ASYA: GÜNCEL GELİŞMELER VE ANALİZLER



BU ÜLKEDE SİYASET NASIL YAPILIR HALE GELDİ!…

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Medyada, CHP Genel Başkan Yarımcısı emekli Büyükelçi Sayın Ünal Çeviköz’ün, bir Amerikan düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştiriler yer alıyor. Eleştiriler, münhasıran Sayın Çeviköz’ün konuşmasında ABD’nin yeni Başkanı Biden’ın Türkiye için demokrasi ve temel hak ve özgürlüklere çok güçlü vurgu yapmasını istemesine yönelik eleştiriler…

Eleştirilerde, ne toplantı konusunun başlığı, ne de Sayın Çeviköz’ün konuşmasında geçen KKTC/Maraş, Libya, Suriye ve S-400’ler ile ilgili açıklamaları öne çıkmış; belirgin şekilde öne çıkan husus, ABD’nin yeni Başkanı Biden’dan istenen Türkiye için güçlü demokrasi vurgusu yapması… Münhasıran bu eleştiriliyor. Devamı…



DAĞLIK KARABAĞ ZAFERİ, BAKU VE ANKARA

Prof. Dr. Osmasn Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Dağlık Karabağ’daki çatışmada gelinen noktada, elde edilen zaferle ilgili olarak iki hususa dikkat çekmek isterim. Devamı…



TÜRKİYE’NİN TERÖRİZMLE MÜCADELESİ NASIL GÖZÜKÜYOR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Hakkari’de, PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 3 işçi (sivil) hayatını kaybetmiş…
Şehit işçilere Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Eli kanlı, bölücü/ayrılıkçı terör örgütünü lanetliyorum.

Ancak…

AKP/Sayın Erdoğan iktidarının bugün terörle mücadelede izlediği stratejiyi anlamak mümkün değil. Terörizmle mücadelede, “ara, bul, yok et” şeklinde ifade edilen ve güvenlik güçlerince yürütülen bir strateji ile yol alınması ne kadar mümkündür? Artık herkes biliyor ki, terörizmle mücadele, “bütüncül” yaklaşmayı gerektiren bir mücadeledir, sadece güvenlik güçlerince yürütülecek bir mücadele değildir. Devamı…



İYİ PARTİ’DEKİ GELİŞMELERİN DIŞ POLİTİKAYA DAİR ÇAĞRIŞIMLARI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

İç politika ile dış politika arasındaki karşılıklı bağımlı ilişkiyi bilmeyen yoktur. Bu karşılıklı bağımlılık, son 30 yılda (Sovyetlerin dağılmasından sonra) dış politikanın iç politika üzerindeki ağırlığının arttığı bir şekle dönüşmüştür. İç politikalar, artık daha çok dış politikalar üzerinden yürütülür olmuştur. Öyle ki, bir taraftan Rusya’nın, Çin’in, hatta İran’ın bile, ABD’de yapılan son Başkanlık seçimine nüfuz etmeye (seçimi etkilemeye) çalıştığı ileri sürülüyor. Diğer taraftan Başkan Trump’ın seçim kampanyası sırasındaki bazı dış politika tasarrufları, Başkanlık seçimini lehine etkileme amaçlı olarak görülebiliyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)/Sayın Erdoğan iktidarının, 2002’de nasıl iktidara geldiğini de biliyoruz, herkes hatırlıyordur.

Dünyada ve Türkiye’de durum böyle olunca, Türkiye’de iç politikaya ilişkin gelişmeleri, dış politikadan (uluslararası ilişkilerden) bağımsız olarak düşünmek ve değerlendirmek yanlış olacaktır. Çünkü bu, sağlıklı, isabetli sonuçlara ulaşılmasına, yani ileriyi isabetle öngörmeye manidir.

İşbu yazı, belirtilen çerçevede, İyi Parti (İP)’de, İstanbul Milletvekili Sayın Ümit Özdağ’ın İP’in İstanbul İl Başkanı Sayın Buğra Kavuncu ile ilgili açıklamaları/iddiaları ve bu açıklamaların/iddiaların kendisinin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin liderliğine “oynaması” olarak gören haber/yorumlar[1] üzerine ortaya çıkmış, bunların çağrışımlarının ürünü olan bir yazıdır.

