ABD’NİN İRAN DEVRİM MUHAFIZLARINI TERÖR ÖRGÜTLERİ LİSTESİNE DÂHİL ETMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ABD Başkanı Trump, İran Devrim Muhafızları Komutanlığı’nı uluslararası terör örgütleri listesine dâhil eden kararı imzalamış… Karar, önümüzdeki haftadan itibaren uygulanmaya başlanacakmış[i]… ABD’nin; bu karar sonrasında, uluslararası terörizmle mücadeleye, özellikle terörizmin finansmanının önlenmesine dair mevcut uluslararası düzenlemelere dayandıracağı yaptırımları devreye sokacağı ifade ediliyor. Buna bağlı olarak kararın akla gelen ilk sonucu, İran’ın ve Devrim Muhafızları Komutanlığı unsurlarına ev sahipliği yapan ve onlarla “iş yapan” ülkelerin yeni yaptırımlar ile karşı karşıya kalacağı olmaktadır. Bu bağlamda öne çıkan ülkeler, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen olmaktadır. Bu da, Tahran üzerindeki baskının, sadece İran’da değil, İran’ın nüfuz alanına dâhil bu coğrafyalarda da artacağı anlamına gelmektedir.

İsrail’de Başbakan Netanyahu, ABD Başkanı Trump’ın imzaladığı söz konusu karardan büyük bir memnuniyet duyduğunu açıklamıştır.

İran, ABD’nin bu kararına tepki olarak, sorumluluk alanına Ortadoğu da dâhil olan ABD Merkez Komutanlığı (USCENTCOM)’nı terör örgütü sayan bir karar almıştır.

Kararın zamanlaması önemli görülmektedir. Karar, İsrail’de bugün (09 Nisan) yapılmakta olan genel seçimlerden bir gün önce gelmiştir. Daha yakın bir tarihte, bu seçimin kampanya döneminde, Başkan Trump, bir başka kararı ile, İsrail tarafından önce işgal sonra ilhak edilen Suriye’ye ait Golan tepeleri üzerindeki İsrail’in fiili egemenliğini tanıdığını açıklamıştı. Bu, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail’in fiili egemenliğini, BM Güvenlik Konseyi’nin aksi yöndeki kararlarına rağmen, hukukileştirmeye katkı açısından önemlidir. Biraz daha gerilere gidildiğinde ise, yine Başkan Trump’ın, ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması kararı ile karşılaşılır. Bu karar da, İsrail açısından Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınmasına destek, Filistinliler açısından da Doğu Kudüs’ü başkenT yapma amaçlarının önüne set çekmek anlamlarına gelmektedir.

ABD Başkanı Trump’ın bu üç kararını özellikle şu iki açıdan görmek gerekir. Birincisi, kararların bugün İsrail’de yapılmakta olan genel seçimlerde yarışan Netanyahu’nun Başbakanlığı döneminde gerçekleşmiş olması; yani seçimde Netanyahu’ya ve partisi Likud’a destek anlamına gelmesidir. Eğer Netanyahu ve Likud seçimden önde çıkarsa, İsrail’in ABD ile birlikte daha çok şey yapabileceği algısı İsrailli seçmende uyandırılmaya çalışılmıştır. İkincisi de, ABD’nin, açıklanmasını İsrail’deki bu seçimin sonrasına bıraktığı Ortadoğu’ya ilişkin, “yüzyılın anlaşması” dediği yeni planıdır.  Başkan Trump’ın söz konusu kararları, hem bu yeni planın içeriğinin, hem de açıklayacağı yeni planının uygulanmasının İsrail’deki seçimin sonucu ile yakından ilişkilendirilmiş olduğunun işaretleri olarak görülebilir. Ancak şunu da sorgulamak gerekir: Acaba ABD’, Ortadoğu’ya ilişkin yeni planı konusunda, “yıpranmış” Netanyahu ile mi, yoksa seçimde Netanyahu karşısında başarı kazanmış, arkasına halkın desteğini almış, “yeni/taze” bir İsrail Yönetimi ile mi, daha kolay mesafe alır? Bu soruyu, ABD’nin söz konusu kararları üzerinden verdiği desteğin, Netanyahu’ya mı, yoksa İsrail’e mi, şeklinde sormak da mümkündür.

