ABD SİLAH SATMAZ İSE, TÜRKİYE BUNA KARŞILIK VERECEKMİŞ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Türk Dış Politikası, bana göre, tam bir komedi…

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasına bir tepki olarak ABD’de Türkiye’ye silah satılmasını engellemeyi öngören bir yasa tasarısının gündemde gelmesi üzerine, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu açıklama yapıyor ve diyor ki, bu yasa çıkarsa, Türkiye buna “karşılık” verir[i]

Bu açıklamayı da, komedinin yeni bir parçası, son örneği gibi görüyorum.

Niye böyle gördüğümü aşağıda açıklıyorum.

ABD’nin Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğünü hedef alan PKK/YPG terör örgütlerine açıkça destek verdiği, YPG’yi açıkça kendisinin “kara unsuru” gibi gördüğünü açıkladığı, YPG’ye binlerce tır ile silah, teçhizat ve mühimmat sağladığı, bunların arasında ağır silahların yer aldığı bilinmektedir. ABD’nin bu yaptıkları, Türkiye açısından, uluslararası hukukun açık ihlali niteliğindedir. Çünkü ABD, Türkiye’ye saldıranlara açıkça yardım etmekte, saldıranları himaye etmektedir. Türkiye’yi yönetenler, üstelik en yetkili ağızlardan, bunlara tepiklerini dile getirmiş, ABD’ye onca ağır söz söylemiş, en yüksek seviyeden ağır eleştiri yöneltmişti. Bu sözlü tepkiler ve ağır eleştiriler; hukuksal açıdan, ABD’nin uluslararası hukuku ihlal ettiğinin farkında olunduğu anlamına gelir, “ihlalin” iktidar tarafından bilindiğine karine teşkil eder. Durum bu kadar açık olmasına rağmen, Türkiye’yi yönetenler, bugüne kadar “söylemin” ilerisine geçip, söylemlerine uygun, ABD’ye karşı, bir adım atmamışlardır. Çalışma ve uzmanlık alanım olduğu için takip ediyorum ama, böyle bir adım yok, görmedim. Var diyenler çıkabilir. Çıkarsa, o adımlarda da “perde arkası” şüpheli olacaktır, yani değişen bir şey olmayacaktır. Ankara, daha yeni, ABD’nin son Suriye saldırısından memnuniyet duyduğunu açıklamış mıydı? Bu açıklama, şüpheyi doğrulayan hafızalardaki en son, en belirgin işaret değil midir? Menbiç’te ve Fırat’ın doğusunda Türkiye’nin ABD ile karşı karşıya olduğu konuşulurken, ABD’nin Suriye’ye hava saldırısı düzenlemesinden memnuniyet duyabilmesi, şüphe uyandırmıyor mu? Garip değil mi? Şüphe haksız mı?

İktidar, ısrarla, resmen ve açıkça, ABD’nin PKK/YPG terör örgütlerini silahlandırmak suretiyle, Türkiye’yi hedef aldığını söylüyor. Fakat Türkiye, bugüne kadar ciddi bir eylem planı üzerinden buna “eylemli” tepki vermediği gibi, ABD’den silah almaya da devam ediyor…

Yetmiyor, şimdi de ABD’ye diyor ki[ii]: bana silah satmazsan sana “karşılık” veririm!…

ABD, güya “stratejik ortak”, şekli olarak “müttefik”; üstelik Türkiye, ABD’nin vermeyeceğim dediği silahın, teçhizatın, mühimmatın parasını ödüyor da… Hibe değil yani…

Komik değil mi?

Türkiye’nin, silahı, ABD’nin silah yardımı yaptığına (Peşmergeye ve PKK/YPG terör örtülerine)  karşı kullanmak için ABD’den satın almak istediğine ve ABD’nin buna engel çıkardığına lütfen dikkat ediniz!..

Bunun anlamı nedir?

Türkiye’ye yönelik bir saldırı var. Ve ABD, bu saldırıyı yapanlara açıkça destek vermekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’yi bu saldırıyı savuşturmada da zora sokmak istiyor. Bunu, ABD, Türkiye’nin kendisine yönelik saldırıyı savuşturmasını istemiyor diye almak mümkün değil mi?

İktidar, bunu niye göremiyor, ya da görmek istemiyor? Ve bu tabloda, ABD’ye, hala sözlü tepki ile yetiniyor, “karşılık veririz” demekle yetiniyor? Merak diyorum.

