ABD İLE TALİBAN AFGANİSTAN’DA “OYUN” PEŞİNDE GİBİ…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Deniliyor ki; ABD ile Taliban arasındaki anlaşmanın temelinde şu karşılıklı taahhüt var: Taliban, Afganistan’ın ülkesinin uluslararası terör örgütleri tarafından kullanılmayacağını; ABD de, Afganistan’daki askeri güçlerini çekeceğini taahhüt ediyor[i]

Bu taahhütlerin gerçekleşmesi mümkün mü? Mümkün görülmüyor ise, o zaman ABD bu “oyunu” niye oynuyor, neyin peşinde olabilir?

Önce şunu sormak gerekir: Afganistan’ın meşru bir yönetimi ve meşru güvenlik güçleri var iken, Afganistan’ın ülkesinin yabancı teröristlerden uzak tutulmasını sağlama işinin Taliban’a havale edilmesi ne anlama geliyor? ABD’nin, bu “havale” işini yapma yetkisi var mı? ABD, ülkelerin iç işlerine karışmaya, müdahale etme alışkanlığını sürdürüyor. Koşullar değişmiş, bu alışkanlık değişmemiştir!…

Düşünebiliyor musunuz; ABD, hem Afganistan çekilecek, hem de Afganistan’ın ülkesinin yabancı teröristlerden temizlenmesi işini Taliban’a verecek!…

Bu bağlamda iki husus akla geliyor. (i) ABD gerçekten çekilecek, bunda samimidir, geride kendisinin kontrolünde olacak bir Taliban bırakma peşindedir. (ii) ABD, hükümet güçleri varken Afganistan’ın yabancı teröristlerden temizlenmesi işini Taliban’a havale etmek suretiyle, gerçekte Kabil Yönetimi ile Taliban’ı karşı karşıya getirme, yani Afganistan’daki iç savaşa “benzin dökme” peşindedir. Çünkü iç savaşın alevlenmesi, hem Afganistan’daki ABD askeri varlığının tartışılmasını engelleyecektir, hem de ABD’nin Afganistan’daki askeri varlığını takviye etmesinin gerekçesi olacaktır. Tabiatıyla, söz konusu ikinci seçenek, Afganistan’da ABD liderliğindeki NATO askeri varlığının güçlendirilmesi şeklinde de kendisini gösterebilecek ve akabinde Afganistan’daki askeri varlığı üzerinden NATO’nun Çin’e angaje olması da gündeme gelebilecektir. Bu belirtilenler ışığında, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ı adeta Taliban’ın kontrolüne bırakması şeklindeki birinci ihtimal, gerçekleşebilir bir ihtimal olarak görülemeyecektir. ABD, Afganistan’dan çekilme konusunda samimi değildir.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin niçin gerçekçi görülemediğine açıklık getirmek için; ikinci olarak, şu soruya sormak gerekir: ABD’nin “sözde” Afganistan’ı Taliban’ın yönetimine bırakıyor gözükmesinin arkasında ne olabilir? Niye, böyle bir görüntü peşindedir? Bu soruya bakarken, 2014’de de Afganistan’dan çekilme kararı almış ve askerlerinin bir kısmını geri çekmiş ABD’nin, daha sonra bu kararını gözden geçirmiş, asker sayısını artırmış olduğunu hatırlamak gerekir.

Görülen, Afganistan’ın jeopolitiği nedeniyle, ABD’nin bu ülkeden çekilemeyeceğidir.