ABD’nin İran Devrim Muhafızları Komutanlığı ile ilgili söz konusu kararı, Suriye konusunda, “terörizmle mücadele” söylemi üzerinden, Suriye’deki Devrim Muhafızları işaret edilmek suretiyle, ABD’nin Suriye’de kalmaya devam etmesinin gerekçesi olarak kullanılacaktır diye düşünülmektedir. ABD’nin uluslararası terörizmle mücadeleyi gerekçe göstererek 2001’de Afganistan’a girdiği ve o tarihten bu yana (yaklaşık 18 yıldır) Afganistan’da olduğu hatırlandığında, ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının da söz konusu karar üzerinden böyle bir mecraya kayabileceği akla gelmektedir. Bu ihtimalin, Türkiye’yi ve Ankara-Moskova ilişkilerini oldukça yakından etkileme potansiyelini içeren bir durum olacağı çok açıktır.

Suudi Arabistan açısından bakıldığında, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Komutanlığı ile ilgili söz konusu kararı; hem Tahran karşısında Riyad’a verilmiş açık bir destek, hem de Washington’un Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki güce ABD’nin desteğini çekme kararını adeta “telafi” anlamına gelecektir. ABD, Yemen’de Suudi Arabistan’a desteğini çekti (çekmek üzere) ama, Riyad açısından ortaya çıkan destek kaybını Yemen’deki Devrim Muhafızları unsurlarını “terörist” ilan etmek suretiyle dengelemiş olmaktadır. İlave olarak, asıl önemlisi, ABD’nin bu kararı İle; Suudi Arabistan’ın Yemen’de “uluslararası terörizmle” mücadele eden ülke konumuna itilmesidir ki; bunun da iki doğal sonucu olacaktır. Birincisi, “uluslararası toplum” bu mücadelesinde Riyad’a desteğini artıracaktır. İkincisi de, “Kaşıkçı olayı” üzerinden imaj kaybına uğrayan Suudi Arabistan’ın uluslararası terörizmle mücadele üzerinden bu kaybını telafi etme imkânını yakalayabilecek olmasıdır.

Irak açısından bakıldığında, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Komutanlığı ile ilgili söz konusu kararı; Irak’ta 2003’ten (Irak’ın işgalinden) bu yana birlikte var olan ABD ile İran için bu ülkede (Irak’ta) durumun artık değişeceği anlamı çıkmaktadır. Irak ABD işgali altındaki Irak’taki nüfuzunu bugünkü noktaya taşıyabilmiş İran için, herhalde şimdi de bunun tam tersi bir süreç başlayacak gibi gözükmektedir. Irak Başbakanı Adil Abdul Mehdi, geçtiğimiz günlerde İran’ı ziyaret etmiş, İran’ın dini lideri Hamaney tarafından kabul edilmiş ve bu kabulde, Hamaney, Irak Başbakanı’nı, ülkesindeki Amerikan askerlerini ülke dışına çıkarmaya davet etmişti. Konu bağlamında anlamlı bulunan bir diğer eş zamanlı gelişme de, Irak’ın Şii lideri Mukteda el Sadr’dan gelen, Irak’ta eyalet sisteminin bir çözüm olmayacağına dair açıklamadır. Bu açıklama, Irak’ta Sünni-Arap nüfusun yoğun olduğu güneydeki Basra ve çevresinde bir süredir devam eden, arkasında ABD’nin olduğu varsayılan, protestocuların “Şii” görünümü belirgin Bağdat Yönetimine duydukları tepkiyi dışa vurdukları protestolar üzerine gelmiştir. Irak’ta protestolara sahne olan bölgenin bitişiğindeki İran yerleşim yerlerinde de, geçtiğimiz yıldan başlayan benzer protestoların olması dikkat çekicidir.  Her iki olay da (Hamaney’in çağrısı ve Sadr’ın açıklaması), ABD ile İran’ın Irak’ta bir arada bulunması durumunun erimeye başladığının işaretleridir. Irak’ı yeni ve zor bir süreç bekliyor diye değerlendirilmektedir.