Şöyle başlayayım… Devamı…



RUSYA’NIN ATİNA BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

Atina’daki Rusya Büyükelçiliği, twitter hesabından, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin tüm devletlere karasularını 12 mile kadar çıkarma hakkını verdiğine dair bir mesajı kamuoyu ile paylaşılmış. (Sözcü, 16.10.20, s.14)

Rusya’nın Atina Büyükelçiliğinin bu paylaşımı, Türkiye açısından, çok anlamlıdır.

Evet, doğru. 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesinde, her devletin karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahip olduğu ve bu genişliğin 12 deniz milini geçemeyeceği öngörülmüştür ama, bu, bir genel hükümdür. Bu genel hükmün yanında, Sözleşme’nin 15. maddesinde bir de özel bir hüküm vardır ve burada da, sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletlerin karasularının nasıl sınırlandırılacağı ayrıca öngörülmüş, hem karşılıklı anlaşmaya, hem de bu durumdaki devletler için “tarihi haklara” ve “diğer özel durumlara” işaret edilmiştir. Devamı…


ÖNCEKİ GELİŞMELER VE ANALİZLER


SAYIN BAHÇELİ HDP KONUSUNDA “YÖNTEM” HATASI YAPIYOR OLABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, ASCMER Başkanı

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, HDP konusunda dikkat çekici bir çıkış daha yaptı, bir defa daha bu partinin kapatılması için harekete geçilmesini istedi. Bu seferki çıkışı öncekilere göre daha ileri ve kararlılığı yansıtıyor. Çünkü diyor ki, eğer harekete geçilmez ise, MHP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde harekete geçecek…

Hiç şüphesiz, parti kapatmak, demokratik siyaset bağlamında, en son önlem olmak durumundadır. Fakat eğer AKP/Sayın Erdoğan iktidarının HDP’li siyasetçiler konusunda münhasıran 2014’den başlayarak bugüne doğru atmış olduğu adımlar ve aynı dönemde yargı yerlerince HDP’li siyasetçiler hakkında verilmiş mahkûmiyet kararları ile açılmış-başlatılmış devam eden davalar-soruşturmalar dikkate alınırsa, sıra en son önlem olan parti kapatmaya gelmiş demektir. AKP/Sayın Erdoğan iktidarı, HDP hakkında 5-6 yıl öncesine götürülebilen bir süreci başlatmıştır. Bu süreçte bugüne kadar yaşananlar, süreci, bugün parti kapatma aşamasına getirmiştir. Devamı…



SORULARLA “SÖZDE” TARTIŞMASI: ANAYASA NE DİYOR, UYGULAMADA DURUM NEDİR?

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

Ana muhalefet partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine, kullandığı “sözde Cumhurbaşkanı” ifadesi için, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 1 milyon liralık tazminat davası açılmış…

Duruma, üzüldüm.

CHP’li değilim, siyasal çizgim belli, biliniyor, Sayın Erdoğan’ın Sayın Kılıçdaroğlu aleyhine yine yüklü miktarda yeni bir tazminat davası açmasına, üzüldüm.

Gelişmeleri medya üzerinden imkânlarım ölçüsünde takip etmeye çalışıyorum ve siyasetteki bu tablodan yoruldum, rahatsızım.

Gelişmelerden çıkardığım, Sayın Erdoğan’ın, hem Cumhurbaşkanı hem de AKP Genel Başkanı şapkasını taşımasına rağmen ve sözleri/tasarrufları genelde AKP Genel Başkanı şapkasına işaret ederken, bu işaretten yola çıkılarak demokratik siyasetin doğası gereği kendisine tevcih edilen eleştirileri çoğunlukla Cumhurbaşkanı şapkası ile karşıladığıdır. Öyle bir tablo algılıyorum ki; Sayın Erdoğan, açık olarak iktidar partisine terettüp eden, iktidar partisi ile ilgili iş ve işlemlerde Cumhurbaşkanı şapkası ile yer alıyor, bu iş ve işlemler için yine demokratik siyasetin doğası gereği muhalefet partilerinden bir eleştiri gelince bunları da yine Cumhurbaşkanı şapkası ile karşılıyor. Açıkça kendi partisine ait etkinliklerde, partisi adına yapılan açıklamalarda, AKP Genel Başkanı sıfatını değil, Cumhurbaşkanı sıfatını duyuyoruz.

Anayasaya baktım.

