ABD MERKEZLİ MUHTEMEL İDLİB SALDIRISI ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

İçinde bulunduğumuz günlerde, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, El Kaide’nin Suriye’deki son kalıntılarının bulunduğu İdlib’e yönelik bir saldırıyı başlatması konuşulmaktadır. Bununla eş zamanlı olarak da, Suriye ve Rusya tarafından, İdlib’te arkasında ABD’nin olabileceği bir “kimyasal saldırı” olayının yaşanabileceği ve bunun İdlib’e saldırı gerekçesi olarak kullanılabileceği iddia edilmektedir.

ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin, İdlib operasyonu ile, sözde, Suriye topraklarını El Kaide’den temizlemiş, Suriye’nin kurtuluşunu tamamlamış olacağı ileri sürülse de; Suriye’den ve Rusya’dan gelen (kuvvetle muhtemelen istihbarat bilgisine dayalı) kimyasal saldırı iddiası, Dünya kamuoyunun artık ABD’ye inanmadığına, ABD’nin de bunun farkında olarak, İdlib’e saldırı için Dünya kamuoyuna “anlaşılır” gelebilecek nedenler üretmeye çalıştığına (çalışabileceğine) işaret etmektedir.

ABD’nin, özellikle Trump Yönetimi ile birlikte, Dünya kamuoyu nezdinde ciddi bir itibar kaybına uğradığı, güvenilirliğinin ve inandırıcılığının ciddi bir “erime” sürecine girdiği bir vakıadır. Buradan hareketle, El Kaide-ABD bağlantısı ile ilgili iddialara girmeden, İdlib’in haritadaki yerine bakılmasında yarar vardır. İdlib’in haritadaki yerine bakıldığında, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin muhtemel İdlib operasyonunun, Suriye’yi El Kaide’den temizlemeyi değil, El Kaide (ve muhtemel kimyasal saldırı) kullanılarak belli hedeflere (amaçlara) ulaşılmasının amaçlandığı kolayca görülebilecektir.

ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin muhtemel İdlib saldırısı, her şeyden önce, bölgedeki Kürtlerin geleceği ile yakından ilgilidir ve bu yönüyle, Türkiye’yi, Irak’ı ve İran’ı yakından etkileyecektir. Rusya için de son derece önemlidir, kritik önemi haizdir.

Eğer Suriye krizinin bugün geldiği noktada, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılan bir “Kürt Koridoru” konuşuluyor ve bu koridor üzerinde müstakil bir Kürt devletinin kurulması ihtimalini öne çıkarmış ise; ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonu, söz konusu koridordaki “kesintiyi” ortadan kaldıracak, dolayısıyla müstakil bir Kürt devletinin kurulması ihtimalini daha da güçlendirmiş olacaktır. Kürt Koridoru’nda kesintiye yol açan Türkiye’nin iki ayrı operasyon ile kontrolü altına aldığı Cerablus -Afrin hattındaki varlığı boşa çıkarılmış olunacaktır.

ABD’nin Türkiye’ye karşı izlemekte olduğu politika ve son olarak İdlib’e saldırıya ilişkin açıklaması konusunda, Türkiye’deki ve bölgedeki Kürtlerde genelde görülen “sessizlik”, bu bağlamda bana dikkat çekici gelmektedir. Bölücülüğe/ayrılıkçılığa mesafeli, tabiiyetinde oldukları devlete sadakatle bağlı olanlar hariç, bendeki izlenim, İran’daki, Irak’taki, Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtlerin adeta sinmiş oldukları, olacakları büyük bir heyecanla bekledikleri şeklinde…

ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonu, Türkiye açısından üç hususu öne çıkarmaktadır. Birincisi, iki ayrı operasyonla kontrol altına aldığı Türkiye’nin Cerablus-Afrin hattındaki varlığı ABD merkezli İdlib operasyonu ile boşa çıkabilecektir. Diğer iki husus, buna bağlı olarak ortaya çıkmaktadır ki; ikincisi, Irak’ın kuzeyinden başlayıp Suriye’nin Kuzeyi üzerinden Doğu Akdeniz’e açılmayı öngören Kürt Koridorunun önün açılmış olacaktır. Üçüncüsü de, Türkiye, milli ve coğrafi bütünlüğünü kaybetme riski ile karşı karşıya kalabilecektir. Çünkü bir taraftan “kuzey Kürdistan” olarak nitelenen Güneydoğu Anadolu bölgesinin, diğer taraftan da Hatay’ın ve İskenderun Körfezi’nin kaybedilmesi riskleri öne çıkabilecektir. Bunlardan, ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonun, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü ile yakından ilgili anlamı çıkmaktadır ki; bundan, konunun, ekonomik, politik ve askeri-güvenlik açılarından Türkiye için hayati önemi haiz olduğu ayrıca çıkarılmaktadır.