ABD, “sözde” Irak’tan çekilmiştir ama, hala Irak’ta ciddi bir ABD askeri varlığı bulunmaktadır. Hal böyle iken; ABD’nin, hem İran’ı karşısına alması, hem de Irak’ta İran nüfuzunun güçlenmesine yol vermesi bir çelişki olmanın ötesinde, birçok açıdan sorgulanması gereken bir durumdur. Acaba bu durum, Tahran ile Washington arasında bir pazarlığa mı dayanıyor; öyle ise bu pazarlığın konusu ne olabilir? Irak’ta İran ile birlikte bulunma ABD’ye bölgede nasıl bir avantaj/imkân sağlıyor olabilir? Sağlıyorsa, niye ABD şimdi bu avantaja/imkâna ihtiyaç duymuyor gözüküyor? Benzeri sorular artırılabilir. Bu sorulara verilebilecek cevaplar da muhtelif olabilir. Ancak Devrim Muhafızlarının terör örgütleri listesine dâhil edilmesi, ABD açısından bu durumun değiştiğine işaret ettiğinde bir tereddüt bulunmamaktadır. ABD, Suriye’den ve Yemen’den sonra, Irak’ta da artık İran ile karşı karşıyadır. Bu noktada da doğru soru; bu değişim, niye ya da niye şimdidir. Acaba Kürtlerin Suriye krizi üzerinden geldiği nokta, ABD’nin Türkiye’den sonra, İran’ı da bu suretle açıkça karşısına almasının gerekçesi olabilir mi? Ya da bu değişimin nedeni, ABD’nin İsrail’deki seçimden sonra açıklayacağım dediği Ortadoğu’ya ilişkin yeni plan olabilir mi? Kürtler konusu, ayrıca sorulara neden oluyor. ABD, Kürtlere ne kadar, nereye kadar güvenebilir? Hangi Kürtlere? İran’ın etkisine açık Şii Kürtler ABD için bir sorun olmaktan çıkmış olabilir mi? Ya da Sünni-laik Kürtler, ABD’ye hareket alanı kazandıracak derecede güçlü hale gelmiş olabilirler mi?

ABD’nin İran Devrim Muhafızları Komutanlığı ile ilgili söz konusu kararının öne çıkardığı bir başka husus da; Tahran’ın tepkisinin US CENTCOM’u terör örgütü ilan etmesi şeklinde “söz” ile sınırlı kalıp kalmayacağı, US CENTCOM’un bölgede çeşitli ülkelere yayılmış unsurlarının İran’ın saldırılarına konu olup olmayacağı ile ilgilidir. Bu açıdan bakılınca, İran’ın; Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan’a ilave olarak, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Suudi Arabistan ve Türkiye’deki ABD askeri unsurlarını da hedef alabileceği akla gelmektedir. Ayrıca bölgede ABD karşıtlığının yükseldiği ve Dünyada Trump Yönetiminin “pervasızlığına” yönelik öfkenin arttığı bir ortamda, İran’ın, başka yerlerdeki ABD denizaşırı askeri varlığını hedef alabileceği de düşünülebilir. Küresel kaos işaretlerinin yoğunlaştığı ve bu işaretlerin yine Kuzey Afrika’da somutlaştığı mevcut ortamın, İran’ın, ABD’nin denizaşırı askeri varlığını hedef almasını kolaylaştıracağı ileri sürülebilir. Bunlara bir de önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen ABD’nin Ortadoğu’ya ilişkin yeni planının neden olacağı tepkiler eklenirse, İran’ın ABD denizaşırı askeri varlığını hedef alma ihtimali biraz daha güçlenmiş olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca belirtilen hususların, İran’ın, ABD’nin denizaşırı askeri varlığını hedef almada kendisine “ortaklar” bulmasını kolaylaştırabileceğini, de görmek gerekir.

