tehdit nedeniyle, birer yıllık sürelerle istihsal edilmiş TBMM Kararlarına istinaden bu tesiste bulunmaktadırlar. (ii) Tehdit ortadan kaldırıldığında, TBMM’den yeni bir karar istihsal edilmesine ihtiyaç duyulmayacaktır; bu da, Almanya’nın bu tesisteki varlığını hukuksal dayanaktan yoksun bırakacaktır. (iii) Bu takdirde, kalıcı yatırımlar, taraflar arasında anlaşmazlık konusu olacaktır. (iv) Yapılacak yatırımların “kalıcılığa” işaret edecek olması nedeniyle, ilgili TBMM Kararına yollama yapılarak (buna dayalı olarak), taraflar arasında münhasıran bu konuda ikili bir düzenleme yapılması da, hukuken mümkün görülmemektedir. Çünkü ilgili TBMM kararlarının lafzı ve ruhu, buna cevaz vermemektedir. (v) Almanların söz konusu kalıcı yatırımları bu tesiste yapabilmeleri için, taraflar arasında, usulüne uygun olarak, ayrı bir anlaşmanın yapılmasına ihtiyaç vardır. (vi) “Kalıcı” yatırımların, “geçici” varlıklara süreklilik kazandırma işlevini yerine getirme, bu amaçla kullanılabilme potansiyelini içerdiklerini görmek uygun olacaktır. Yatırımların “kalıcılığı”, Almanya tarafından, ileride, “geçici” statüdeki varlığına “kalıcı” statü kazandırmada hukuksal bir dayanak olarak kullanılabilir.

Konunun siyasal boyutuna ilişkin olarak da şu hususlar akla gelmektedir. (i) Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması Anayasa’da ayrı/özel düzenleme konusu yapılmıştır ve bu, başka birçok ülkede de böyledir. Bu yaklaşımın arkasında, egemenliğin korunmasına gösterilen hassasiyet vardır. Yabancı silahlı kuvvetlerin kolay ve/veya tartışmalı yollardan ülkede bulunması, o ülkenin egemenliğine sahip çıkmada hassas/kıskanç davranmadığı algısına yol açabilecek ve bu algı da benzer talepleri/girişimleri teşvik edecektir. (ii) Asılsız Ermeni iddiaları konusunda Almanya’da Parlamento tarafından alınmış bir karar ortada duruyor iken Türkiye’nin bu yatırımlara izin vermesi, Ankara’nın (genel olarak ve özelde de söz konusu Ermeni iddiaları ile ilgili olarak) ciddiyetine halel getirecektir ve bu, asılsız Ermeni iddialarının başka yerlerde de kabulünü kolaylaştıracaktır. (iii) Keza, Alman Parlamenterlere daha önce verilmeyen TSK İncirlik Tesisini ziyaret izninin, 58 milyon avroluk bütçenin serbest bırakılmasından sonra verilmiş olduğunun anlaşılması da, siyasal açıdan tezekkürü gerektirmektedir. Ortada ABD üzerinden elde edilmiş ciddi bir birikim var iken bunun dikkate alınmaması ve sırf bugünün ihtiyaçları için gelecekte büyük sorunlara kapı aralama potansiyeli içeren adımlar atılması, birçok açıdan rasyonel bir yaklaşım olmayacaktır. (iv) Almanya’nın Çin ve Rusya ile olan özel/yakın ilişkileri ile, Ankara-Washington ilişkilerindeki bozulma çıkış noktası alındığında, söz konusu yatırımların amacının, ABD’nin bu tesisteki imkan ve kabiliyetini kısıtlama ve müteakiben terk etme sürecini hızlandırma olabileceği düşünülebilir. (v) Ya da tam tersi olarak, Suriye krizi üzerinden Kürt hareketinin geldiği nokta ile, ABD’nin ve Almanya’nın Kürtlere duyduğu ilgi (aralarındaki bağ) çıkış noktası alınarak, söz konusu yatırımın amacının, ABD’yi desteklemek, ABD ile birlikte Kürt kartını bir an evvel hayata geçirme olabileceği de düşünülebilir. Bu nokta ile bağlantılı olarak, ülkesindeki ciddi Türk varlığı nedeniyle, Almanya’nın “güçlü Ankara’dan” duyduğu rahatsızlık da akla gelmektedir. (vi) ABD’den sonra Almanya’nın da TSK İncirlik Tesisi’nde kalıcı yatırımlara gitmesi, sıkça bu tesisi kullanma isteği kamuoyuna haber olarak yansıyan ve halen icra edilmekte olan Fırat Kalkanı Operasyonunun önünü açtığı düşünülen Moskova’yı incitebilir, dolayısıyla Ankara-Moskova ilişkileri bundan etkilenebilir. (vii) Bugün ve görünür gelecek itibarıyla Orta Doğu’daki kaosun Suriye krizi üzerinden Kürtler ile ilgili olacağı yolundaki değerlendirme hatırlanır ise, TSK İncirlik Tesisi’nde yapmak istediği yatırım ve bunların “kalıcı” niteliği, Berlin’in Orta Doğu’da daha çok olmak istediği anlamını taşıdığı da düşünülebilir.

