ABD ÇİN’İ UYARIYOR: ARKTİK OKYANUSU GÜNEY ÇİN DENİZİ’NE DÖNMESİN!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ABD Dışişleri Bakanı, Kuzey Kutbu’ndaki faaliyetleri nedeniyle, Çin’i, Kuzey Kutbu’nu (Arktik Okyanusu’nu) Güney Çin Denizi’ne çevirmek istemekle itham ediyor. Bu açıklamayı çıkış noktası alan makalede[i] deniliyor ki; Arktika’nın (Kuzey Kutbu bölgesinin) geleceği;  bölgeyi ve kaynaklarını kontrol etmek için rekabet içinde olan güçler tarafından değil, tüm insanlığın çıkarlarına göre belirlenmeli…

Makaledeki bu görüşe itiraz eden olur mu? Sanmıyorum. Ama gerçekler nedeniyle, itiraz etmeme değersizleşiyor; itiraz etmemenin bir anlamı kalmıyor.. Çünkü varlığı koruma, sürdürme ve geliştirme son tahlilde bir “kaynak” sorunudur. Ve ne yazık ki kaynaklar da “kıt”tır. Onun içindir ki; “tüm insanlığın çıkarlarını gözetme”, genelde söylemin ötesine geçememekte, yani söylemde kalmakta, uygulamada ifadesini bulamamaktadır. Ülkeler, bu söylemi kullananlar da dâhil, daha çok kaynağa ulaşmak için her şeyi yapmakta ya da göze almaktadırlar. Onun içindir ki; Arktika’daki (Kuzey Kutbu’ndaki) durumun bundan farklı olmasını beklememek gerekir. Dünyanın yeni bir kaynak “sıkışmasını/daralmasını” yaşıyor olması, bu görüşü ayrıca beslemektedir.

1996’da, Finlandiya’da yapılan toplantıda ortaya çıkmış, bir Kuzey Kutbu Konseyi vardır. Konsey’in üyeleri, Rusya, ABD, Kanada, Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İzlanda’dır. Konseyin görevi olarak; çevre standartlarının, seyir özgürlüğünün ve bölgeye özgü hakların korunması suretiyle, bütün bölgenin korunmasıdır. Çin, bu Konsey’de “gözlemci” statüsünde yer almaktadır. Konsey’in üye ülkeleri, coğrafi olarak Kuzey Kutbu’nun parçası olan ya da Arktik Okyanusu’na açılan ülkelerdir. Fakat Çin’in böyle bir durumu yoktur. Çin’in Kuzey Kutbu’ndaki varlığı, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Ekleri ışığında, münhasıran bilimsel ve teknik araştırma kapsamındadır. Kuzey Kutbu’nda ve Arktik Okyanusu’nda, ilgili ülkelerin mutlak ve münhasır yetki alanları dışında kalan, “uluslararası kullanıma açık” alanlarda, Sözleşme ve Eklerinde öngörüldüğü şekilde, kaynakların araştırılması, işletilmesi ve işlenmesi ile çevrenin, okyanus bilimi ve deniz çevresinin korunması ile ilgilidir.

Devam eden küresel ısınma (yani buzulların erimesi) ile birlikte, geçen her gün Kuzey Kutbu ve Arktik Okyanusu her açıdan uluslar arası politikada biraz daha öne çıkmaya başlamıştır. Buna bağlı ve paralel olarak, Çin’in bu bölgedeki varlığı da sorun olmaya başlamıştır. Çünkü küresel ısınma (buzların erimesi); (i) Arktika’da yeni küçük adaların (karaların) ortaya çıkmasına, (ii) yakın zamana kadar değerlendirilememiş yer altı ve yer üstü kaynaklarının (zenginliğinin) öne çıkmasına, (iii) kuzeyde yılın tüm aylarında kullanılabilecek yeni bir deniz ticaret yolunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu, ekonomik, politik ve askeri/güvenlik açılarından, uluslararası politikadaki mevcut dengeleri derinden etkileme potansiyelini içeren bir durumdur. Bütün Dünya için, ciddi fırsatlar kadar, ciddi riskler anlamına gelir.