Peki, ABD, İran Devrim Muhafızları Komutanlığı ile ilgili söz konusu kararı alırken bütün bunları görmüyor olabilir mi? Sanmıyorum. O zaman amacı ne, neyin peşinde, diye sormak gerekir. Kanaatim, peşinde koştuğu şeyin, küresel kaos olduğu yönündedir.  Küresel ölçekte askeri harcamaların artması, ülkelerin “sıcak” sorunlar ile meşgul edilmesi, Çin’in ekonomik büyümesinin durdurulması, Çin’in “yumuşak güce” dayalı dış politika anlayış ve uygulamasını “sert güce” dayalı olmaya zorlanması, bu yol da Çin’e içeride ve dışarıda sorunlar yaratılması… Ancak bu varsayımda kritik önemi haiz iki konu vardır. Biri, ABD ekonomisinin durumu, diğeri de mevcut Washington Yönetiminin (Trump Yönetiminin) “ülkesel” ve “küresel” liderlik kapasiteleridir. Bu iki konu, bana göre, ABD’nin belirtilen varsayıma konu küresel krizi başarı ile yönetip yönlendirmesinin önünde engel olarak gözükmektedir. ABD, çok ciddi risk alıp, kontrol altında tutmaya gücünün yetmeyeceği bir küresel kriz peşinde olabilir.

Bir başka husus, ABD’nin aldığı karara konu Devrim Muhafızlarının hukuksal durumudur. ABD, İran’ın anayasal yapılanmasına dâhil, düzenli ordu ile birlikte İran’ın savunma ve güvenlik yapılanmasını teşkil eden Devrim Muhafızları Komutanlığını uluslararası terör örgütleri listesine dâhil eden bir karar almıştır.  Devrim Muhafızları Komutanlığı’nın İran’ın anayasal bir kurumu olması, ABD’nin aldığı kararı ayrıca ağırlaştırmaktadır. Çünkü Devrim Muhafızlarının anayasal/resmi konumu çıkış noktası alındığında; ABD’nin söz konusu kararı, İran’ın mevcut anayasasını yok saymak, İran’ın içişlerine karışmak, dolayısıyla İran’ın egemenliğini tanımamak anlamlarına da gelebilmektedir. İran’ın tepki olarak US CENTCOM’u terör örgütü sayma nedeni, kanaatimce budur. Nasıl Devrim Muhafızları Komutanlığı İran’ın resmi savunma ve güvenlik yapılanmasının bir parçası ise, US CENTCOM da ABD’nin resmi savunma ve güvenlik yapılanmasının bir parçasıdır.  İran, US CENTCOM’u terör örgütü saymakla, bir anlamda uluslararası ilişkilerdeki mütekabiliyet ve orantılılık ilkelerine uygun hareket etmiştir. Ancak bu uyumluluğu çıkış noktası alarak, İran’ın, US CENTCOM’u terör örgütü sayma ile yetineceğini beklememek gerekir diye düşünmekteyim. Yukarıdaki paragraflardan da çıkarılacağı üzere, ABD’nin almış olduğu karar, İran için gerçekten ağır bir karardır. Onun içindir ki; İran’ın, ABD’nin kararının ağırlığına denk düşen, daha ileri bir tepki verme ihtimalinin güçlü olduğu değerlendirilmektedir.

