ASYA: GÜNCEL GELİŞMELER VE ANALİZLER



RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14)

Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır.

Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahip olduğu ve bu genişliğin 12 deniz milini geçemeyeceği öngörülmüştür ama, bu, bir genel hükümdür. Bu genel hükmün yanında, Sözleşme’nin 15. maddesinde bir de özel bir hüküm vardır ve burada da, sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletlerin karasularının nasıl sınırlandırılacağı ayrıca öngörülmüş, hem karşılıklı anlaşmaya, hem de bu durumdaki devletler için “tarihi haklara” ve “diğer özel durumlara” işaret edilmiştir. Devamı…



“ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ’NİN TEKNO-TİRANLIĞI”

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Aşağıda bağlantı adresi (kaynağı) belirtilen çalışmada, özetle deniliyor ki; ABD Çin’in dolaylı istihbarat faaliyetlerinin önüne geçmeye ve Çin’e veri akışını sınırlamaya çalışırken, Birleşmiş Milletler (BM), Çin merkezli ortak küresel veri merkezleri kurmak için Pekin ile birlikte çalışıyor. Devamı…



TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA MEVCUT DURUM: HAÇLI SEFERLERİ, OSMANLI’NIN SON DÖNEMİ VE ŞARK MESELESİ

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

I. Türk Dış Politikası, öncesi ve sonrası ile 1974’deki Kıbrıs Barış Harekât’ının icra edildiği dönem ve “iki buçuk savaş stratejisinin” konuşulduğu 80’li yılların ikinci yarısından başlayıp 90’lı yılların ortalarına kadar devam eden Türkiye’nin uluslararası terörizm ile mücadelesinin öne çıktığı dönem de dâhil, hiç bugünkü kadar kötü bir durumda gözükmemişti. Dış politikada son 60 yılın en kötüsü bir tablo var.

Türk Dış Politikasında 1923’ten itibaren uygulanmış, bu nedenle yerleşik hale gelmiş, içeride de dışarıda da bilinen, bilindiği için de iç ve dış paydaşları için istikrar ve güven anlamına gelen, özü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünde saklı olan anlayış artık yok. Uygulamaya ve mevcut duruma bakınca, bu, çok açık olarak görülebiliyor. Devamı…



ABD-YUNANİSTAN YAKINLAŞMASI ÇOK DİKKAT ÇEKİCİ

Prof. Dr. Osman Metin öztürk, ASCMER Başkanı

Bugünkü yazılı Türk medyasında Yunanistan-ABD ilişkilerine dair dikkat çekici bir haber var. Yunanistan’da, daha yeni Trakya’daki Dedeağaç ve Atina civarındaki Elevsina limanlarında liman kolaylıklarına sahip olan ABD’nin, şimdi de yine Atina civarındaki Skaramanga limanının kullanımını elde etmeye yöneldiği ifade ediliyor. Haberde, ABD’nin, Yunanistan’daki bu liman kolaylıkları üzerinden, hem Amerikan Donanmasına katılacak 4 fırkateynin inşasını buradaki tersanede gerçekleştirmeyi düşündüğü, hem de buraları 6. Filo’nun bakım merkezi haline getirmeyi planladığı belirtiliyor.

Bu gelişmeyi, birçok açıdan önemli buluyorum. Devamı…



“KAPALI MARAŞ”IN AÇILMASI ÜZERİNE…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Konuşulan ve yazılan, “Kapalı Maraş”ın açılması… Oysa ortada, “Kapalı Maraş”ın açılması diye bir şey yok. “Kapalı Maraş”ın oldukça küçük bir kesiminde “sahilin kullanılması” halka açılmış. Olan, bundan ibaret ancak, yansıtılması/yansıması, bunun biraz ilerisinde, biraz farklı… Bu nedenle de, içeriden ve dışarıdan tepkiler var. KKTC’den gelen tepkilerin arkasında konjonktürel bir başka neden de var.

Tepkiler, her şeyden çok, Kıbrıs/KKTC konusunun ne kadar önemli/ciddi bir konu olduğuna işaret ediyor. Böyle görüyorum.

“Kapalı Maraş” ile ilgili söz konusu gelişme, bu gelişmenin takdim biçimi ve zamanlaması, aşağıdaki mülahazalar ışığında, isabetli görülememektedir. Devamı…


ÖNCEKİ GELİŞMELER VE ANALİZLER


ERMENİSTAN’I TELİN VE ULUSLARARASI TOPLUMU GÖREVE DAVET MESAJI

Şu bilinmelidir ki, azizi Türk Milleti’nin ülküsü, uygar, insani ve barışçıdır.