Çin, varlığı yukarıda belirtilen kapsamda olmasına rağmen, Kuzey Kutbu’nda en ciddi varlık bulunduran ülkedir. Bu durum, Çin’e bölgede üstünlük sağlamaktadır. Bu üstünlük, özellikle Arktik Okyanusu’na açılan kıyılara sahip Rusya ve ABD için son derece önemlidir. Çünkü Çin’in bu üstünlüğü, yakın geleceğe ilişkin olarak, ekonomik, politik ve askeri/güvenlik açılarından Rusya ve Çin için tehdit anlamına gelmekte, çok şey söylemektedir.

ABD, bugün, Çin’i Kuzey Kutbu’ndaki saldırgan davranışları için uyarıyor ve Kuzey Kutbu’nu “başka bir” Güney Çin Denizi’ne dönüştürmeye çalışmakla suçluyor. Fakat Rusya, Kuzey Kutbu’ndaki geniş ülkesine ve Arktik Okyanusu’na açılan topraklarda ilk sırada gelmesine rağmen, ABD gibi, Çin’e tepki göstermemektedir.

Rusya’nın bu tepkisizliği; bugün itibarıyla, (i) ABD karşısında Çin ile aynı paydayı paylaşmasına, (ii) bildiğim kadarıyla Kuzey Kutbu’nda ABD’den çok önde bir varlığa sahip olmasına, (iii) enerji ve silah satımı dâhil Çin ile yaptığı ticaretin büyük hacmine (Çin, Rusya’nın ithalatında da ihracatında da birinci sıradadır) bağlanabilir. Ancak gerçekçi bir bakış açısı ile bakıldığında; hem Rusya ile Çin arasındaki mevcut durumun geçici olduğu, hem de Çin’in Kuzey Kutbu’ndaki güçlü varlığının Rusya ile ABD’yi biri birine itme potansiyeli çok yüksek bir durum olduğu çıkarılabilmektedir.

Değerlendirmem o ki; “Çin” ve “Kuzey Kutbu (Arktika)”, orta ve uzun vadede, Rusya’nın yumuşak karnıdır. Çünkü küresel ısınma ile birlikte, Rusya’nın, hem Uzakdoğu toprakları (Sibirya’nın kuzeyi), hem de Arktik Okyanusu’na açılan kıyıları (kıta sahanlığı), çok değer kazanmıştır. Bölge, petrol, doğal gaz ve değerli madenler yününden çok zengindir. (Bu zenginlik, ispatlanmış bir zenginliktir. Çıkarılmayı beklemektedir. Rusya-ABD ilişkileri bozulmasaydı, aralarındaki enerjideki işbirliği buna gerçeklik kazandırabilecekti.) Kuzeyden bütün yıl işlemeye başlayacak yeni deniz ticaret yolunun büyük kısmı Rusya’nın Arktik Okyanusu kıyılarından geçecektir. Ve Rusya, kocaman (17 milyon km²) bir ülkede, bu büyüklük ile uyuşmayan küçük bir nüfusa (142 milyon) sahiptir. Rusya’nın bu tablosu karşısında Çin’e bakıldığında; Çin’in (9.5 milyon km²), hem mücavir bölgelere taşma potansiyeli çok yüksek devasa (1 milyar 384 milyon) bir nüfusa sahip olduğu, hem de (günde 12.5 milyon varil işlenmiş petrol) Dünyanın en büyük enerji tüketicisi sıfatı ile enerjide dışa bağımlı olduğu görülmektedir.

Bu tabloda; ABD’nin Çin’i Arktik Okyanusu’nu (Kuzey Kutbu’nu) Güney Çin Denizi’ne dönüştürmek istemekle suçlaması; Rusya’yı doğrudan Çin’in karşısında ABD’nin yanında yer almaya yönlendirme amacını güden muhtemel bir senaryonun parçası gibi gelmektedir. Rusya’nın Güney Çin Denizi anlaşmazlığına müdahil olmasına taraf olmasına yol açabilecek ciddi bir etken yoktur. Fakat Arktik Okyanusu’nun (Kuzey Kutbu’nun) Güney Çin Denizi anlaşmazlığına benzer bir dönüşmesi, yani “burada da ABD’nin Çin ile karşı karşıya” gelmesi durumunda, Rusya seyirci kalamayacaktır. Çünkü orta ve uzun vadede Çin’in Rusya için ne anlama geldiği bellidir, Rusya, kuvvetle muhtemel ABD’nin yanında yer alacaktır. Ayrıca, bu noktada, Çin’in bugünkü durumunun ve Çin’e ilişkin büyüme öngörülerinin, Rusya’nın ve ABD’nin tek başlarına Çin ile rekabet edemeyeceklerini çağrıştırdığını da hatırlamak gerekir.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; ABD’nin, Çin’i Kuzey Kutbu’ndaki saldırgan davranışları için uyarmasının ve Arktik Okyanusu’nu Güney Çin Denizi’ne dönüştürmek istemekle suçlamasının arkasındaki asıl etken ya da hedef Rusya’dır. O da, Rusya’yı Çin karşısında ABD’nin yanına çekme hedefidir. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, önümüzdeki hafta Rusya/Soçi’de, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya gelecek ve Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından kabul edilecektir. Muhtemeldir ki; ziyaretin gündemine bu konu da dâhildir. Eğer öyle ise; ABD Dışişleri Bakanı’nın Soçi ziyareti, Putin ile Trump arasında, Çin’i dikkate alan,  yeni ve farklı bir sürecin başlangıcı olabilir. Böyle bir süreç, hiç şüphesiz küresel sistemin geleceğini etkileyecek; Ortadoğu ve Türkiye de, böyle bir süreçten ciddi şekilde etkilenecektir.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 12 Mayıs 2019.