İdlib, Rusya’nın Suriye’deki deniz ve hava üslerinin bulunduğu Lazkiye-Tartus hattının hemen kuzey doğusunda (çok yakınında) kalmaktadır. Ve Suriye’deki askeri varlığı, Rusya için, ekonomik (enerji), politik (eski günlere dönüşün sürdürülmesi-nüfuz alanının genişletilmesi) ve askeri-güvenlik (Karadeniz’deki ve Kafkasya’daki mevcut ve muhtemel tehditlerin savuşturulması ve ülkesel bütünlüğün korunması) açılarından son derece önemlidir. Nitekim ABD merkezli muhtemel İdlib saldırısının gündeme gelmesinden sonra Moskova’dan buna karşı açıklamalar ve iddialar gelmiş; Moskova’nın bunlar ile de yetinmemiş, saldırı ihtimalini ortadan kaldırmaya yönelik askeri hamlelerde bulunmuştur.

Eğer açılım uçları Doğu Akdeniz olan “İran Yayı”nın ya da “İran Hilali”nin Tahran için ekonomik (enerji), politik (rejim ihracı) ve askeri-güvenlik boyutları ile son derece önemli olduğu düşünülür ve ABD’nin hâlihazırda İran’ı hedef almış olduğu hatırlanır ise, ABD’nin İdlib’e saldırması, İran için de adeta bir “kırılma” noktası olarak görülebilecektir. ABD merkezli muhtemel İdlib’e saldırısı sonrasında, İran, yakın zamanda erişebileceğini düşündüğü muhtemel avantajlı pozisyonunu “unutmakla” kalmayacak, Lübnan’daki mevcut varlığını koruyamama riski ile de karşı karşıya kalabilecektir. İran Savunma Bakanı’nın geçtiğimiz gün Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında, muhtemelen Rusya’yı kastederek yaptığı, İran ile Suriye arasındaki ilişkilerin niteliğine üçüncü tarafların karar veremeyeceği yolundaki açıklama[i], İdlib konusunun gerçekte İran için de oldukça önemli olduğuna işaret etmektedir.

Bir an için, ABD merkezli İdlib saldırısının önlenmesi, İran’ın Suriye’deki varlığına son vermesi ile ilişkilendirilmiş olabilir diye düşünülebilir. Yani İran’ın Suriye’deki varlığına son vermesi karşılığında, ABD merkezli muhtemel İdlib saldırısının gündemden düşmesi pazarlık konusu yapılmış olabilir. Eğer öyle ise, Suriye ziyareti sırasında İran Savunma Bakanı’ndan gelen açıklama, buna verilmiş çok net bir cevap olarak da görülebilir. Ancak bu noktada, İran’ın Suriye’deki varlığını sona erdirmesinin ABD’nin İdlib saldırısını ortadan kaldırmayacağını da belirtmek gerekir. Çünkü hem ABD’nin asıl/gerçek hedefi Suriye’deki İran varlığına son vermek değildir, hem de muhtemel İdlib saldırısı ABD’nin İran da dâhil birçok bölge ülkesi (ve bu arada Rusya) ile ilgili hedeflerine (amaçlarına) ulaşmasına aracılık etme potansiyelini içermektedir. Yani İran, boşu boşuna Suriye’deki varlığına son vermiş olacaktır.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, ABD merkezli muhtemel İdlib operasyonunun, Türkiye’yi, Rusya’yı ve İran’ı biri birine (aynı paydaya) ittiği çıkmaktadır. Bu paydanın ABD merkezli muhtemel operasyon karşısında başarılı olabilmesinde, özellikle Ankara açısından, “güven” önemli olacaktır.

Bugünkü koşullarda, İdlib konusu, Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü doğrudan ilgilendiren bir konudur. Bu gerçek, İdlib konusunda, “risk” alırken çok dikkatli olmayı, münhasıran milli (öz) güçlere dayanmayı , “duygusallıktan” uzak olmayı, kişisel ve içe dönük siyasal hesaplar içinde olmamayı gerektirmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 27 Ağustos 2018

[i] https://www.yahoo.com/news/irans-defense-minister-visits-syria-boost-ties-104057875.html, 27 Ağustos 2018.


TÜRKİYE: ON BÜYÜKELÇİYİ “İSTENMEYEN KİŞİ” İLAN ETME ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Geçtiğimiz günlerde, 10 ülkenin (ABD, Almanya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda) Türkiye’de görev yapan Büyükelçileri, kamuoyunda “Kavala davası” olarak bilinen konu hakkında ortak bir açıklama yapmış ve Türkiye’ye tutuklu olarak cezaevinde bulunan Osman Kavala’nın “serbest bırakılması” çağrısı yapmıştı. Bu çağrı sonrasında; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel

VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.