2019’DA TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE DIŞ POLİTİKADA 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Türkiye, 2019 yılında, dış politikada, çözümlerin değil, sorunların bir parçası oldu. Sergilenen dış politika anlayışı ve uygulaması ile, daha sorunlu, soru işaretlerinin daha çok olduğu bir dış politika görünümü ortaya çıktı. Beka sorunundan söz edildi. Türkiye’nin milli ve coğrafi bütünlüğü, yakın ve ciddi bir tehdit altında ve bu durum devam ediyor. Beka sorunu, bu tehdit, 2020 yılına girerken, bırakın güç kaybetmeyi, daha da ağırlaşarak varlığını koruyor. Farkında mısınız, artık Suriye’nin kuzeyini konuşmuyoruz.  Oysa beka sorunu ve ciddi tehdit bura kaynaklı. Kanal İstanbul’un uluslararası hukuk ve uluslararası politika bağlamındaki çok ciddi olumsuz sonuçları yok varsayılıyor. Kanal İstanbul, Suriye’nin kuzeyini, yani beka sorununu, yakın ve ciddi tehdidi adeta unutturdu!… Beka sorunu ya da bu derecede bir tehdit unutulur mu? Unutulmaz ama, artık konuşmuyoruz!… Türkiye, 2019’da, dış politikadaki adımları üzerinden, dışarıda ve içeride “Sünni siyasal İslamcı” çağrışımına yol açtı. Ve bu çağrışımda da bir değişim yok gözüküyor. Bu çağrışım, içeride fazla konuşulmasa da, dışarının dikkatini çok çekmiş, hatta Türkiye bu bağlamda bazı gelişmeler ile ilişkilendirilmişti. Dış politika bağlamında, kendisine güvenilmeyen, güvenilmediği için yalnız bırakılmış Türkiye görüntüsü, bu çağrışım ile de ilişkili.  “Sünni siyasal İslam” çağrışımına rağmen, Sünni İslam Dünyasının bile araya mesafe koyduğu bir Türkiye…

Hal böyle iken, Türkiye, dış politikada, sorunların bir parçası olmaya devam ediyor. Bunun en son örneği de Libya… Türkiye, Libya’daki çatışma ortamının bir parçası olmada, “daha ileri” adımları atmanın eşiğinde… Niye, niçin diye soran yok. Sorulsa bile, yeni sistemde siyasal gücün temerküzü nedeniyle, bunun bir değeri yok, hiçbir etkisi olmuyor. Öyle ki, Türkiye’de, siyasal iktidardan gelen ve “isteseniz de, istemesiniz de…” diye başlayan ifadeler sıkça duyulur olmaya başladı. Türkiye için, ufukta, Rusya ve İran ile karşı karşıya gelme gözüküyor. Peki, bunu gören var mı? Daha yeni gerçekleşen, Irak’ın başkenti Bağdat’taki ABD Büyükelçiliğinin işgal edilmesinin, Türkiye açısından gelebileceği anlamı sorgulayan var mı? Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi gündemde ve Irak’ta ABD Büyükelçiliği işgal ediliyor!… Zamanlamaya bakın!… Kuşkulanılmaz mı, sorgulanmaz mı? Oysa bu olayın, İran, Irak, Kürtler ve Suudi Arabistan ile ilgili, hatta İsrail ile ilgili, “farklı” çağrışımları var ve bu çağrışımlar Türkiye açısından son derece önemli. Mesaj mı veriliyor? İşgal nasıl sonlanacak, devamı gelecek mi?  2019’a hâkim dış politika anlayışı ve uygulaması çıkış noktası alındığında, kuvvetle muhtemel bunlar da görülmeyecektir.

Peki, içeride, bu dış politika anlayışını ve uygulamasını besleyecek bir tablo var mı? Bana göre yok. Ulusal gücümüzdeki güç kaybı, görülüyor mu, dikkate alınıyor mu? Yine bana göre hayır. Çünkü yaşananlar ve gelişmeler, görülmediğine, dikkate alınmadığına açıkça işaret ediyor. Ekonomi sıkıntıda. Toplumdaki ayrışma, kutuplaşma ve sessizlik/suskunluk dikkat çekici. Siyasetin istikrarsızlığa işaret eden görüntüsü artık çok belirgin. Önce “askeri vesayet” söylemi ile, sonra da “15 Temmuz olayı” ile, ortaya çıkan ve halen devam eden gelişmelerin etkisinde askeri gücün geldiği durum da ortada. Bunlara rağmen, yeni sorunlara angaje olunarak, ilgi ve güç ufalandıkça ufalanıyor…

İçerideki tablo bu, ancak siyasal iktidar, dış politikada bu tabloyu önemsemiyor. O zaman neyi önemsiyor ya da kime güvenerek böyle bir dış politika anlayışından ve uygulamasından vazgeçmiyor diye sorulmaz mı?