[i] https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/article/3009866/competition-should-not-define-arctic?utm_medium=email&utm_source=mailchimp&utm_campaign=enlz-scmp_today&utm_content=20190512&MCUID=6453d665d8&MCCampaignID=b147c7fe03&MCAccountID=3775521f5f542047246d9c827&tc=8, 12.5.2019


Şİİ MİLİSLER İRAN’A NİYE DÖNÜYOR OLABİLİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk World Politics Review (WPR)’de yer alan kısa bir analizde[i], İran destekli Şii milislerin Suriye’den geri dönüşlerinin ABD’nin stratejisini nasıl etkilediği ele alınmıştır. Analizde ağırlıklı olarak, Suriye’den dönen Afgan Hazara’lardan oluşan Şii milisler üzerinde durulmuştur. Ancak İran’a geri dönüşlerin, sadece bunlarla sınırlı olmadığı; Irak’tan, Suriye’den ve Lübnan’dan da Şii milis dönüşleri

BİR SEÇİM BAŞARISI İÇİN GÖNDERİLEN TEBRİK MESAJININ ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Hindistan’da seçim sona erdi. Başbakan Narendra Modi ve partisi Bharatiya Janata Partisi (BJP) Parlamentodaki konumlarını güçlendirmiş olarak seçimden çıktılar. Pakistan Başbakanı İmran Han, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’ye tebrik mesajı gönderiyor[i]: “Güney Asya’da barış, ilerleme ve refah yolunda birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum.” Cevap olumlu oluyor.

İRAN KONUSU ABD’DE DEVLETİN ZİRVESİNİ KARIŞTIRMIŞ GÖZÜKÜYOR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran ile gerginlik, ABD’de devletin tepesinde ciddi tartışmalara ve iddialara yol açmış gözüküyor. Temsilciler Meclisi’nde, Başkan Trump’ın savaş kararı alma yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin sadece Kongre’ye ait olduğu; ancak, eğer Başkan Trump “görevden alınma” konusunda köşeye sıkışırsa, bir oldu-bitti ile ABD’yi İran ile savaşa sürükleyebileceği ileri sürülüyor. Temsilciler Meclisi üyelerince

ABD İLE İRAN ARASINDA SICAK ÇATIŞMA İHTİMALİ VE TÜRKİYE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, daha yeni ifade etmiş; yaşananlara rağmen, ABD ile İran arasında çatışma olmayacağı görüşündeyim demiş. Bu ifade, elbette ki, değerlidir. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de, İran’ın “mantıklı” olduğu ve iyi bir “müzakereci” olduğunu açıklamış.  Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi’de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu kabul etmesi

GÜNCEL İRAN-ABD İLİŞKİLERİ SORGULANMAYA MUHTAÇTIR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçtiğimiz Cumartesi (11 Mayıs 2019) günü, İran’ın resmi haber ajansı IRNA üzerinden, İran’daki siyasal muhaliflere seslenmiş; ülkenin 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak Savaşından daha olumsuz koşullar altında bulunduğuna işaret ederek birlik çağrısında bulunmuş ve İran’ın “benzeri görülmemiş” bir ABD baskısı ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmiştir[i]. Ruhani;

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel/Fax: +90 312 235 1841

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.