ABD’nin, uluslararası terörizm ile mücadele görüntüsü altında, gerçekte bu mücadeleyi kendisinin ulusal çıkar ve hedefleri doğrultusunda “istismar “ettiği, artık hemen herkesin bildiği bir husustur. Bunun en büyük, en somut örneği Afganistan’dır. ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra uluslararası terörizmle mücadele edeceğim diye 2001 yılında gidip Afganistan’a yerleşmiş,18 yıldır “sözde” bu ülkede uluslararası terörizmle mücadele etmektedir. Ancak bu 18 yılda, Afganistan’da “Taliban” doğmuştur. 2011’de Suriye krizinin ortaya çıkmasından sonra da, Irak kendisinin işgali altında olmasına rağmen, Irak’ta ve Suriye’de de IŞİD ortaya çıkmış; ABD, bu bölgede de, bu kez IŞİD ile mücadeleye soyunmuştur. ABD’nin bütün Dünyanın gözü önünde cereyan eden PKK ve YPG terör örgütleri ile olan yakın ilişkisine ise hiç girmiyorum. Bu ABD, şimdi de kalkmış İran’ın resmi savunma ve güvenlik yapılanmasına dahil anayasal bir kurum olan Devrim Muhafızları Komutanlığı’nı uluslararası terör örgütleri listesine dahil ediyor!.. Kararın anlamı, uluslararası terörizmle mücadelede yeni hedef İran’dır.

Türkiye açısından bakıldığında, konunun; Suriye’nin kuzeyinden algıladığı (arkasında ABD’nin gözüktüğü) milli ve coğrafi bütünlüğüne yönelik “beka derecesindeki” yakın ve ciddi tehdit ile karşı karşıya bulunun Türkiye’yi de yakından ilgilendirdiği değerlendirilmektedir. Acaba ABD’nin söz konusu kararı, Ankara ile Tahran’ı ayrıca biri birine iter mi? Ya da ABD’nin söz konusu kararı sonrasında, İran’ın Türkiye’deki ABD askeri varlığını hedef alma ihtimali nedir? Ankara-Washington ilişkilerinin perdenin önündeki görünümü, ne kadar güvenilirdir, perdenin önü arkasından farklı olabilir mi? Ortada olan bir gerçek var. O da, ABD’nin Irak’taki ve Suriye’deki askeri varlığının, doğrudan ABD’nin kendi ülkesini savunması ile ilgili olmadığıdır. ABD, Atlantik Okyanusu’nun ötesinden bölgeye gelmiştir. Türkiye ise, bitişiğindeki komşusundan algıladığı doğrudan milli ve coğrafi bütünlüğüne yönelik yakın ve ciddi bir tehdit ile mücadele etmektedir ve bu mücadelesi “gerçekte” ABD iledir. Gelişmelerin seyrine bağlı olsa da, bu noktada, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Komutanlığı hakkında aldığı karar ve Türk-Amerikan ilişkilerinin “görünürdeki” durumu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ne bağlı bazı unsurların da, önümüzdeki dönemde ABD’nin uluslararası terör örgütleri listesine dâhil edilme ihtimalinin sorgulatmaktadır.

Sonuç olarak; BM Güvenlik Konseyi’nin bu yönde bir kararı yok iken, İran’ın resmi savunma ve güvenlik yapılanmasının bir parçası ve anayasal bir kurum olan Devrim Muhafızları Komutanlığının ABD tarafından uluslararası terör örgütleri listesine dâhil edilmesi, BM sistemi ve uluslararası hukuk ile bağdaştırılamamaktadır. ABD’nin yeni örnekler ortaya çıkarmaması için, uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğine inanıyorum. ABD’nin, Dünyayı kendi “çiftliği” gibi görüp, “keyfine” göre yönetmesi, ne kadar kabul edilebilir bir durumdur?

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 09 Nisan 2019.