Türkiye Cumhuriyeti gibi, köklü, büyük ve güçlü bir devleti 15-16 yıldır yönetmekte olan bir iktidarın bunu görememesi, Türkiye’yi bu duruma düşürmesi komedi değil de nedir?

Böyle “devlet ciddiyeti” olur mu?

Türkiye’nin hak ve menfaatleri, böyle bir anlayış ile ne kadar korunabilir? Korunmadığı yolunda bir endişeye sahip olma, bu tabloda, haksız bir endişe olarak görülebilir mi?

İktidar, “milli” olana bakışı sorunlu olduğu ve bu bağlamda  Milli Mücadeleye sırtını dönmüş gözüktüğü için, bu mücadelede başarıya hangi koşullar altında ulaşıldığının farkında da değil!… Fakat ne ilginçtir, son dönemde, “yeni bir milli mücadeleden” söz edebiliyor!…

“Samimiyeti” konusuna girmeyeceğim ama, eğer iktidar Milli Mücadelenin özünün/ruhunun farkında olsaydı, Türkiye, ABD karşısında bugün bu durumlara düşmezdi diye düşünüyorum.

Ancak bütün bu belirtilenlere rağmen, Türkiye’nin hâlihazırda bir seçim sürecine girmiş olmasının ve “ABD sevdasının” iktidarın gönlünden bir türlü çıkmadığının ortada gözükmesinin etkisinde,  akla gelen bir başka husus daha var.

O da şu: Dışişleri Bakanı’nın bahse konu açıklamasının ve bu açıklamaya konu ABD’deki gelişmenin, seçim sürecinde iktidar için, ilk bakışta “köstek” gibi görünse de, gerçekte “destek” işlevi yüklenmiş bir adım olabileceğidir. Özellikle iktidarın 15-16 yıldır sergilemekte olduğu dış politika ve bundan çıkan “ABD sevdası”, bu ihtimalin dışlanmasına manidir. Daha somut bir ifade ile; akla gelen, Ankara ile Washington’un, Türk kamuoyunda (seçmen nezdinde) öne çıkan “ABD antipatisini” istismara yönelik örtülü bir işbirliği içerisinde olabileceğidir. Bu ihtimal, tamamen dışlanabilecek bir ihtimal olarak görülebilir mi? Ben böyle görmüyorum. Ve bu ihtimali dışlamadığım için de, aklıma daha ilerisi geliyor: Eğer öyle ise, bu muhtemel “örtülü” işbirliği niçin olabilir? Seçimin sonrasına dair, Ortadoğu’ya ilişkin bir senaryo ve bu senaryoda Türkiye için öngörülmüş bir rol mü vardır? Yani eğer öyle ise, Türk halkı, Türk seçmeni için, “turpun büyüğü heybede” mi oluyor?

Bunlara bağlı olarak, Türkiye’de başlamış devam eden bir seçim süreci var iken; önümüzdeki günlerde, ABD’deki gelişmenin devamının gelir ve Türkiye’de iktidar partisi de ABD’ye yönelik “eylemli” bir karşı çıkış yaparsa, bu, benim için sürpriz olmayacaktır.

Tabiatıyla, yukarıda belirtilen ve dışlanamayan ihtimal ışığında, böyle bir çıkış, “samimi” ya da “gerçek” bir çıkış bulunmayacaktır. Asıl amacı, seçmeni etkilemek olacaktır. Sembolik ve gerçekte “sözde” sayılabilecek bir karşı çıkış niteliğini taşıyacaktır. Velev ki, “yalancı çoban” hikâyesinde olduğu gibi, sonuncu çağırışta kurtlar sürüye gerçekten saldırmış olsa bile…

Bu satırların yazarı daha önce çeşitli kereler yazdı. Bu vesileyle tekrarlayayım ya da hatırlatayım; iktidarın dış politika anlayışı ve uygulaması sorunludur. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki dip yapmış yalnızlığı, bunun bir sonucu ve çok belirgin bir işaretidir. Bu, Türkiye’nin hak ve menfaat kaybına yol açmaktadır. Bu kayıplar, giderek telafisi zorlaşan bir mahiyet arz etmeye başlamıştır.