Mevcut ve yürürlükte olan Anayasa, Cumhurbaşkanı sıfatı ile Sayın Erdoğan’a yetkiler verdiği kadar sorumluluklar da yüklemiştir. Uygulamadan öyle anlıyorum ki, Sayın Erdoğan’ın, bu yetkilerini kullanmadaki yaklaşımı ile, sorumluluklarını yerine getirmedeki yaklaşımı farklıdır. Yetkilerini sonuna kadar kullandığını görüyorum ama, sorumluluklarını yerine getirmede soru işaretleri olduğunu düşünüyorum. Oysa herkes biliyor ki, demokratik siyasetin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden biri de, yetki-sorumluluk dengesidir. Yasama ve yargı gibi anayasal kurumlar, bu dengenin korunmasına nezaret eden kurumlardır. Ve bu kurumların etkin/işlevsel olması, demokratik siyaset ve hukukun üstünlüğü bağlamında son derece önemlidir.

Bu hususlar ışığında, gelin Cumhurbaşkanı’nın Anayasa ile tayin edilmiş konumuna bir bakalım.

Anayasa’nın 103. maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde “andiçmesi” (yani söz vermesi) öngörülüyor. Bu andın metnine baktım ve metne baktıktan sonra ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez aklıma gelen şu soruları sorma ihtiyacı duydum:

i. Ülkede, kendisini Anayasa ile bağlı görmeyen hâkimler var mı, yok mu?

ii. Ülkede, hukukun üstünlüğüne saygı var-yok tartışması yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

iii. Ülkede, Atatürk ilke ve inkılapları ile laik Cumhuriyet ilkesine yönelik “adeta” sistemli bir hedef alma ve bunları aşındırma çabası var mı, yok mu?

iv. Ülkede, milletin huzuru ve refahı ne durumda, bu konuda ne söylenebilir?

v. Ülkede, vatandaş adalete nasıl bakıyor, adalet konusunda ne düşünüyor, adalete güven duyuyor mu?

vi. Ülkede, insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanma durumu nedir, bu konuda ne söylenebilir?

vii. Ülkede, vatandaş, ülkenin itibarı konusunda ne düşünüyor?

viii. Ülkede, vatandaşlar, Cumhurbaşkanı’nın üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için çalıştığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu?

ix. Ülkede, Cumhurbaşkanı’nın herkesin Cumhurbaşkanı olduğu mu, olmadığı mı, konuşuluyor?

Lütfen, önce Cumhurbaşkanı’nın görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde içtiği anda (“Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda” verdiği söze) bir bakın, sonra da and metnini ülke siyasetindeki mevcut tablonun etkisinde ister istemez insanın aklına gelen yukarıdaki sorularla birlikte bir değerlendiriniz. Ne düşünüyorsunuz? Elinizi vicdanınıza götürerek söyleyiniz, aklınıza ne geliyor? Bu konular, bu ülkenin siyasetinde bir siyasal parti olarak faaliyet gösteren muhalefetin doğal ilgi alanına giren eleştiri yöneltebilecekleri konular değil midir? Sormak isterim; Sayın Erdoğan’ın bu tür eleştirileri Cumhurbaşkanı şapkası ile mi karşılaması, yoksa AKP Genel Başkanı şapkası ile mi karşılaması doğrudur?

Yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/2 maddesinde, Cumhurbaşkanı’nın, Devlet başkanı sıfatıyla, Türk Milletinin birliğini temsil edeceği öngörülüyor. Bu ifadeden, Cumhurbaşkanı’nın, kendisine oy versin-vermesin bütün vatandaşları kucaklaması, söz ve tasarrufları ile herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu göstermesi gereği çıkar mı, çıkmaz mı? Çıkar diyorsanız, Türkiye’deki mevcut tablodan bu çıkarılabiliyor mu? Toplumda, Cumhurbaşkanı’nın kendisine oy vermeyen-muhalif kesimi karşısında bir yere oturttuğu algısı var mı, yok mu? Toplumda bir kutuplaşmadan-ayrıştırmadan hemen herkes söz ediyorsa, bunu konu bağlamında nasıl anlamak, yorumlamak uygun olur?