[i] The Hill, Overnight Defense, https://mail.yahoo.com/d/folders/1/messages/31754?guce_referrer=aHR0cHM6Ly9sb2dpbi55YWhvby5jb20v&guce_referrer_sig=AQAAACJMHnIAmquElW_wLo9eP8_8t-67ZgS3cni7H1DEOpmlVw9IN8xAlHt8KryeMxMUIMgp4GjBdtreeEy4TuRDI0eLzwrPkcboWwJAjXSihPD44uQ9oPW5BtUPkBqIyHas1KSCinc9K2HhXOHpjDbUSs-_SW03AaJIcu2jBm8yw7bQ, 09 Nisan 2019.


ABD KATAR’DA TALİBAN İLE “NİYE” VE “NEYİ” GÖRÜŞÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu hafta Katar’da gerçekleşmesi beklenen Afganistan konusundaki ABD-Taliban görüşmesi yapılamamış, ertelenmiş… Bu gelişme, “yalpalama” olarak yorumlanıyor[i]. Ancak ertelemenin, görüşmenin katılımcı listesi ve gündemi ile ilgili bir anlaşmazlıktan ileri gelmediği; sorunun, barışı sağlamaya dair bu girişimin zamanlaması olduğu ifade ediliyor. Deniliyor ki, tarafların Afganistan’da barışı sağalama isteğinden şüphe duyulmamaktadır. Bu görüşe

ÇİN’E BAKARKEN BUNU DA GÖRMEK GEREKMEZ Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bu çalışmanın konusu, Çin hakkında dikkatimi çeken, gelecek adına anlamlı bulduğum bir makaledir[i]. Makalenin çıkış noktası, Çin’in “açık sözlü ve reformist” Maliye Bakanı Lou Jiwei’nin görev yerinin değiştirilmesi, daha alt seviyede bir göreve getirilmesi… Bu görev yeri değişikliği; önceki Maliye Bakanlarının görevden ayrılma yaşları ve görev süreleri ile karşılaştırılıyor, bunlarla

SUDAN ÜZERİNDEN EŞ ZAMANLI İKİ FARKLI KÜRESEL EĞİLİM

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugün itibarıyla, ülkelerin yönetimi konusunda, Dünyanın eş zamanlı iki farklı eğilimin etkisinde olduğu gözüküyor. Birincisi evrensel hale gelmiş Batılı değerlerin bayraktarlığını yapan ABD’de, Başkan Trump ile görülmeye başlanan, evrensel demokrasiden ve hukuktan uzaklaşma eğilimi (uluslararası hukuku açıkça yok varsayma ve uluslararası kurumlara sırtını dönme eğilimi); aynı şekilde küresel hegemonik güç

ABD NE İLE UĞRAŞIYOR, TÜRKİYE NE İLE!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hudson Institute uzmanları, geçtiğimiz günlerde, Washington’da, IŞİD sonrası Irak’ın ve Suriye’nin geleceğini masaya yatırmış[i]… Bu etkinlikte öne çıkan görüşlerden bazıları şunlar: – IŞİD’ın yenilmesi ile iş bitmiş olmuyor. Sorun devam ediyor. – ABD, İran’ın Irak’taki ve Suriye’deki yükselişine kör gözle bakmıştır. – ABD, Sünni Arap müttefikleriyle yakın çalışmalıdır. – Rusya’nın

KAZAKİSTAN’DA NAZARBAYEV’İN GÖREVİNDEN AYRILMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kazakistan’ı Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte bağımsızlığını ilan ettiği 10 Aralık 1991 tarihinden 20 Mart 2019 tarihine kadar Cumhurbaşkanı olarak yöneten Nursultan Nazarbayev, bu tarih itibarıyla görevini bıraktı. Aralıksız 28 yıla yakın bir süre Kazakistan’ı yöneten Nazarbayev’in ayrılışı, bütün Dünyada fazla gündeme gelmedi; Türkiye’de de devam eden yerel seçim sürecinin

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.