Askeri açıdan bakıldığında ise şu hususların ileri sürülebileceği değerlendirilmektedir: (i) Tesisin bir TSK Tesisi olduğu hususunu sıkça ABD’ye “hatırlatmak” ihtiyacını duyduğu bilinen Türkiye, bu yatırımlar ile, ABD’nin yanına Almanya’yı da koyup, ileri de aynı hatırlatmayı Almanya’ya da yapma durumunda kalabilecektir ki; bu, (kendi tesisi olmasına rağmen) fiilen tesisin kontrolünde ve kullanımında Türkiye’nin pozisyonunu zayıflatabilecektir. (ii) Türkiye bu tesiste etkin “kontrol” bağlamında ABD ile sorun yaşıyor ve bu durum Türkiye için potansiyel risk ihtimali olarak kendisini belli ediyor iken, söz konusu yatırımlar, aynı şeylerin Almanlar ile ilgili olarak da gündeme gelmesine neden olabilecektir. Bu tesiste konuşlu Amerikan uçaklarından sonra, Alman uçaklarının da, kalkış yapılan (ev sahibi) ülke Türkiye olduğu için, Türkiye’yi istemediği kriz, gerginlik ya da sıcak çatışmaların tarafı olma pozisyonuna itme ihtimali söz konusu olabilecektir.

Yukarıda arz edilen hususlar nedeniyle, Almanya’nın TSK İncirlik Tesisi’nde kalıcı yatırımlarda bulunmasının çok iyi değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Sadece bugüne (Suriye krizine) değil, görünür geleceğe de bakılmalıdır. Bugünü kurtarırken, görünür geleceği karartmamak gerekir. Suriye krizine ilişkin son gelişmeler Türkiye’nin dış politika anlayışında ve uygulamasında değişim işaretleri verir iken, Ankara, başlattığı bu değişimi, kendi eliyle zora sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır. İçinde bulunduğu koşullar, Türkiye’ye, “güvensizlik” algılarını besleyecek tasarruflardan uzak durmayı, hareket serbestisini artırmayı, süratle “yalnızlıktan” kurtulmayı öngörmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 08 Eylül 2016.

[i] Alman Silahlı Kuvvetleri unsurlarının TSK İncirlik Tesisi’ndeki varlığına vücut veren başkaca bir uluslararası düzenlemeye rastlanılmadığı için, bu unsurların TBMM’nin söz konusu kararına istinaden orada bulunduğu varsayılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Almanya,  geçici,  İncirlik,  kalıcı,  Yatırım, 

ÇİN, MONREO DOKTRİNİ’İNİ BOŞA ÇIKARIYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Çin’in, son 10 yıl içinde, uzay diplomasisi üzerinden Latin Amerika ülkelerine açılımı öngören bir politika izlediği, bu nedenle gelecekte Latin Amerika siyasetinde Çin etkisinin ortaya çıkacağı ve bu durumun ABD’nin Monroe Doktrini’ni boşa çıkarma anlamına gelebileceği ifade ediliyor[i]. Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nun Aralık 1823’te Kongre’ye yolladığı, ABD’nin Amerika

FENER RUM PATRİKHANESİ YENİDEN SAHNEDE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi’nin epeyi bir süredir sesi çıkmıyordu. Patrikhane’nin Ukrayna Kilisesinin bağımsızlığına yeşil ışık yakması ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin buna gösterdiği sert tepki[i], bu durumu değiştirecek, Patrikhane’yi Türkiye’de gündeme taşıyacak gibi gözükmektedir.

RUSYA’NIN “VOSTOK 2018” TATBİKATI: SORU İŞARETLERİ VE ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Rusya’nın, 11-15 Eylül 2018 tarihleri arasında, Sibirya’yı ve Uzakdoğu’yu kapsayan bölgede icra edeceği “devasa” Vostok 2018 tatbikatı konusunda, acaba, Rusya, bu tatbikatı Çin’e yönelik olarak yapıyor olabilir mi sorusu gündeme gelmiş. Bu, benim son yıllarda, yazılarımda birçok kez değindiğim ve öğrencilerime anlattığım bir husus. Ayrıca, söz konusu tatbikatın, hem Rusya

MYANMAR’A (ESKİ BURMA’YA) DİKKAT!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Myanmar, genelde Çin ile Bangladeş arasına sıkışmış gözüken, Bengal Körfezi’ne açılan, diğer komşuları Hindistan, Laos ve Tayland olan bir güneydoğu Asya ülkesidir. Burma ya da Birmanya adlarıyla da bilinen Myanmar, şu günlerde, Batının ağır eleştiri oklarının hedefinde… Görünürdeki gerekçe, Myanmar’da Yönetimin, Rohingya Müslümanlarına uyguladığı ve onları Myanmar’dan kaçıp Bangladeş’e sığınmaya

ABD HAZİNE BAKANI’NIN AÇIKLAMASININ KISA EKONOMİ POLİTİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk ABD Hazine Bakanı diyor ki, “ticaret savaşındaki” müzakerelerde ABD’nin önceliği Meksika, Kanada ve Avrupa; Çin ile ancak bunlardan sonra müzakereye geçilebilir[i]… Önce NAFTA, sonra AB, en sonunda da Çin…Bu açıklama, önemli ve anlamlı bulunmaktadır. Her şeyden önce, müzakerelerin, dün başlayıp bugün (hemen) bitmediğini, zorlu bir süreç olduğunu, yani zaman alacağını

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.