Afganistan, ABD’nin şu anda mücadele ettiği İran’a ve Çin’e ve sorunlar yaşadığı Pakistan’a komşudur. Afganistan, ABD’ye, İran’ı ve Çin’i çevreleme, Pakistan üzerindeki nüfuzunu koruma imkânı sunmaktadır. Onun içindir ki, Çin’i ve İran’ı karşısına aldığı, Pakistan ile de ciddi sorunlar yaşadığı bir ortamda, ABD’nin; ne Afganistan’ı, ne de söz konusu üç ülke ile ilgili politikasının yürütülmesini Taliban’a bırakması beklenir. Bu tür bir beklenti, gerçekçi olmayacaktır. ABD’nin uluslararası sistem içindeki yerinin ve ulusal çıkarlarının korunmasını Taliban’a havale etmeyi düşünülebilir mi? Bu, olabilecek bir iş gibi gözükmemektedir. Bir diğer husus, Çin’dir. Çin, bugün itibarıyla, ABD’nin hedefindeki asıl aktördür. Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesindeki Müslüman Uygur Türkleri ve bunların Pekin ile yaşamakta olduğu sorunlar, ABD için, Çin’in adeta “yumuşak karnı” gibidir ve Afganistan, ABD’ye, bu özerk bölge üzerinden Çin ile “oynama” imkânı sunmaktadır. İran, Afganistan’a komşudur ve Şii ağırlıklı Müslüman bir nüfusa sahiptir. Ve İran’ın güneydoğusunda, hem Afganistan’a, hem de Pakistan’a komşu olan Sistan ve Belucistan Eyaleti’nde “ayrılıkçı” Sünni bir hareket vardır. Bunların ABD açısından anlamı, ABD’nin Afganistan’da (ve bölgede) Taliban ve IŞİD üzerinden elde edeceği avantajı, İran’a karşı da kullanılabileceğidir. Pakistan ise, Sünni nüfusa sahip bir ülkedir. Taliban da, IŞİD da, Sünni kimliği ile bilinen aktörlerdir. Yani ABD’nin Afganistan’da (ve bölgede) Taliban ve IŞİD üzerinden elde edeceği avantaj, Pakistan karşısında da ABD’ye avantaj sağlama potansiyelini içermektedir.

Bunlar dikkate alındığında; ABD’nin, Taliban eliyle yabancı teröristlerin Afganistan’dan uzak tutulmasını sağlama peşinde olmadığı; gerçekte,  Taliban’ı Çin’e, İran’a ve Pakistan’a karşı kullanma peşinde olduğu çıkarsamasında bulunulabilmektedir.

Üçüncü olarak, deniliyor ki; Taliban, Afganistan’da IŞİD ile mücadele ediyor, IŞİD’ı Afganistan’da barındırmadı… Ancak IŞİD-ABD ilişkilerine dair iddialar hatırlandığında, zihinde zoru işaretleri beliriyor. Ve bugünlerde, Ortadoğu’daki IŞİD militanlarının Rusya’nın güneyine yakın yerlere (Tacikistan’a ve Özbekistan’a) taşındığı haberleri medyada yer alıyor. Yine medyaya yansıyan haberlerden, Ortadoğu’da, IŞİD içinde, Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesinden gelmiş Müslüman Uygur Türklerinin oluşturduğu ciddi bir militan (yarı askeri) varlığın bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunlara işaret ettikten sonra; bugünlerde IŞİD militanlarının helikopterlerle taşındığının ileri sürüldüğü Tacikistan’ın, Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesine komşu olduğunu; Özbekistan’ın da, hem bu özerk bölgeye çok yakın, hem de kuzeyden Afganistan’a açıldığını da görmek gerekir. Bunlar, ABD’nin, Taliban’ı ve IŞİD’ı Afganistan ve civarında öne çıkarıp, bunları, birlikte, bölgede kullanmayı öngören çaba içinde olabileceğini akla getirmektedir.

Resmi tamamlamak için, önce Ortadoğu’ya, sonra da Rusya’ya kısaca bir göz atalım…

Ortadoğu’da durum nedir? Son dönemde Sünni İslam Dünyasında öne çıkmış Türkiye, Suriye krizi (Kürtler) üzerinden ve Riyad merkezli Sünni Arap gücü üzerinden baskı ve kontrol altında tutulmak istenmektedir. Suriye’deki güncel durum, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmeye müsait bir mahiyet arz etmektedir. İran, Suriye krizi üzerinden İsrail ve Riyad merkezli Körfez ülkeleri eliyle batıdan meşgul edilmektedir. Ortadoğu’daki bu tablo, ABD’yi Afganistan’da rahatlatabilecek bir tablodur ki; bunu ABD’nin İran’ı çevrelemesi açısından görmek gerekir.

