ABD’DEKİ GÜÇ KAYBI ASYA’NIN DOĞUSUNDA DA GÖRÜLÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

K.Kore’nin “nükleerden” arındırılmasına ilişkin olarak, K.Kore, G.Kore ve ABD arasında devam eden (üçlü) görüşmelerde, G.Kore’nin yaklaşımında değişiklik olduğu ve buna bağlı olarak görüşmelerin mecra ve yapı değişikliği gösterebileceği ifade ediliyor.[i]

Bilindiği üzere, K.Kore’nin yaptığı nükleer ve füze programları denemelerinden, bu ülkenin nükleer başlık taşıyabilen kıtalararası füzelere sahip olma noktasına çok yaklaştığı anlaşılmıştı. Bu, sadece bölge için değil, ABD için de tehdit kabul ediliyordu. Kaldı ki, K.Kore de, açıkça ABD’yi vurabilecek imkân ve kabiliyete eriştiğini ifade ediyordu. Ve K.Kore, bu faaliyetleri nedeniyle BM yaptırımları altındaydı. Yaptırımların arkasında ABD vardı ve ABD, yaptırımların en büyük destekçisi idi. K.Kore, üzerinde artan baskılar sonrasında, belli koşullarla nükleer programının sonlandırılmasını öngören bir görüşme sürecini kabul etmiş, G. Kore ve ABD ile görüşmelere başlamıştı. Hatta K.Kore Devlet Başkanı Kim, Singapur’da ABD Başkanı Trump ile bir araya bile gelmişti.

Görüşme süreci bu mecrada devam eder ve Çin’in daha sonra sürece dâhil olacağı öngörülür iken;  G.Kore’nin görüşmelere ilişkin yaklaşımda bir değişiklik olmuş, şimdi, hem görüşmelerde iki Kore arasında kalıcı bir barış anlaşmasının yapılması, hem de Çin’in bu anlaşmanın görüşmelerine katılması öne çıkmış gözüküyor. Bu suretle, 1953’te imzalanmış ve bugüne kadar gelmiş olan “ateşkes” anlaşmasının yerine kalıcı bir barış anlaşmasının yapılması ve bu suretle Kore Savaşının “hukuken” sonlandırılması ihtimali belirmiştir.

Başlamış devam eden görüşme sürecinin böyle bir mecraya kaymasının ABD tarafından kabulü güçtür. Çünkü bu, her şeyden önce, ABD’nin, başlattığı görüşmeleri mecrasında tutamamış olduğu algısına yol açacaktır ki; bunun uluslararası ilişkilerdeki anlamı, güç kaybı, eski gücünün uzağında olma demektir. Bu takdirde, ABD’nin G.Kore’de askeri varlık bulundurmasına ve bu ülkeye Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi (THAAD) satmasına (konuşlandırmasına) da gerek kalmayacaktır. ABD’nin bu durumu, bölgede Çin karşısında ABD’ye “yaslanmış”, başta Japonya olmak üzere diğer bölge ülkelerinin ABD ile olan ilişkilerine de yansıyacaktır. ABD’nin bölgedeki müttefikleri ile olan ilişkileri gerileyecektir. Hatta ABD, eğer kalıcı barış anlaşmasına karşı çıkarsa, BM ile de karşı karşıya gelebilecektir.

Çin açısından ise, bunların tam tersi bir durum söz konusu olacaktır. Her şeyden önce ABD’nin Çin’i çevreleme politikası yara almış ve etkisini kaybetmiş olacaktır. Bölge ülkeleri, artık ABD’ye fazla güvenemeyecekleri için, Çin’i daha az rahatsız edebilecekler ve/veya yüzlerini Çin’e dönebileceklerdir. BM, Çin ile daha uyumlu bir duruş sergileyebilecek ve bu, Çin’e nüfuz alanını genişletme imkânını ve fırsatını verecektir.