Bir de, yine mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın 104/18. maddesi var. Bu maddede de, Cumhurbaşkanı’nın kanunların uygulanmasını sağlamakla görevli olduğu öngörülüyor. Peki, vatandaş, kanunların gerektiği gibi uygulandığını düşünüyor mu, düşünmüyor mu? Örneğin, 5816 sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” varken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alan ve suç teşkil eden fiillerin bir türlü önünün alınamamasını, sizce nasıl anlamak uygun olur? Siz hiç “Siyasi partiler, Türk Milletinin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Atatürk’ün şahsiyet ve faaliyetlerini veya hatırasını kötülemek veya küçük düşürmek amacını güdemez.” şeklindeki, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 85. maddesini ihlalden bir siyasal parti hakkında yasal işlem yapıldığını işittiniz mi, okudunuz mu? Keza siz, hiç “Türk Milletini aşağılayıcı” söz ve fiiller için Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin işletildiğini işittiniz mi, okudunuz mu? Bunlar sadece birer örnek. Ülkede,  “Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiği, yargının yürütmenin kontrolüne girdiği, konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu? Eğer konuşuluyorsa, buradan, kanunların uygulanıp uygulanmadığı konusunda nasıl bir çıkarsamada bulunulabilir?

Yukarıda belirtilenler ışığında, vicdanı elden bırakmadan, olana (mevcut duruma) bakarak, lütfen söyleyiniz; mevcut ve yürürlükte olan Anayasanın Cumhurbaşkanı ile ilgili hükümlerine tam bir uyarlıktan söz edilebilir mi? Eğer söz edilemeyecekse, olan (yani mevcut durum), “sözde” ifadesinin kullanılmasına adeta “çanak tutmuş” olmuyor mu?

Bilemiyorum.

Ancak görebildiğim,

i. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı şapkası ile AKP Genel Başkanı şapkasının kullanım yerlerinin ciddi şekilde biri birine karışmış olduğu, bu konuda bir belirsizliğin bulunduğu, bu durumun siyasette kaosa yol açtığı, yargıyı zora soktuğu ve bu durumun “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” söylemi üzerinden anayasal bir krize doğru yol aldığı,

ii. Sayın Erdoğan’ın, bu durumu düzeltebilecek, bu gidişi durdurabilecek, bir konumda bulunduğu,

iii. Kamuoyunda, Mahkemelerin bağımsızlığı”na ve “Hâkimlik ve savcılık teminatı”na dair Anayasa hükümlerinin anlamını yitirdiğinin ve yargının yürütmenin kontrolüne girdiğinin ciddi şekilde tartışıldığı bir ortamda, Sayın Erdoğan’ın muhalefet partilerden ve muhaliflerden gelen açıklamalar için tazminat talepleriyle sıkça yargıya müracaat ediyor gözükmesinin, hukuksal açıdan buna hakkı olmakla beraber, kamu vicdanını rahatsız ettiğidir.

İşbu yazı, kişisel vicdani rahatsızlığın ürünüdür.

13 Ocak 2021 Devamı…



CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ’I ANMA MESAJI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, ebediyete intikal edişinin 9. yılında rahmetle, şükranla ve özlemle anıyorum.

Denktaş, hayatını Kıbrıs Türk Halkına adamış; sahip olduğu mücadele adamı, mücahit, hukukçu, diplomat, devlet adamı ve lider kimlikleri, Kıbrıs Türk Halkının yok olmanın eşiğinden müstakil ve egemen bir devlete kavuşmasında ifadesini bulmuş; Türk Milletinin içinden çıkmış, Türk Milletinin büyüklüğünü ve Türk’ün ne demek olduğunu günümüze taşımış; mücadele ile geçmiş hayatı, yetişen Türk Gençliğinin güç ve ilham kaynağı olan değerli bir şahsiyettir.

Büyük Türk Milleti, varlığını Türk varlığına adamış Rauf Denktaş’ı asla unutmayacaktır.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Bu vesileyle, Şubat 2019’da aramızdan ayrılan, eşi Aydın Denktaş hanımefendiyi de, rahmetle ve şükranla anıyorum. O’nun da ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

ASCMER Başkanı

13 Ocak 2021, Ankara Devamı…

"DİĞER KONULAR/DUYURU KÖŞESİ" ÖNCEKİ YAZILARI

E-mail: bilgi@ascmer.org

Tel: +90 532 414 48 98

Dükkan
© 2014 Tüm Hakları Saklıdır. Sitedeki yazılar ve analizler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.