ABD, hâlihazırda, (i) NATO üzerinden Doğu Avrupa’da, Baltık Denizi’nde ve Kuzey Denizi’nde, (ii) Ukrayna üzerinden de Karadeniz’de Rusya ile karşı karşıyadır. Afganistan’da ve çevresinde Taliban ve IŞİD üzerinden edineceği nüfuzun, bu coğrafyalarda Rusya karşısında ABD’nin elini güçlendirecektir. ABD’nin Rusya karşısındaki pozisyonunu bu şekilde güçlendirmesinin arkasında Taliban ve IŞİD marifetiyle olacağı düşünülürse, bu güçlendirmenin özellikle Kuzey Kafkasya’da ve Karadeniz’de kendisini göstereceğini ve bundan Rusya’nın ciddi şekilde rahatsızlık duyacağını söylemek mümkündür.

Son olarak, konuyu tamamlayacağı cihetle, şu üç hususa işaret etmekte yarar görülmektedir. Birincisi, Çin’dir. Çin, bütün bu gelişmelere seyirci mi kalacaktır? Çin, ABD’nin ve Rusya’nın biri birilerinin güçlerini eritmesine oynayacaktır diye düşünülmektedir. İkinci olarak, bu işte, Taliban’ın kazancı nedir diye soran çıkabilir. Onlara, IŞİD’ın çok kısa süre (4-5 yıl) içinde nasıl ortaya çıktığını, yükseldiğini ve inişe geçtiğini hatırlamalarını öneririm. Yani Taliban (ve IŞİD), kendisine yüklenen işlevi yerine getirecektir. Fazlası, varlıklarına mal olur. Üçüncüsü de, ABD’nin güncel durumudur. Acaba ABD, bütün bunları yapabilecek güce sahip görülebiliyor mu? Ve konuya ilişkin asıl sorunun bu olduğu değerlendirilmektedir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 02 Şubat 2019.

[i] https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2019/01/29/the-us-taliban-negotiations-breakthrough-what-it-means-and-what-lies-ahead/?utm_campaign=Foreign%20Policy&utm_source=hs_email&utm_medium=email&utm_content=69523476, 02.02.2019.


PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

ANKARA İÇİN SURİYE YAKLAŞIMINI GÖZDEN GEÇİRME VAKTİ GELMİŞTİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Şarku’l Avsat’a dayandırılan bir habere göre; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi’nin Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Suriye’deki Humeymim askeri üssünde, Rus heyeti ile görüşmüş.[i] SDG temsilcisi, bu görüşmenin ertesi gün de, Şam’a geçerek, Şam’da Suriye Ulusal Güvenlik (İstihbarat) Bürosu Başkanı Ali

İDLİB ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Geriye dönülüp 2011’de Suriye’de ortaya çıkan iç savaşın bugüne kadar olan seyri bir film şeridi gibi gözden geçirildiğinde, arkasındaki asıl amacın Kürtleri denize çıkışı olan müstakil bir devlete kavuşturmak olduğu görülebiliyor. İdlib, bu amaca ulaşılması bağlamında kritik önemi haiz, Suriye’nin kuzey batısında, Türkiye’nin Hatay iline komşu Suriye’ye ait

2019’DA TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE DIŞ POLİTİKADA 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Türkiye, 2019 yılında, dış politikada, çözümlerin değil, sorunların bir parçası oldu. Sergilenen dış politika anlayışı ve uygulaması ile, daha sorunlu, soru işaretlerinin daha çok olduğu bir dış politika görünümü ortaya çıktı.

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.