Onun içindir ki; iktidarın, seçmene (seçimi kazanmaya) yönelik değil, muhataplarının (özellikle ABD’nin) Türkiye’yi “ciddiye” alacağı ve onları Türkiye politikalarını gözden geçirmeye zorlayacağı bir adımı atmasına ihtiyaç vardır.

Ve bu adım, bundan kısa bir süre önce, iktidara “açık öneri” şeklinde kaleme alınmış yazıya konu yapıldığı üzere, NATO üzerinden atılabilirdi!… İnanıyorum ki; Türkiye, dün NATO’ya “dirsek” gösterme türünden ciddi ve eylemli bir tepki vermiş olsaydı, bugün ABD’de Türkiye’ye silah satışını askıya almayı öngören (yaptırım niteliğindeki) bir tasarı Dışişleri Bakanı’nın açıklamasının konusu olmaz, biz de böyle bir yazıyı kaleme almış olmazdık…

Sadece ben değil, çalışma, ilgi ve uzmanlık alanları uluslararası ilişkiler (dış politika) olan birçok kişi, iktidarın dış politika anlayışını ve uygulamasını aynı şekilde eleştiriyor. Ancak iktidar bunları hiç duymuyor. Çünkü iktidarın dış politika anlayışında ve uygulamasında, samimi sayılabilecek en ufak bir değişim gözlemlenmiyor. Bu şu anlama geliyor: dış politika, başlamış devam eden seçim sürecinde iktidarın en zayıf, dolayısıyla eleştiriye en açık olduğu konudur. Buradan, belirtilen eleştirilere bugüne kadar kulak tıkamış iktidarın, şimdi, başlamış işleyen bir seçim süreci varken, bu eleştirileri “boşa çıkarcı” bir adım atabileceği çıkarılabiliyor ki; böyle bir adım, benim için sürpriz olmayacak, fakat bunu inandırıcı bulmayacağım, “sözde” bulacağım.

Hiç şüphesiz iktidardan gelebilecek böyle bir adım, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerindeki inandırıcılığına da ayrıca halel getirecektir ki; bunun, Türkiye için çok ciddi riskleri beraberinde getireceğinden “artık” şüphe duymuyorum.

Endişeliyim. Ümidim ve temennim, dışlayamadığım için yukarıda değindiğim ihtimalin boşa çıkmasıdır.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 07 Mayıs 2018.

[i] https://uk.reuters.com/article/uk-usa-turkey-defense/turkey-says-it-will-retaliate-if-us-halts-weapons-sales-idUKKBN1I7052, 07.5.2018


BAŞKAN TRUMP’IN AVRUPA’YA “SOPA GÖSTERMESİ” ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Başkan Trump, geçtiğimiz günlerde, NATO Genel Sekreteri’ni kabulünde, Avrupalı müttefiklerine, özellikle Almanya’ya, “sopa” gösteriyor[i]… Avrupa ülkeleri NATO katkı paylarını artırmaz ise, ABD’nin müttefikleri için savunma yükümlülüğünü yerine getiremeyebileceğine dikkat çekiyor. Ya NATO’ya katkı paylarınızı artırın ya da güvenlik konusunda başınızın çaresine bakın diyor. Bu söylem, Başkan Trump’ın seçim kampanyasından bu

HİNDİSTAN VE ABD’NİN RUSYA YAPTIRIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Putin, Almanya Başbakanı Merkel’den sonra, bugün (21 Mayıs 2018) Hindistan Başbakanı Modi’yi de Soçi’de kabul ediyor.  Putin-Modi görüşmesinin, 4-6 saat süreli, gayri resmi bir zirve olacağı ifade ediliyor[i]. Önümüzdeki günlerde Japonya Başbakanı Abe ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron da, Putin’i ziyaret edecekmiş… Bu ziyaretler, yeniden Devlet Başkanı seçilen Putin’i tebrik ziyaretleri

LÜBNAN’DAKİ GENEL SEÇİMİN SONUCU VE ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Lübnan’da, dokuz yıl aradan sonra, 06 Mayıs 2018 günü, genel seçimler yapıldı. Biraz araştırma yaptım ve gördüm ki, üzerinden bir hafta geçmiş olmasına rağmen, seçime ilişkin resmi nihai sonuçlar henüz açıklanmamış. Kamuoyuna yansıyan, seçime katılım oranının düşük ( % 49,2) olduğu, Sünnilerin genelde sandığa gitmemeyi tercih ettiği yönündedir. Seçimin, çok

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.