ABD HAZİNE BAKANI’NIN AÇIKLAMASININ KISA EKONOMİ POLİTİĞİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ABD Hazine Bakanı diyor ki, “ticaret savaşındaki” müzakerelerde ABD’nin önceliği Meksika, Kanada ve Avrupa; Çin ile ancak bunlardan sonra müzakereye geçilebilir[i]… Önce NAFTA, sonra AB, en sonunda da Çin…Bu açıklama, önemli ve anlamlı bulunmaktadır.

Her şeyden önce, müzakerelerin, dün başlayıp bugün (hemen) bitmediğini, zorlu bir süreç olduğunu, yani zaman alacağını görmek gerekir. Açıklamadan, müzakerelerin aynı “iskelet ekip” tarafından yürütüleceği anlamı çıkarılmaktadır. ABD, müzakerelere en yakınındaki Meksika ile başlayacak ve Kanada ile devam edecek, sonra Avrupa’ya geçecek, ancak bundan sonra Çin ile masaya oturabilecektir.

Müzakerelerdeki öncelik sıralaması ve geçecek zaman, anlamlı ve önemlidir.

ABD, hemen güneyindeki Meksika’ya ve kuzeyindeki Kanada’ya önem ve öncelik veriyor. Her ne kadar, ABD’nin toplam ihracatında Kanada’nın payı % 18 ve Meksika’nın payı % 15, toplam ithalatında bu ülkeler aynı sırayla % 12 ve % 13 paya sahibi olsalar da; müzakere sürecinin bu iki ülke ile başlamasının, ekonomik mülahazalardan “çok”, politik ve güvenlik mülahazaları ile ilgili olduğu değerlendirilmektedir. Avrupa’ya sıra, ancak Meksika’dan ve Kanada’dan sonra gelecektir. Bu noktada, (i) Meksika’nın NATO üyesi olmadığını, (ii) Kanada’nın NATO’nun reaksiyon gösterdiği olaylarda bugüne kadar fazla öne çıkmamış olduğunu, (iii) Avrupa’nın ise NATO üzerinden ABD’nin (Kuzey Amerika’nın) ileriden savunmasına ve güvenliğine bugüne kadar ciddi katkı sunduğunu ve (iv) ABD’nin Kanada ve Meksika ile arasındaki paktı (NAFTA’yı) gözden geçirmeye hazırlandığını hatırlamak uygun olacaktır. Bu durum, Batının iki kanadı (ABD-Avrupa) arasındaki ayrışma ve ABD’nin NATO’ya bakışı açısından son derece anlamlı bulunmaktadır. Bu paragrafta belirtilenler, görev alanı münhasıran Kuzey Atlantik ve Arktika olan 2. Filo’yu yeniden ihdas etmesi ile birlikte mütalaa edildiğinde, ABD’nin yeni bir “savunma ve güvenlik konseptine” sahip olduğunun düşünülmesine neden olmaktadır. Bugüne kadar ülke savunmasını ve güvenliğini “ileriden” sağlama düşüncesi ile öne çıkmış ABD’nin, bugün artık savunma ve güvenliğini “yakından” düşünmeye başladığı algısı edinilmektedir.

Meksika ile müzakereler başlayacak, arkasından Kanada ile müzakerelere geçilecek, sonra müzakerelere Avrupa ile devam edilecek… Hâlihazırda Çin ile yapılan bazı kalemlerin ticaretine ilişkin müzakerelerde mesafe alınamadığı da bilinmektedir. Esasen başlangıçta da ifade edildiği üzere, müzakere (pazarlık), zor ve zaman alıcı bir süreçtir. Bakanın açıklamasından müzakerelerin aynı “iskelet ekip” ile yürütüleceği anlamının çıkarılabilmesi, müzakerelerin oldukça uzun sürebileceği olgusunu ayrıca besleyecektir. Bunlardan, ABD’nin başlattığı ticaret savaşının ve bunun küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmayacağı, giderek ağırlaşacak küresel bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalınacağı sonucuna ulaşılabilmektedir. Satın alma gücü paritesi itibarıyla 19 triyon dolarlık GSYİH’sı ve “açık verse de” 4 trilyon dolara yakın dış ticareti nedeniyle, başlattığı ticaret savaşının daha şimdiden görülebilen olumsuz etkilerinin, müzakere sürecinin tahmin edildiği gibi uzun sürmesi halinde, ağırlaşması kaçınılmaz görülmektedir.

Çin’in satın alma gücü paritesi ile GSYİH’sı, 23 trilyon dolardır. Ve Çin, “fazla veren” 4 trilyon dolara yakın bir dış ticaret hacmine sahiptir. Çin’e ilişkin bu veriler, ABD’nin başlattığı ticaret savaşından ve müzakerelerde izleyeceği yöntemden Çin’in ciddi şekilde etkileneceğine ve küresel ekonomide kötüye gidişteki “ağırlaşma” riskinin müzakereler uzadıkça güçleneceğine işaret etmektedir.