Rusya ve Japonya, bu mecra değişikliğinin seyrine bağlı olarak,  öne çıkabilecek aktörler olarak gözükmektedir. Çünkü böyle bir değişimin, en çok bu iki ülkeyi olumsuz etkilemesi beklenmektedir. Rusya, Kore Savaşının taraflarından biri olduğu için, eğer Kore Savaşını resmen son erdirecek kalıcı bir anlaşma yapılacak ise bu anlaşmanın görüşmelerine katılması ve çıkacak anlaşmaya taraf olması gereken ülkelerden biridir. Çin’in Asya’nın doğusunda bu denli güçlenmesi Rusya’nın işine gelen bir durum olarak görülmediği için, Rusya’nın kalıcı barış anlaşmasının müzakerelerine katılması, söz konusu değişimin seyrini etkileme potansiyeli yüksek bir durumdur. Bu noktada ve bağlamda, Rusya Devlet Başkanı Putin ile ABD Başkanı Trump’ın geçtiğimiz haftalarda Helsinki’de bir araya gelmeleri oldukça anlamlı bulunmaktadır. Keza son günlerde Batı medyasında karşılaşılan, K.Kore’nin nükleer faaliyetlerini durdurmadığı sürdürdüğü yolundaki haberler de, yine bu bağlamda oldukça anlamlı bulunmaktadır.

Japonya’nın, genelde bölgede, özelde ise Çin ile, ciddi sorunları vardır. İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar gelen Asya’nın bu bölgesindeki Japon işgallerinin acı hatıraları, son dönemde sanki sistemli bir şekilde canlanmış gözükmektedir. Bu, Japonya için potansiyel bir tehdit niteliğini taşımaktadır. Japonya ile Çin arasında, Doğu Çin Denizi Anlaşmazlığı vardır. Çin’in hava savunma bölgesi ihdası, Japonya’nın Tayvan’ı kendi savunmasının bir parçası olarak görmesi, taraflar arasında öne çıkmış diğer ciddi anlaşmazlık konularındandır. Bu sorunlar, Japonya’yı ABD’ye itmiş iken, ABD’nin bölgede askeri varlık bulundurmasının gerekçesinin ortadan kalkması, dolaylı olarak Japonya’ya olumsuz olarak yansıyacaktır. Japonya’ya bakarken, ayrıca şunları da görmek gerekir. (i) Eğer iki Kore kalıcı bir barış anlaşması yaparsa, bu, ABD’nin bölgedeki (Japonya’daki) askeri varlığının açıkça Çin ile ilişkilendirilmesine yol açacaktır ki; bunun, hem Japonya’ya, hem de ABD’ye ciddi olumsuz yansımaları olabilecektir. (ii) Eğer iki Kore arasındaki kalıcı barış anlaşmasının iki Kore’nin “birleşmesinin” önünü açacağı kabul edilir ise; bu birleşme, Asya’nın doğusundaki dengelerin Japonya’nın aleyhine değişmesi ve Japonya’ya yönelik potansiyel tehdidin artması anlamlarına gelebilecektir.

G.Kore’nin söz konusu görüşmelere dair yaklaşımındaki değişme de dâhil, yukarıdan belirtilen değişmelerin ve bunlara bağlı muhtemel durumların hepsinin temelinde, Başkan Trump ile birlikte iyice su yüzüne çıkmış ABD’deki güç kaybı vardır. ABD’deki güç kaybı yeni ortaya çıkmış değil. Bu, Hindistan-Çin ilişkilerinin son aylardaki görünümünden çıkarılabiliyor. Keza bu işaret, ABD’nin önde gelen bazı Avrupa ülkeleri, AB ve NATO ile olan güncel olumsuz ilişkilerinden de çıkarılabilmektedir.

ABD’deki güç kaybı sıra dışı, anormal ya da beklenmeyen bir durum da değil. Kısa veya uzun, devletlerin de bir ömrü vardır. Doğarlar, büyürler ve ölürler. Bunun için tarihe bakmak yeterlidir. Önemli olan, ABD’deki bu değişimin etkileri, sonuçları, bunların kontrol edilebilmesidir. Çünkü ABD güç kaybettikçe, ABD’ye göre (ABD etrafında) şekillenmiş küresel ve bölgesel yapılanmalar da, aynı oran da bundan olumsuz şekilde etkilenecek ve ortaya “boşluklar” çıkacaktır.

Eğer ortaya çıkacak boşluklar Çin tarafından doldurulmaz ise, “kaosa” kapı aralanmış olunacaktır. Belki Çin nedeniyle Asya’nın bu kesimindeki boşluğun bir kaosa yol açma ihtimali zayıftır. Ancak ABD’deki güç kaybına bağlı boşlukların Dünyanın başka yerlerinde (örneğin Ortadoğu’da) kaosa kapı aralama potansiyeli yüksek görülmektedir.