Türk Milleti’ne dair kötü emeller peşinde koşanlar, mevcut konjonktürden istifade etme düşüncesi ile adımlar atarken ya da atmaya hazırlanırken, aziz Türk Milleti’nin güç ve ilham kaynağı olan Türk Tarihini hatırlasalar iyi olur. Türkler, en olumsuz koşullarda büyük zaferler kazanmayı bilmiş, büyük bir millettir. Merak eden, tarihin sayfalarına bakabilir.

Aziz Türk Milleti, kimsenin düşmanı değildir.

Türk Milleti, sadece insanlığın düşmanı olanların düşmanıdır, zalimlerin düşmanıdır, vatanına/toprağına göz dikenlerin düşmanıdır. Bu tür düşmanlıkların sonunun nasıl bittiğini merak edenler de, yine tarihin sayfalarına bakabilirler.

Bu bağlamda, Karabağ da, aziz Türk Milleti’nin ata toprağıdır. Devamı…



MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞIMIZ NASIL OLMALI?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Bugünkü Birleşmiş Milletler (BM)’in önceki adı, Milletler Cemiyeti (MC) idi… MC de, BM de, Dünyadaki milletlere işaret eder. Dünya, bir milletler ailesi gibidir.

Her millet, önce varlığını koruma ve sürdürme, sonra da kendisini geliştirme ve güçlenme peşindedir. Bu, kolay değildir. Çünkü hem varlığı koruma ve sürdürme, hem de kendini geliştirme ve güçlendirme, kaynak kullanımını gerektirir, yani bunun için kaynağa ihtiyaç vardır. Fakat kaynaklar kıttır. Kaynaklar kıt ama, kaynağa olan ihtiyaç çok yoğundur. Bu da, mücadeleye yol açar. Bu mücadelede amaca/hedefe ulaşma, milleti oluşturan bireylerin harekete geçmesine ve aynı doğrultuda birlikte çalışmalarına bağlıdır. İşte burada karşımıza, ortak bir amaç/hedef doğrultusunda birlikte çalışma bilinci yaratma ve bu bilinci geliştirerek, güçlendirerek gelecek kuşaklara aktarma çıkar. Milliyetçilik, çok basit ve genel olarak, belirtilen bu amaç doğrultusunda, milleti oluşturan bireylerde yaratılmak ve nesilden nesile yaşatılmak istenen o bilincin adıdır. Milliyetçilik, varlıklarını korumalarından ve sürdürmelerinden başlayıp, varlıklarını geliştirmelerine, güçlenmelerine ve kaynak dağıtımına nüfuz etme noktasına gelmeye kadar uzanan bir çizgede, milletlerin varlıklarını sürdürmelerine aracılık eder. Buradan hareketle, milliyetçilik bilinci ile, milletin bireylerinin refahı ve devletinin gücü arasında uyumlu bir ilişkiden söz etmek, bu bilinç ne kadar güçlü ise, birey o kadar müreffeh, devlet de o kadar güçlü demek mümkündür.

Dolayısıyla Türk Milliyetçiliği, Türk Milleti’nin varlığını koruması, sürdürmesi, güçlenmesi ve bunun politik, ekonomik ve güvenlik açılarından uluslararası sistemde ifadesini bulması, Türkiye’nin Dünya Milletler ailesi içinde şerefli/saygın bir yere sahip olması demektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Milleti’ndeki milliyetçilik bilincinin dışa vurumudur, Türk milliyetçiliğinin kurumlaşmış ifadesidir. Ancak bu noktada, Türk Milliyetçiliğini, münhasıran etnisite bağlamında görmediğimi; tarihsel, sosyo-kültürel ve hukuksal bağlamda gördüğümü de belirtmek isterim. Benim için ölçü, olaylar karşısında benzer tepkiler vermektir. Bu tepki, aynı coğrafyada yaşayan, aynı hukuksal statüye tabi olan bireylerden gelebileceği gibi, farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı hukuksal statülere tabi bireylerden de gelebilir. Yani temel ölçü, ortak kültür; sevinçte/kıvançta ve tasada/kederde gösterilen birlik-beraberlik… Türk Milliyetçiliğini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni böyle görüyorum. Devamı…



ZAFER AYI, ZAFER HAFTASI VE ZAFER BAYRAMI MESAJI

30 Ağustos Zafer Bayramı denilince hemen akla; 1922 yılının 26 Ağustos’unda başlayan ve 30 Ağustos’unda Dumlupınar’da zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Büyük Taarruz)  gelir.