Hatırlanır ise; Trump Yönetimi, “yeniden, yine büyük Amerika” söylemi ile yola çıkmıştı. Ve halen bu söylem ile hareket ediyor gözükmektedir. Aklıma gelen, Trump Yönetimi’nin, ABD’nin gücünü “ticaret-ekonomi” üzerinden “masaya sürmüş” olduğu; Dünyaya, ticaret-ekonomi üzerinden ABD’nin hala “başat güç (dominant power)” olduğunu “hatırlatmaya” ve bu suretle uluslararası sistemi yönetmeyi-yönlendirmeyi sürdürmeye çalıştığıdır.  Ve ABD’nin, bu yolda, “önce eşeğini kaybettirme, sonra da buldurma” stratejisini izliyor olabileceğini düşünüyorum. Bu çabanın ve bu stratejinin, ileriden” savunma yerine “yakından” savunmaya ağırlık vermiş güncel ABD algısı ile örtüşmediğine dikkat çekmek isterim. Eğer böyle bir çaba ve strateji peşinde iseler, Trump Yönetimi’nin bunlarda başarılı olması oldukça zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Çünkü ABD, bu çabayı ve uygulamaya koyduğu stratejiyi öngördüğü gibi sonlandıracak güçten yoksun gözükmektedir. Bu noktada, G-7 ülkelerinin, hem Rusya konusunda bugüne kadar “zoraki” bir ortak yaklaşım sergilediklerini, hem de Çin ile ekonomik/ticari ilişkilere ABD gibi bakmadıklarını hatırlamak ayrıca uygun olacaktır.

ABD Hazine Bakanı’nın açıklaması, bende bunları çağrıştırıyor.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 29 Ağustos 2018

[i] https://www.scmp.com/news/china/article/2161757/us-treasury-secretary-confirms-what-trump-suggested-trade-talks-china-are?utm_source=emarsys&utm_medium=email&utm_content=20180829&utm_campaign=scmp_today&aid=190131336&sc_src=email_2333218&sc_llid=53272&sc_lid=154527272&sc_uid=Qc2KmijIx5&utm_source=emarsys&utm_medium=email, 29 Ağustos 2018.


VAY HALİMİZE… VAY Kİ VAY…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, “YPG, PKK’nın tam da kendisidir” demiş[i]… Ne zaman diyor bunu? İdlib’de Rusya’nın YPG ile müzakerelere başladığının ileri sürüldüğü bir sırada ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinin bir gün öncesinde… Sayın Hulusi Akar’ın söz konusu ifadesi, Soçi’deki görüşmede, Putin karşısında, Sayın Erdoğan’ın elini güçlendirme amaçlı mı, yoksa

“TALİBANLI AFGANİSTAN”: “1 MART TEZKERESİ”, İRAN’IN “MOLLA DEVRİMİ” VE BAZI ÇAĞRIŞIMLAR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünlerde, Dünyada da, Türkiye’de de, ağırlıklı olarak, ABD’nin 20 yıl kaldığı Afganistan’dan çekilmesi ve Afganistan’ın Taliban’ın kontrolüne girmesi (“Talibanlı Afganistan”)konuşuluyor. Bu bağlamda, değinme ihtiyacını duyduğum hususlar-çağrışımlar var. “Talibanlı Afganistan”, bana, ilk olarak, 2003’teki “1 Mart Tezkeresi”ni çağrıştırıyor. ABD’nin, 2001’de Afganistan’a ve 2003’te Irak’a müdahale gerekçeleri… Ve ABD’nin 20 yıl kaldığı

HUDSON INSTITUTE: ABD’NİN AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLMESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstıtute, Afganistan’da bugün yaşananlarla ilgili olarak, “Şimdi ne olacak? Afganistan’daki Amerikan Yenilgisinin Küresel Sonuçları”[i] başlıklı bir çalışma yayınlamış. Burada, bazı ufak eklemeler ile bu çalışmanın genel olarak tercümesine yer verilmiş ve sonlarda da kısa yorum ve değerlendirmede bulunulmuştur. Hudson Instıtute uzmanları Nadia Schadlow, Robert Greenway, Michael

İKİNCİ S-400 FÜZE SAVUNMA SİSTEMİNİN ALINMASINI NASIL ANLIYORUM?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Bugünkü medyada, Türkiye’nin Rusya’dan ikinci bir S-400 hava savunma sistemi alacağı, buna dair pazarlıkların sürdüğü, tarafların anlaşmaya yakın olduğu yer alıyor. Bu yazının kaleme alındığı an itibarıyla, bu habere Ankara’dan yalanlama gelmediğini biliyorum. Şahsen, haberin doğruluğunu teyit etme imkânım bulunmamaktadır. Eğer doğru ise, çok dikkat çekici ve düşündürücü bulunması gereken

AFGANİSTAN’IN KUZEYİ: TALİBAN, ABD, ÇİN VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Taliban’ın, Afganistan’ın kuzeyinde, Özbekistan’ın güneyinde kalan Şibirgan kenti ile, Tacikistan’ın güneyinde kalan Kunduz kentini ele geçirdiği, ABD’nin de B-52 bombardıman uçakları ile Şibirgan’daki Taliban mevzilerini bombaladığı ifade ediliyor[i]. Afganistan kuzeyinde, Taliban’ın ele geçirdiği Şibirgan ve Kunduz vilayetleri, bu nedenle ABD’nin B-52 uçakları ile bombaladığı ve “hayalet gambot uçakları”[ii] sevk ettiği

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.