Sovyetlerin 1991’deki çöküşü ile ortaya çıkan boşluğun yeni bir Dünya düzeni ile doldurulamadığı ve boşluğun Dünyada düzensizliğe yol açtığı bugün artık çok belli ve ABD’deki güç kaybının bir “çöküşe” dönüşme ihtimali yok varsayılamaz iken, Dünya, 1991’den 30-40 yıl sonra yeni bir çöküşü kaldıramayacaktır. Yani ABD’nin çöküşünün yol açabileceği “düzensizliğin” daha ağır (ciddi) olacağı tahmin edilmektedir.

osmetoz/ascmer, www.acmer.org, 06 Ağustos 2018.

[i] https://www.scmp.com/news/china/diplomacy-defence/article/2158369/china-may-seek-end-us-military-presence-korean?utm_source=emarsys&utm_medium=email&utm_content=20180806&utm_campaign=scmp_today&aid=190131336&sc_src=email_2314018&sc_llid=50292&sc_lid=153856664&sc_uid=Qc2KmijIx5&utm_source=emarsys&utm_medium=email, 06 Ağustos 2018.


KAŞIKÇI OLAYI: ARAP BAHARI SUUDİ ARABİSTAN İLE DEVAM MI EDECEK?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kaşıkçı olayında gelinen nokta, Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldüğü (öldürüldüğü) ve Riyad’ın bunu açıklamaya hazırlandığı yönünde… Başkan Trump, böyle bir durumda, ABD’nin Suudi Arabistan’a “cezai” yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. ABD ve Batı medyasında da, Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile “balayı” döneminin sona erdiğine dair haber ve yorumlar yer

ÇİN’İN SURİYE (İDLİB) İLGİSİ, BÖLGE VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz haftalarda medyada eş zamanlı olarak yer alan Çin ile ilgili iki haber dikkat çekici bulunmuştur. Bunlar, Türkiye’nin “Çin atağından”[i] ve Çin’in Suriye’de sınırımıza çok yakın bölgeye (İdlib’e) asker göndereceğinden (konuşlandıracağından)[ii] söz eden haberlerdir. Türkiye’nin Çin’e açılacağını açıkladığı bir sırada Çin askerinin Suriye/İdlib’te konuşlandırılacağının gündeme gelmesi, Çin’in Ortadoğu’da sahaya inebileceği

SURİYE KRİZİNDE KRİTİK EŞİK: FIRAT’IN DOĞUSU…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bildiğim kadarıyla, ABD’nin Suriye’deki varlığı terörle mücadeleye ilişkindir ve IŞİD ile sınırlıdır. ABD liderliğindeki Koalisyon Güçleri, BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD ile mücadeleye dair kararı uyarınca Suriye’de bulunmaktadır. Bugün itibarıyla, Suriye’nin IŞİD’dan temizlenmesinde sona gelinmiştir. Fırat’ın doğusunda IŞİD kalmamıştır. IŞİD, Türkiye’nin da çabaları ile, Fırat’ın doğusundan temizlenmiştir. Peki, Fırat’ın doğusunda, terör

İSTANBUL’DAKİ PATRİKHANE NEYİN KİMİN NESİ?

 Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İstanbul’daki Patrikhane ile Yunan Ortodoks Kilisesi arasında kriz çıkmış… Nedeni, Yunan Danıştay’ının, üzerinde kiliseler olan anlaşmazlık konusu arazilerin ve bu durumdaki kiliselerde ayin düzenleme yetkisinin İstanbul’daki Patrikhane’ye ait olduğuna karar vermesi imiş[i]… Bu gelişme, önce hukuksal, sonra da siyasal açıdan son derece anlamlı ve önemli bir gelişmedir. Bilindiği üzere, Lozan

SURİYE KRİZİ “KRİTİK” DEĞİŞİMLERİ YAŞIYOR GİBİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’ne dâhil Kürtler, Suriye’de IŞİD ile mücadelede sona gelinmesi ile birlikte, ABD’nin Suriye ilgisinin “yenilenmiş” ve ABD’nin daha kararlı gözüktüğünü; bunun, ABD’nin çekileceği endişesi ile Şam Yönetimi ile başlatılmış diyalogu zayıflattığını, görüşmelerin durma noktasına geldiğini; bunda, Şam Yönetiminin anayasada Kürtler lehine değişiklik yapmaya yanaşmamasının da payının olduğunu

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.