Ancak 30 Ağustos Zafer Bayramı, sadece “Başkomutanlık Meydan Muharebesi”nde (Dumlupınar’da) kazanılan zafere, yani Büyük Taarruz’a işaret etmez. Hem Büyük Taarruz içinde cephelerde kazanılmış zaferler, hem de Türk Tarihinde Ağustos ayı içinde kazanılmış başka büyük zaferler de vardır. Malazgirt Zaferi (26 Ağustos 1071), Otlukbeli Zaferi (11 Ağustos 1473), Çaldıran Zaferi (23 Ağustos 1514), Mercidabık Zaferi (24 Ağustos 1516), Mohaç Zaferi (29 Ağustos 1521), Kıbrıs Zaferi (01 Ağustos 1571) ve Sakarya Zaferi (23 Ağustos 1921), Türk Milletinin Ağustos ayında kazanmış olduğu diğer büyük zaferlerdendir.

Bütün bu zaferler, Türk Tarihinin şan ve şerefle dolu olmasında Ağustos ayının ayrı/özel bir yeri olduğuna işaret eder.

Onun içindir ki, Zafer Bayramı’nda sadece Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonunda kazanılan zaferi değil, yaklaşık bir hafta süren Büyük Taarruz’un her aşamasında (cephelerde) kazanılmış zaferleri ve Türk Tarihinde Ağustos ayı içinde kazanılmış diğer bütün zaferleri de kutlarız.

Ağustos ayında kazanılmış ve altın harflerle yazılmış olarak Türk Tarihinde yerlerini almış olan bu zaferleri bizlere armağan eden ve bugün mensubiyet şuuru içinde bu zaferleri kutlamamıza vesile olan, bu zaferler üzerinden en olumsuz koşullarda bile gelecek konusundaki umudumuzu korumamızı sağlayan, atalarımızı, şehitlerimizi, ebediyete intikal etmiş gazilerimizi, “zafer ayı”, “zafer haftası” ve Zafer Bayramı” münasebetiyle, rahmetle ve şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun.

Türk Milletinin milli ve manevi değerlerden beslenen yüksek karakterinin ürünü olan bu zaferler, bize ışık olmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.

Bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti, nihayetinde, Türk Milletinin yüksek karakterinin tecelligahı Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde (Büyük Taarruz’da) elde edilmiş zafer üzerine yükselmiştir. Kuvvetle muhtemel, Sakarya’da, Dumlupınar’da kazanılmış zaferler olmasaydı, bugün vatandaşı olmakla iftihar ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti de olmayacaktı.

Onun içindir ki, “zafer ayı”nda, “zafer haftası”nda ve Zafer Bayramı’nda, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve O’nun sivil-asker bütün mücadele arkadaşlarını rahmetle ve şükranla anmadan geçmek, kabul edilemez. Onları, bir kere daha, rahmetle ve şükranla anıyorum; bir kere daha ruhları şad olsun.

Şunu hiç unutmamak gerekir: Türk Milletinin milli ve manevi değerlerden beslenen karakteri çok yüksektir. Ağustos aylarında kazanılmış zaferlerin her biri, bunun birer nişanesidir. Onun içindir ki, son yıllarda iyice belirginleşmiş milli bayramlarımızı kutlamaya ilişkin olumsuz yaklaşımların, Sakarya’da, Dumlupınar’da adeta küllerinden doğmuş Türk Milleti nezdinde fazla bir kıymeti harbiyesi yoktur. Türk Milleti, hem bu yaklaşımın farkındadır, hem de gelip-geçici olduğunu gördüğü için, sonunun selamet olacağı inancı ile bu yaklaşıma sabır göstermektedir.

Zafer ayınız, zafer haftanız ve Zafer Bayramınız kutlu olsun.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı

Ankara, 24 Ağustos 2020. Devamı…

"DİĞER KONULAR/DUYURU KÖŞESİ" ÖNCEKİ YAZILARI

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.