Türkiye, dış politikada, işte böyle bir tablo ile 2020 yılına giriyor. 2020 yılı, Türkiye için, dış politikada iyi şeyler söylemiyor.

18 yıldır aralıksız ve tek başına aynı siyasal iktidar tarafından yönetilen Türkiye’nin, uluslararası ilişkilerinde (dış politikada) ne yapacağı ve/veya ne yapmayacağı, artık dışarıda büyük bir isabetle tahmin edilebiliyor diye düşünüyorum. Bu, basit gibi görünse de, önemli bir husus. Çünkü dış politikada; bir taraftan, ne kadar kalın olursa olsun, “örtü” kabul etmeyen, “örtü”nün işe yaramayacağına; diğer taraftan da, Türkiye’nin hareket serbestisinin daraldığına, dolayısıyla daha çok tavize zorlanacağına işaret eden bir durumdur. Bu da görülmüyor. Görülseydi, Libya’ya asker göndermede daha serinkanlı hareket edilir, “acele” edilmezdi.

Özeti, dış politikada, Türkiye’yi çok zor bir yılın beklediği…

Yanılmayı ümit ediyorum.

osmetoz/ascmer, www.ascmer.org, 31  Aralık 2019


PAKİSTAN’DAN İDLİB’E BİR DİZİ ÇAĞRIŞIM…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı ABD’li “The National İnterest”den, Çin’in Pakistan’ı aşağıladığına (sömürge muamelesi yaptığına) değinen ve Pakistan Başbakanı İmran Han’ı Pakistan halkı ile karşı karşıya getirme amacının güdüldüğü algısına yol açan (içeridiğinden böyle bir algı potansiyeli çıkarılabilen) ilginç bir makale[i]… ABD’nin, yeniden Pakistan ile yakınlaşma çabası içinde olduğu çağrışımına da yol açıyor…

GÜÇLÜ LİDER-GÜÇLÜ ÜLKE ÜZERİNE

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Her siyasal lider, yönettiği ülkenin güçlü olmasını ister. Ancak bir ülkenin güçlü olması, içeriden bakıldığında görülen güçten çok farklı bir şeydir. İçeriden bakıldığında görülen güç, görecelidir, subjektiftir, gerçekçi bakış ile fazla bir anlam taşımaz. Asıl güç, ülke, uluslararası ilişkiler sistemi ile birlikte mütalaa edildiğinde görülen güçtür. Siyasal liderler, bu son

ANKARA İÇİN SURİYE YAKLAŞIMINI GÖZDEN GEÇİRME VAKTİ GELMİŞTİR

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Şarku’l Avsat’a dayandırılan bir habere göre; Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi’nin Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed, geçtiğimiz günlerde, Rusya’nın Suriye’deki Humeymim askeri üssünde, Rus heyeti ile görüşmüş.[i] SDG temsilcisi, bu görüşmenin ertesi gün de, Şam’a geçerek, Şam’da Suriye Ulusal Güvenlik (İstihbarat) Bürosu Başkanı Ali

İDLİB ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı Geriye dönülüp 2011’de Suriye’de ortaya çıkan iç savaşın bugüne kadar olan seyri bir film şeridi gibi gözden geçirildiğinde, arkasındaki asıl amacın Kürtleri denize çıkışı olan müstakil bir devlete kavuşturmak olduğu görülebiliyor. İdlib, bu amaca ulaşılması bağlamında kritik önemi haiz, Suriye’nin kuzey batısında, Türkiye’nin Hatay iline komşu Suriye’ye ait

KANAL İSTANBUL: GERÇEĞİ YANSITMAYAN KOMİK BENZETMELER VE GERÇEKLER

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk Kanal İstanbul konusundaki tartışma giderek, hem “ciddiyet kaybediyor”, hem de “ciddiyet kazanıyor”. Ciddiyet kaybediyor. Çünkü deniliyor ki, Kanal İstanbul ne ise, Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı da odur. Ciddiyet kazanıyor. Çünkü kamuoyunun haberler, yorumlar ve değerlendirmeler üzerinden konu hakkında bilgi sahibi olması, tartışmayı siyasal iktidarın monologu olmaktan çıkarıp ciddi bir

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.